27 Şubat, 2010

ahmet inam'la seyahat ve seyyahlık üzerine yeniden düşünmek...

Hikayenin başını biliyorsunuz. Burs adaylarından olan Murtaza, 'ona özel' görevini gerçekleştirmek üzere Prof Dr Ahmet İnam'ın kapısını çalmış. Birlikte seyahat ve seyyahlık üzerine düşünsel bir yolculuğa çıkmışlar. Bu yazı, o yolculuktan sonra, Murtaza Biçici tarafından yazılmıştır.

***
Yollar bize ne kazandırabilirdi, yollarda neyi bulabilirdik, gezeceğimiz yerlerde bir şey mi bıracaktık, merak ettiğimiz bir şeyler mi vardı da geziyorduk; yollarda ne arıyorduk biz?
Soru sormalı elbet, güzeldir soru sormak. Ama bir şeylere anlam vermek de gerek. Hayatı anlayabildiğimiz, farkedebildiğimiz kadar yaşıyorsak, eyleyişlerimizi de tanımlamalıyız. Ahmet İnam ile yolculuğumuza 'seyahat etmek' üzerinden başlıyorduk. Tam da anlamlandırmayla, tanımlamayla... 'Seyahat etme'ye anlamını verecektik kendimizce. Ahmet Hoca, 'insan dış dünyasında yaptığı seyahati iç dünyasında da yapabildiği ölçüde seyahat etmiş olur' diyordu. Yaptığımız yolculukları anlayıp anlamlandırabildiğimiz kadar, hissedebildiğimiz kadar gezmiş olacağımızı söylüyordu. Evet, yaptığımız yolculukların, arzuladığımız yollarda olabilmenin yer değiştiriyor olmanın ötesindeki anlamını kazandırmamız gerekiyordu. Öyle anlam yüklemeliydik ki yollara, belki en çok aylak aylak yürümekte, sarhoş sarhoş dolaşmakta gizliydi bu anlam... Belki de her farklı sokakta sevişmekte ya da alakasız bir anda bir manzarada gizliydi bu anlam, belki de herhangi bir farklıda... özgürlükte gizliydi. 'Özgür olmak' diyordu Ahmet Hoca, haritasızlıktan, kaybolmaktan söz ediyorduk. 'Bir yeri tanımak, anlamak için, oranın insanlarıyla konuşmalı, dilini duymalı, yemeklerini yemeli, orada kaybolmalı. Orayı hissedebilmeli' diyordu Ahmet Hoca. 'Turizm kültürü'nden bahsettik. Gezdim gördüm demek için yapılan gezileri, tur şirketleriyle gezilere gidip o gezilerde komşu çatlatmak için fotoğraf çekmeyi 'seyahat etmek'ten ayırıyordu Ahmet Hoca. Düşünmeden edemiyoruz tabi, bize sokulan tüketim kültürünün ve onun yarattığı ilişkilerin neresinden bir özgürlük çıkarabilirdik?

'Seyyahlık' üzerine devam ediyorduk yolculuğumuza, güzel bir kelime eşlik ediyordu bize; değişim. 'Yolculuktan kendine bir şeyler katabilmeli, yaşadıklarının, gördüklerinin kendine bir bakış açısı edindirmesini sağlamalı' diyordu Ahmet hoca. 'Değişebilmeli' diyordu. 'Yollar insanı ne kadar değiştiriyorsa insan o kadar geziyordur' diyordu. 'Yolculuğu çıkmadan önceki insan ile yolculuktan sonraki insan aynı olmamalı' diyordu. Elde olmadan bir şey daha gülümsüyordu... Elif Şafak'ın satırlarıydı sanırım; 'seven insan değişmeli, eğer yeterince değişmediyse yeterince sevememiş demektir'. Gülümseyen buydu evet; sevda. Değişmekten, değiştirmekten, yollarda olmaktan, sevmekten yana oldukça... daha çok soru sorup, kendimizi sürekli aşarak her şeyi hep daha fazla yaşamanın yolundaydık. Yolculuk, Ahmet Hoca ile olan yolculuğumuz gibi sürekli farklı yerlere götürecekti bizi.

Ahmet Hoca'yla sohbetimizde bir yolculuğu bulmayı denedik. Sohbetlerde yolculukları, yolculuklarda sohbetleri bulabildiğimiz kadar onları yaşayabileceğimizi gördük. Ne yolculuklara, ne seyahatlere bir sınır koyduk, ne de özgürlüğe... Kelimelerle sınırlanamayacak şeyler yaşanmak içindir. Kelimeler en fazla onlardan selam söylerler... ve ben de şu an yapabileceğimin en fazlasını yapıyorum, sizi selamlıyorum, biz olabilmeyi selamlıyorum.

Son olarak hala üzerine düşünebilmek için, ufkumuzu açmak için bir soru şartsa ki; soru olanlar şart oldukları için değil, var oldukları yere sığmadıklarından soruydular:

Ahmet İnam soruyordu:
'Seyahat... ama nasıl seyahat?'
Mırıldanabilirdim artık:
'Yollar... ama yol olan ne?'

4 yorum:

ucanhali dedi ki...

Değişmek… işte benim insanlarla konuşmaktan, kitap okumaktan, film izlemekten vs… ve tabii seyahat etmekten anladığım bu. İnsan hiçbir koşulda durağan değil, yerinde oturuyorsan çürüyerek değişiyorsun, hareket ediyorsan olgunlaşarak. Bu bir kişilik meselesi belki de. Tüm dünyayı gezmiş ama yetiştiği çevrenin zihniyetine hiçbir şey ekleyememiş insanlar tanıyorum, kısıtlı imkanları içinde sormuş sorgulamış ve ufkunu genişletmiş olanlar da.
Bir de “hayatı izleme” veya “hayatı yaşama” durumları var. Pek çok insanı dinleyebilir, yazdıklarını okuyabilirsiniz. Şüphesiz gereklidir. Ama kişinin kendi deneyimleri olmayınca hepsi bir parça kısır kalıyor. Onlar kişiyi harekete yönlendiren ateşleyiciler olmalı ancak. Elimizdekilere sözle şükran etmek neye yarar değerlendirmiyorsak? Madem elimize bir hayat verildi, bunu en güzel şekilde değerlendirmeliyiz. Dünyayı olabildiğince iyi ve kendi deneyimlerimizle tanımalıyız. Seyahat etmek, en keyifli yolu bunun. Yeri gelince yerküre üzerinde, yeri geldiğinde kendi şehrimizin gözden kaçmış yerlerinde seyahat etmek… Alıştığımızın, bildiğimizin ötesini görmek, yaşamak; gelişerek değişmek…. Bu düşüncelerimi anlattığımda çevremdeki pek çok insan “Gezince, değişince ne oluyor?” diyor. Şu cevabı veriyorum. “Değişince ne olur, orası meçhul ama değişmeyince hiçbir şey olmadığı kesin.”

ceviz_ezmesi dedi ki...

Gezmek ama nasıl?
kendinizde gezdiğiniz ortam ile
etkileşme gücüne sahip olarak gezmek bence böyle davranmaktan
elde edilecek en verimli sonuç
olur. Taşına ayağınız değmeden
yolunda yürümeden, havasını solumadan yani kısacası ortamdan bir parça olmadan gezmenin olmayacağına inananlardanım.
Ana fikir nedir dendğinde birkaç özlü, ayağı yere basan cümleyle, kendi elde ettiğiniz veriler ve bu verileri elde ederken aldığımız haz en önemlisi. Ünlü şairin dediği gibi "Yaşadıklarımdan öğrendiğim birşey var " diyebilmek belki de...
Finalistimizi kutluyorum farkındalık yaratmaktaki ustalığı ve değeli Hocamız Prof. Dr. Ahmet İnam' dan aktararak verdiği bilgiler için.
Dr. Ülkü Bayhan
Mehmet Akif Ersoy Üniversitesi
Farabi Koordinatörü

ralayaK kreB ikaB dedi ki...

Farkındalık. Yaptığımız işlerin farkında olmadıkça, onları sorgulamadıkça sadece basit ve olağan bir yüzeyselliğe itiyoruz yaşamımızı. Kimi zamanlar görünenin arkasındakini görmemiz gerekir. Herkes bakabilir ama algılamak, görmektir. Değişmek bir gereklilikten öte gerçekliktir. Gerçekten yaşıyor muyuz? Yoksa bize sunulan her ne ise onu yaşam olarak mı kabul ettik? Gezmek için mi yaşayacağız yoksa yaşamak için mi gezeceğiz? İnvert şekerin tadı bambaşka. Cesaret mi bizi yollara atar yoksa yollar mı bizi cesur kılar?

İnsan sorguladığı ölçüde farkındadır.

Ne demiş Mr.Sokrates:
''Sorgulanmayan hayat yaşanmaya değmez.''

Sevgilerimle.

Adsız dedi ki...

"kişi, kendini yeniden bulandır." Oruç Aruoba'nın Yürüme kitabında yazıyordu ve öyle çarpıcıydı ki..Devinimler için "seyahat".ve yine Oruç Aruoba'dan: -SEN SÖYLE (ECEHANIM,MERT ARKADAŞIM)-NE KADAR OLDU OLMAYALI?
Dilan