07 Şubat, 2010

finalist # 5: maya zeynep otaran

Geceydi Gündüzdü bir Gezginin Düşüydü

Üçümüz 'ofis'te oturmuş, o günkü görevlerimizin verilmesini beklerken saat sabah 9’u bulmuştu. Nairobi’de küçük bir yetimhane olan House of Mercy'de (Merhamet Evi) gönüllü olarak çalışmaya başlayacağımız ilk günü heyecanla beklerken, çocuklar dersten çıkıp, sabah molası verdiler. Onlar için oyun zamanıydı. Avlu birden küçük, canlı ve birbirinden hareketli ufaklıklarla doldu; avluda oyun oynamaya başladıktan kısa bir süre sonra bizim ofisteki tedirgin varlığımızı fark ettiler. Bazıları bu varlığı yok sayarken bazıları kocaman, koyu, parıldayan gözlerini üzerimize dikti. Bizse, açık bırakılmış kapının ardından onların oyun oynayışlarını seyrettik; olduğumuz yerde tek bir hareket yapmadan ve sanki onlar bu dünyaya ait birer canlı değilmiş gibi. Bizim varlığımıza daha fazla kayıtsız kalamayan bazı çocuklar, açık kapının ardından bize utangaç bir şekilde el sallayıp, yüzlerini şekilden şekle sokuyor, sonra bizim bakışlarımızı yakaladıkları anda kaçıp gidiyorlardı. Bir süre her birimiz kendi taraflarımızda durduk, buluşmak için bir adım atmaya cesaret edemeyip, görünmez bir duvar gibi bizi ayıran açık kapının ardından kararsızlıkla bakmaya devam ettik. Onlar orada, küçücük ve inanılmaz bir şirinlikle bizimle bağlantı kurmaya, biz bu tarafta, onlardan yaklaşık yirmi yaş daha büyük olmamıza karşın, benzer bir heyecanla buna karşılık vermeye çalışıyorduk. Yaş farkına rağmen biz de henüz genç ve deneyimsizdik, orada durup aynı onlar gibi el sallamak ve komik yüzler yapmaktan başka elimizden bir şey gelmiyordu. Bizi o an gören onların eğitimlerine destek olmak için değil palyaçolar gibi eğlendirmeye geldiğimizi sanırdı. Yarım saat kadar sonra (Kenya’da her şey uzun bir zaman alıyordu) öğretmenler ofise geldi ve avluya çıkıp çocuklarla oynayabileceğimizi söylediler. İşte o anda, uzun bir süredir merakımızı cezbeden o kapıdan adımımızı attık; çocuklar koşarak bize geldiler, ellerimize, bacaklarımıza sarıldılar, kucakladılar; sonunda bizi ayıran görünmez duvar yok olmuştu! Birbirimizin gözlerine bakarak, gülümseyerek, hem fiziksel hem de duygusal bir paylaşım yaşama şansını yakaladık. İlk başta, bilinmezliğin getirdiği korku nedeniyle hissettiğimiz gerginliğe ve kaygıya hiç gerek olmadığını anladık. Orada kaldığımız sürece giderek güçlenen ve ayrıldıktan sonra da anılarımızda, düşünce ve duygularımızda süre giden bir bağ kurduk. Öyle bir bağ ki bizim sonraki yaşamlarımızda ve yaptığımız seçimlerde de etkisini gösterecekti.

İşte seyahat etmenin benim için taşıdığı anlam bu. Her zaman bizi dünyanın geri kalanından ayıran kapılar vardır. Bazı kapıların ardını görebilirken bazılarını görmemiz mümkün değil. Çoğu zaman kapının ardında kalanlardan korkarız çünkü orada bizi bekleyen dünya hakkında bir bilgimiz yokken, bulunduğumuz yer bize güvenli ve rahat gelir. Kapı açıksa genellikle bu korkunun nedeni kapının ardında gördüklerimizin şimdiye kadar yaşadığımız ve bildiklerimizden farklı olmasıdır. Ama o kapıdan her şeye rağmen adımımızı atmayı başarırsak bizi bekleyenlerin sandığımız kadar uzak ya da yabancı değil, çok daha yakın ve tanıdık olduğunu fark edebiliriz. Ve eğer şanslıysak bizi bekleyenler o adımı attığımızda bizi sıcacık bir kucaklamayla karşılarlar. Tanımadığımız ve beklentilerimizin belirsiz olduğu bir yere gitmekten çekiniriz; oysaki kendimizi hayranı olduğumuz kapalı çevrelere hapsedersek, hayatın neden ibaret olduğunu anlama fırsatını elimizden kaçırır, bilemediğimiz geleceğimizden de daha çok ürker hale geliriz.

Gezdiğim her ülkede pek çok insanla, pek çok geçmişle ve pek çok gelecekle karşılaştım. Bu deneyimler bana, sadece çevremi değil kendimi de tanıma fırsatını sundu. Kenya’da benden çok daha farklı bir şekilde yetiştirilmiş kız çocuklarının oyunlarında kendi çocukluğumu gördüm. Tanışma şansını elde ettiğim her yeni insan, yeni yer ve yeni kültür kendimi biraz daha anlamamı sağladı. Buna rağmen daha dünyayla ve kendimle ilgili keşfetmem gereken çok şey var. Önümde duran, beni farklı dünyalardan ayıran açık kapılardan diğer tarafa adım atma cesaretini şimdiye kadar ailemin desteğiyle gösterebildim; ama artık cesaretimin yeterli olmadığı bir noktadayım. Bu yıl üniversiteyi bitiriyorum ve ben o kapılardan geçme cesaretini içimde barındırsam da henüz kapalı olan bu kapıları açmak için, öncelikle sizin desteğinize ihtiyacım var. Biz öğrencilerin, dünyanın bizim için neler sakladığını, olağanüstü güzellikleri ve dayanılmaz felaketleriyle birlikte görebilmemiz sizlerin ellerinde. Charles Darvin "Hayatta kalan, türlerin en güçlüsü değildir, en zekisi de değildir. Hayatta kalan değişime en çok ayak uydurabilendir" demişti. Dünya hızla değişiyor. Değişen bu dünyada değişime ayak uyduran hayatta kalacaksa kimse bunu oturduğu yerden yapamaz. Vereceğiniz bu bursla ben kendimi değişikliklere açarak hayatta kalma şansımı artırmak ve kazandığım deneyimle başkalarının yaşama tutunmalarına yardımcı olmak istiyorum. Bu senenin sonunda mezuniyetimle birlikte adım atacağım iş dünyasına girmeden önce sizler tarafından açılacak o kapıdan bir kez daha geçmek ve deneyimlerimi paylaşmak istiyorum. Çünkü ben yaşamın anlardan oluştuğunu ve atacağımız en önemli adımın bu anlara doğru açılan kapılardan geçmek olduğunu biliyorum. Bir düşüm var, gerçekleştirmenizi rica ediyorum.

***

Bilkent Üniversitesi'nde Uluslararası İlişkiler son sınıf öğrencisi olduğunu ve geçen yılı değişim programı öğrencisi olarak University of California'da geçirdiğini bildiğim, 21.5 yaşındaki Maya'nın, "bu bursla kendimi değişikliklere açarak hayatta kalma şansımı artırmak ve kazandığım deneyimle başkalarının yaşama tutunmalarına yardımcı olmak istiyorum" sözleri, seyahat bursu fikrinin altında yatan en önemli sebeplerden biri.
Bursun duyurusunu yaparken, yollarda olmaya ihtiyaç duyan öğrenciler aradığımı söylemiştim. İhtiyaçtan ne anladığımı açıklarken de, maddi yetersizlikten -farkındaysanız- hiç bahsetmemiştim. O yüzden meselenin bu boyutunu gereğinden fazla kurcalamaktan lütfen vazgeçin:)

6 yorum:

hirondelle dedi ki...

değişime ayak uydurmak ve sonra o değişimin parçası olmak. seyahat güdüsünü darwin'den lıntılar yaparak açıklayan bir gezgine fazlasıyla ihtiyacımız olduğuna inanıyorum.

Adsız dedi ki...

En basarılı Maya Zeynep. Tartışmasız o hak ediyor. Umarım herkes bunun farkındadır.

Adsız dedi ki...

Maya'nin yazisi gencligin tecrubesizligi ve bilgeligini ayni anda hissettirdi. Degisik gezilerden izlenimlerini merakla bekliyorum.

Adsız dedi ki...

''En basarılı Maya Zeynep. Tartışmasız o hak ediyor. Umarım herkes bunun farkındadır.''

Bu nasıl bir yorum ya! yazmayayım bişey dedim ama tutamıyorum kendimi.
Hayır, yazısını sunmuş arkadaştan da götürüyor birşey katmadığı gibi.

Daha tüm yazılar yayınlanmamış, buraya yazılan cümlelere bak! Emin ol herkes bir farkındalığa sahip, sen umsanda ummasanda!

Başvuru yapan arkadaşların hepsi hakediyor, keşke hepsi aynı anda gitse! :-( gelecek yıllar için iyi fikir bu arada:-)

Adsız dedi ki...

Onyargilardan uzak, sicacik bir yaklasim. Bizi de onyargilarimizi bir kenara koymaya, kendimizi ruzgara birakip ani yasamaya cesaretlendiriyor.

Adsız dedi ki...

Bursu kim hak ediyor, karar veremiyorum. Çok fazla finalist var ve hepsi çok parlak, istekli gençler. Aralarından 5 tane finalist seçmek çok zor. Ama eğer jüri üyelerinden biri olsaydım finalistlerden biri kesinlikle maya olurdu.

Bilkentli diye ihtiyacı yok bursa gibi bir yorum yanlıştır. Finalistleri gittikleri üniversiteye göre karşılaştıracaksak o zaman başvurulara zorunluluk olarak konulmalıydı. Özlem Hanımın belirttiği gibi bursu en çok hak eden kazanıyor. Mayanın edebi yazısı hak ettiğini göstermiştir.