12 Şubat, 2010

finalist # 7: selen yamak

Merhabalar,

Ben Selen Yamak. ODTÜ Uluslararası İlişkiler 2. sınıf öğrencisiyim. Böyle bir bursun ve böylesi insanların varlığından ne kadar heyecanlı ve mutlu olduğumu anlatamam. Bu heyecanımı ise şu günlerde tekrar tekrar hissettiğim kendimi keşfetmenin verdiği heyecanla kıyaslayamam. Kendini bulmak, hayatta yaptıklarını ve yapacaklarını anlamlandırmak demek benim için.

Dün evde yapmam gerekenler ve sorunlar içinde kendimi bulduğum bir anda yapmak istediklerimi düşündüm. Gitmek istediğim yerleri düşündüm. Aklımdaki öncelikli planım İran-Pakistan-Hindistan hattı. Heyecan bastı birden. İçim dolu dolu oldu. Geçen yazım geldi aklıma. Bir yıllık para biriktirmelerin ardından geçtiğimiz yaz tek başıma Suriye’ye gittim. İki ay kadar Suriye ve Lübnan’ı gezdim. Ama sadece gezmek değildi yaptığım. Sadece bir turist olmadım gittiğim yerlerde, 'olabildiğince' anlamaya da çalıştım oradaki yaşamı. Arkadaşlarım oldu hala görüştüğüm, biri şu günlerde Türkiye’ye gelmeyi düşünüyor. Benzerliğimize şaşırdım, farklılığımıza da... Nasıl da uzaklaştırılmışız kendimizden şaşırdım. Nasıl da en yakınımızdakine yabancılaşmış, biz de bize yapıldığı gibi küçük görmüşüz kendi "doğu"larımızı. Kırmızı Başlıklı Kız olmak istemişiz hepimiz küçükken, Şehrazat’ın varlığını bile bilmeden...

Suriye’de bir gazetecinin evine konuk oldum. Çeşitli pişirilmiş etler ve votkadan biraya içkilerle donatılmış bir masa etrafında Nazım Hikmet’in dizelerini Arapça dinledim. Aziz Nesin’den konuştuk. Avrupa ve Rus Edebiyatı keza biliniyordu masadakiler tarafından. Bahsettiğim gazeteci Türkiye’ye gelmiş bir kez ve burada geçirdiği birkaç gün içinde kulağına "Pis Arap!" lafı çalınmış. Kendimden öyle utandım ki. Cahilliğimden utanıyordum aslında. Onlarsa benim onları biraz olsun anlama ve anlatma çabası içinde oluşumu öyle değerli ve cesurca buluyorlardı ki çocuklarına beni örnek göstereceklerini söylediler. Yine utandım.

Geçenlerde yine arkadaşlarla oturuyoruz çaylı kekli bir masa etrafında. Arkada BBC açık, televizyon eşlik ediyor bize. Az sonra bir haber: Pakistan’da bir patlama sonucunda 93 kişi hayatını kaybetti. Bir anda sessizlik oluyor aramızda. Ardından başka bir haber geldiğinde sessizlik çekiliyor yavaşça ve yerini yine sohbet alıyor. Unutuluyor belki birkaç dakika içinde "izlediklerimiz". Bir belgesel gibi "bugünsüz" ve "bizsiz" izlediklerimiz. Şaşırıyorum zamanın değil ama mekânın, mesafenin oyununa. Bize öylesi bir oyun oynuyor ki hislerimizi alıyor bu oyun, insanlığımızı törpülüyor, bizi kör, sağır ediyor hiç beklemeden... Bu kadar bencil olabilir miyiz gerçekten? Bu kadar bencil olabilir miydik gerçekten eğer bu patlamalar yüz metre ötemizde olsaydı? Yine biz değil, tanımadıklarımız ölseydi ama patlamayı biz de duysaydık, bizim de içimizde bir bomba patlasaydı onunla birlikte, biz de patlamanın rüzgârını hissetseydik yüzümüzde, evimizin önündeki ağaçta, her gün ekmek aldığımız büfede ve okşamadan geçmediğimiz tanıdık sokak köpeğinde? Bize dokunmaması mıydı onu unutulur kılan? Aramızdaki mesafe miydi? Bilmemekti belki de... Oradaki insanı bilmemek, hiç ona dokunmamış olmak, oradaki çiçeği hiç koklamamış olmak; yani kaybettiklerimiz ne olduğunu bilmemek! Onun insan olduğunu bilmemiz ancak birkaç dakika acıtabiliyor içimizi ama fazlası gerekiyor. Anlamalı orayı, oradaki zamanı. Anlamalı ki oralar sadece "uzaktaki" olsun, "öteki" değil. Anlamalı ki uzaktakinin de sevinçlerini, sorunlarını öğrenesin ve içselleştirebilesin olabildiğince. Senin de sorunun olmalı senin de sevincin olmalı ki soruna sen de çözüm arayasın sadece üzülmek yerine, sevincine sen de ortak olasın. Evet, işte bu yüzden gitmek gerek Filistin’e, Pakistan’a. Anlamak için, anlatmak için.

Giderim sadece bu yüzden, gittiğim yerin insanını, sokağını, sokak köpeğini de benimmiş gibi seveyim, önemseyeyim ya da benim olmayanları da sevmeyi öğreneyim diye. Sonra da koruyayım artık bana uzak sokakları da!

Kendimi keşfettim artık. Ben bir rüzgâr olmalıyım. Her yola gitmeli, her dağın her çiçeğin kokusunu duymalı, her eve girmeli, dilediğimce esmeliyim yollarda! Engeller yok değil. Tabii ki her şeyin başında maddi engeller... Eğer bu burstan faydalanma şansım olmazsa bile ne yapıp edip, başka yerlerde de çalışıp en azından İran'a gideceğim bu yaz. Ama yetmiyor ki! Engel tanımak istemiyorum artık! Yazmışsınız ya siz de "seyahat kimileri için bir ihtiyaçtır" diye, işte bende öylesi bir hale gelmiş. Dün bir kere daha nefes aldığımı hissettim.

Selen Yamak- Ankara

***

Meğer ben ODTÜ'de ne popülermişim! Başvuruların 1/3'ü ODTÜ'den oldu sanırım.

9 yorum:

Adsız dedi ki...

En iyi okulun en iyi öğrencileri nerede peki? Liderlik seminerleri ve İtalyanca kurslarından pek vakitleri kalmıyor anlaşılan gezmeye.

gurkk dedi ki...

Başta ben de bursa başvuruda bulunmuş bir genç olarak takip ediyordum finalistlerin ilanını. Her gün yeni birinin içten hikayesini okudukça ne kadar çok şeyi ıskalamışım, iyice yüzeye yaklaşmışım diyorum artık.Bursu kim kazanırsa kazansın çok mutlu olacağım çünkü Özlem Pansiyon yepyeni birşey yaptı.Sadece seyahat isteğini değil duyarlılığını da ölçtü hepimizin.Bugüne ve 'yarın'a ışık tuttuğunu söylemeliyim.Başvuruda bulunan arkadaşların en azından bazılarıyla yollarımızın bir gün kesişeceğini ve yol arkadaşı olacağımızı düşünüyorum. Birlikte çok güzel şeyler yapacağımızı hissediyorum. Bizi birbirimizden haberdar ettiğin için çok sağol Özlem Pansiyon! Herkese bulutsuz günler diliyorum.
Selvi

Baki Berk Kayalar dedi ki...

Selen Hanımı gerçek bir genç gezgin olarak görmekle birlikte interrail konusuna ait isteğine değinmeyi unutmuş olduğunu görüyorum. Keşki metin biraz daha uzun olsaydı.

Selvi Hanım' ın dediklerine katılıyorum.

Sevgiler.

lovebug dedi ki...

Odtü'de populer olabilirsiniz.Bu bir seçenek.Bir Odtü'lü olarak söylüyorum 'Odtülüler çok cesaretlidir.' Bu da diğer seçenekti. =)

Pasahero dedi ki...

Selen ne güzel yazmışsın!! Hiç bilmiyordum Suriyeye gittiğini! Umarım sen alırsın bursu. Böyle güzel yazılarla dönersin. Yedigöllerde trangiada ağır ağır pişen bulguru paylaşırken anlatırsın yine:)
sevgiler..!

sedat dedi ki...

Pakistan'da furkan, filistin'de fayez.. ikisi de ben gibi. yeniden 4 için didinmekteler.. birini kaybetmişiz. biri ile telefonda konuştum bir kez. Telefonda tank ve bomba sesleri. Bu sesler yabancı değil bana. çocukluğumdan beri bu sesleri telefondan duymuşum ben. gazetede ne zaman balkanlara dair bir yazı yazmam gerekse hala ağlarım.. belki biraz da bu yüzden gitmeli filistin'e, pakistan'a..
“düzgün baba”yı anlatışından belliydi bu denli güzel bir insan olduğun. bence nazım'ın “ölsem gam yemem gayrı” dizesini arapça, farsça, ya da adlarını duymadığım daha başka dillerde çizmeye çalışan çıkarsa, tablosuna mutlaka senin silüetini de ekeyecektir.
Şimdiden iyi yolculukar..

sevgiyle
sedat

umitorhan dedi ki...

Çok içten yazılmış harika bir başvuru yazısı...
Suriye ve Lübnanda yalnız iki ay geçirmiş olmak inanılmaz.

Her nedense bayan gezginler daha çok mutlu ediyor beni, tek başına büyük bir seyahate çıkan, belki de tek başına dünyayı bisikletle dolaşan kadınlar...
Biz erkeklerinkinden çok daha büyük, belki de iki kat cesaret ve özgüven gerektiriyor gibi geliyor bana.
Kızkardeşime Selenden bahsedeceğim:)

Selamlar

Feyyaz dedi ki...

Rüzgar oldu...

Adsız dedi ki...

biri bana selene ulaşmam içinn yardımm etsinnnn lütfennnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnn