05 Mart, 2010

finalist # 15: tuğba tuluk

doğuruldum, büyütüldüm, yaşıyorum

Çobanmış, fotoğrafçı olmuş. Hikayeyi ilk duyduğumda içimden yükselen şey değiştirdi beni. Babası zulüm ediyormuş, para vermiyormuş, askerden geldikten sonra bile köle etmiş adamı. Koyunları öldüren canavarın borcunu, ceviz indirerek ödemiş, oğulun borcu mu olur babasına? Aynı arazide çobanlık yaptığı emmisine 'ben bi kaç saat kestireyim mi?' diye sorarmiş, sabah da gider ceviz indirir, yeni koyun alır, sürüye katarmış, babası sayınca hala bir eksik çıkarmış... Şimdilerde babası torunlarına yani fotoğrafçının cocuğuna anlatırmış bunu, gülsünler diye, fotoğrafçının içindeki cam kırıklarının, kesen yerleri yontulmuş, kesmez olmuş ama camlar şıngırdarmış babası anlattıkça. Şehre gelmiş herkes tekstile girerken o fotoğrafçının yanına çırak olmuş, Pamukkale’de şip şakçılık yapmış, şimdi kızıyla yaşıt fotoğrafçı dükkanında kendiyle gurur duyuyormuş. Kızı da benmişim.

25 yıl önce radyoda çocuk oyunu dinliyormuş, sürfile yaparken iğne kaymış, nazik parmak ucunda bir kan topu olmuş. Oyundaki Tuğba ismini sevmiş, karnındakine isim yapmış, hem soyadıyla da uyar! Bilememiş, gelecek bebeğin köklerini etekleri gibi toplayıp oradan oraya süzüleceğini, bir gün 'anne benim bu hallerimin nedeni ismim' diyeceğini bilememiş.

İlk uzun yolculuğum bir kış gününde Ankara’yaydı. 10 yaşındaydım, yollarda gördüğüm tüm o fabrikalar okulda şu cümleleri kurdurmuştu bana: "Arkadaşlar aslında ülkenin durumu o kadar kötü değil, ben bir sürü fabrika gördüm". Sanki bu cümleye sığdırmaya calışmıştım gittiğim yerdeki gördüğüm farklı şeyden hissettiğim o umut duygusunu. O zamandan beri de hep gittim, hep görmeye, anlatırken hep insanları umutlandırmaya çalıştım.

Sistemler sınavlar derken 'üniversiteyi ilk seferde!' kazanamadım. "İkinci denememde” kazandığımdaysa benimki bende gitmişti. Beethoven 9. senfoniyle tedavi edilmiş otomatik bir portakala dönüşmüştüm. Ders çalışması test tekniğiyle tedavi edilmiş genç üniversiteli, üniversiteye gelmişti ama üniversitenin ne demek olduğunu bilmiyordu. Tüm harçlığını haftasonu yolculuklarına yatıran, derdi sadece gitmek olan biri olmuştu. Üniversitedeki bölümüne hazırlanması da iki sene sürdü, bu süreç boyunca ÖSYM’nin puanlarına göre değişik şehirlerdeki üniversitelere atadığı arkadaşlarına ziyaretlerini tamamladı.

Yazları ise durma, kalma, düşüncesi çekilmez oluyordu. 2005 yazında İzmir’de gönüllü arıyorlarmış diye koştu gitti, Universiad’da gönüllü oldu. 2006 yazında annesinin tüm "senin yüzünden panik atak krizi geçireceğim bak" tehditlerine rağmen Likya Yolu'nda yürüdü. 2007 yazında keşif duygusu onu İzmir Menemen’deki MÖ.3000 kazan kazı ekibine itti. 2008 yazında ise büyük macera geldi ya da büyük maceraya gitti: Amerika. Work&Travel tarihinin en başarısız! elemanlarındandı, ülkeye para yerine büssürü müzik aleti soktu. Annesi bi gün ‘hadi sabah müziği yapalım’ diyip alınca djembe'yi eline, rahatladı. 2008-9 sezonu okulun son yılıydı, aylar geçiyor, başından geçen Amerika macerası aklından çıkmıyordu. Fotoğrafçı baba krizlerden başını alamıyordu, kızı da gezi krizlerine giriyordu. Sonunda 2009 yazı Amerika gezisini ayarlayabildigine, Amerika’ya ayakbastığında bile hala inanamıyordu. Bu sefer yalnızdı. Çantası insanlara hatıra niyetine bırakılabilecek şeylerle doluydu, yine çantası dolu geldi hem de giderkenden daha dolu.

Döndüğünde devletin ‘s’lerine maruz kalmamak icin 2009 baharında Avrupa Gönüllülük Sistemi'ne başvurularına başlamıştı. Eylül'de Amerika’dan dönünce de kabul edildiğim yere doğru süzülürüm diyordu, ‘en uzun sürelisinden yaparım olmadı’ dedi. Olmadı, İspanya’daki göçten dolayı kaybolan köyü kurtaracak ekip, paraları olmadığı için hiçkimseyi seçememiş. Napabilirdi , napabilirdi ? İçinden gelenleri dinledi, bi hocasına e-posta attı, Türk Halk Bilimi'nde yüksek lisansa başladı. Ailesi Ankara’ya taşınmasına onları tatmin edecek bir iş bulması dahilinde onay basacaktı. Düşündü; haftada iki gece yol, iki gün başka şehir ve biraz arkadaş, bi dünya okunacak cümle... süper geliyordu kulağa. Yolda olsun da! Havalar ısınsın bi düşünürüz dedi isyan bayraklarını dikmeye başlarken annesinden ödünç aldığı iğneyle… Napsam netsem yollara düşsem diye düşünürken 'ihtiyacını' anlatmaya başladı.

Bu gezginlik içsel bişey, daha önceden bi yerde duymadan, okumadan, bi yerde görmeden, sadece içindeki enerji sana kelimeler söyletir , hıçkırık gibi "gezgin, ben gezgin olucam" dersin. Aslen her şey ilk zevkle başlar, çocukken yollarda rezil olmaktan zevk almakla mı başlar her şey? Genelde ana babasının arabası olmayan çocuklarda görülen sendrom, raydan cıkmaya kadar varır. Gitmeyi ne olarak algılıyorsanız algılayın , gitmeden duramıyorsanız , raydan çıkmak lazım!

Amaaaan ya başladım anlatmaya ne dicemi unuttum, tabi yaa ben 'ihtiyaç' sebebiyetimi anlatacaktım!! Ben, skyspiritnetwork yani- Türkçesini daha icat etmedim ama gökyüzünde birbirine tutunan ruhlar olabilir... anladınız siz işte, ben bu sistem, döngü, denge ne demek isterseniz siz, mesela musluk deyin yani o ruhaniliği hissettiginiz sürece sorun yok... ona inanıyorum. Ben fark ettim ki, Alaaddin'in sihirli lambası aslen onun saf sevgisi. Ne kadar saflaşır/tırırsam o kadar büyüdü cinin kapladığı yer. Dilediğim şeyler pıt diye olmadı tabi ama karşılaştım onlarla. Mesela bu burs!! İnanılır gibi yau!! Çünkü ben istemiştim, düşlemiştim. Burs duyurusu altındaki not, yorum, yazı neyse okudukça da insanların da böyle şeyler düşlediğini duymak da inanılır gibi. Takmıştım ben kafayı burslara, ama not ortalaması, şu ‘s’ sonucu, bu bilmem ne sonucu derken ee… bi keresinde hatta not ortalaması şu kadar (zirveye bayaa yakın) olmayanlar başvuru bile yapamıyordu, dedim millet manyak olmuş ya!! Bi kere böyle bir bursla karşılaştım ama bir günle başvuru zamanını kaçırmışım, bir kurum (Amerika'da) biz burs veriyoruz neden istediğinizi anlatın yeter demiş. O zaman da inandım, hala inandım ve sonunda buldum. Ozlem-Pansiyon'un burs duyurusuyla karşılaşmam da bir o kadar ilginç ama ben yine ihtiyaç sebebiyeti anlatımımdan sapmak üzere olduğum için bunu sonraya saklayayım, nasılsa dayanamam, yazar ellerim yine.

Ben Avrupa'yı görmek için deliriyorum, işte notlarımdan dolayı kabul edilmediğim! Erasmus programı dahilinde zamanlarını ‘erasmus cumhuriyeti’nde geçiren insanları kıskandığımdan falan değil yani !! yau benim için Avrupa Birliği bile değil, tüm Avrupa ERASMUS CUMHURİYETİ, Roma imparatorluğu gibi yani , ben de anlatıcam ben erasmustayken diye:)… Ayrıca bu burs çeşidi, imkanı, sunan kişi, dili, dolayısıyla bende süper fikir embriyoları oluşturdu.

Elemanın biri vakti zamanında, bana bir sabit nokta verin dünyayı yerinden oynatayım demiş, ve oynatamamış çünkü sabit yokmuş. Hiçbir şey sabit değil, sürekli değişimde ve yollarda olmak ise, insandaki o içsel değişim eğilimine ‘rahim’lik yapar. Yollarda olma kavramı rahim, içsel değişim eğilimi sperm ve yollarda zaten o spermin gittiği yol! İşte bu varoluşsal bir kaygı halini alır ve bu da hep yeni bir bilginin kapısını çalar. Ne ve kim olduğunu bulmada yerlerine oturacak her-bir-yeni-bilgi. Bu bilgiler trenden baktığınız yer, yolda bir saniye gözgöze geldiğiniz insan, yolda saatlerce yanyana yürüdüğünüz köpek, kaybettiğimiz bir eşyamız (bu eşya en sevdiğimizse bu bilginin de kıymeti artar), parkta ayağınızın dibine kadar gelen kuştur. Yani bu bilgileri sürekli ayni kişilerle calıştıgın, sürekli ayni komşuları ağırladığın, sürekli aynı arkadaşlarla takıldığın ortamlarda daha az bulursun, bulmaya alıştığın için aynı etkiyi yapmaz. Bu ‘bulma’ döngüsüne girmek için hareket halinde olmalısın. Yani ben olmalıyım. Bu bilgiler bilinçlerdeki bir kaç elektromanyetik dalgadır ve senin bilincindeki dalgalarla cekim alanı oluştururlar ben bu alanların peşindeyim, ve bu alanlar cok özgür ruhlu oldukları için hadi bi oluşturalım deyince oluşmazlar, en azından ben daha o bilinçte değilim, eminim böyle bir şey de vardır, ki var telepati!!

Benim tüm ihtiyacım anlatmakmış, bi de gittiğimde anlattığımı düşünsenize. Tabi ki mevzuda ihtiyaçlardan biri de, üzerlerinde sayılar yazan kağıtlar. Minimumlarda yaşamak biriktirmeye yetişmiyor. Bu konuya çok girmek istemiyorum, nasılsa burs burs-i yerini bulur. Hali hazırda sürekli yazar olduğum bir bloğum yok ama raydancikmaklazim diye bi tane yaptım minik minik keşfederek başlıyorum hatta ilk keşfime öyle sevindim ki yuppiii diye yazdım. Yazmayı da (gezgin yazar olmak istiyorum), fotoğrafı da çok seviyorum ama bunları internette yayımlamadım hiç. Benim yaratmayla ilgili hallerim ve hayallerim http://www.thesixtyone.com/#/s/jweOOVs3rMl/ da ses nefes ve sevgi buldu , yani paylaşasım geldi hayali Iceland ziyaretimi, seyahatimi!!!

sevgi, ışık, aşk, barış
tuğba tuluk (nam-ı diğer karya)
4/ocak/2bin10

6 yorum:

Adsız dedi ki...

ah tekrarlıyorum, tekrarlamak zorunda kalıyorum:-( her istediğimizde gidebilsek, gezebilsek. hep beraber yollara düşsek, farklı yollara. ama ne de güzelmiş farklılık, okudukça farkediyor insan. harika gezi yazıları döner tüm arkadaşlardan, eminim ki birçok kişi benim gibi üzülüyordur sona yaklaştıkça, keşke burs herkese yetse diye.

yazıların hepsi farklı, hepsi güzel. ne yazayım ben şimdi! :-(

umitorhan dedi ki...

ilk başta uzunluğu göz korkutan ama akıcı bir üslüpla yazıldığı için keyifle okunabilen bir yazı!:)

work and travel tecrübesi çok güzel olmuş. yapmalı mı yapmamalı mı diye düşünüp duruyorum sürekli... onun yerine şu an uzun yol bisiklet turlarında nasıl hiç para harcamadan hayatta kalınabileceğini araştırıyorum daha çok.
Madem hiç paramız yok, ve yine de illa da gezmek istiyoruz, bir de nefret ettiğimiz bir işte yıllarca çalışarak para biriktirip bisikletle dünya turuna çıkmaya pek içimiz elvermiyor, o halde başka bir yolunu bulmak şart. 50 yıldır bisikletiyle hiç düzenli bir işte çalışmadan aralıksız turlar yapan bir bisikletçi tanıdım henüz.

AAAa, ne diyordum, iyice saptık konudan, burslu ya da burssuz umarım herşey dilediğin gibi olur ve bu yaz erasmus cumhuriyetini keşfetme fırsatı bulursun!:)

sevgiler

OzlemPansiyon dedi ki...

tuğbacım,
şarkı sözlerini yazıya ekleyemedim, hali hazırdaki metin bile oldukça uzundu. bloguna ekle istersen; hem sözleri, hem de ses kaydını. böylece şarkın çok daha fazla kişi tarafından dinlenebilir.

demetkara dedi ki...

İlk baktığımda uzun gibi geldi ama okudukça ne kadar keyifli ve akıcı olduğunu gördüm.
Umarım hak eden kazanır ama ne yalan söyleyeyim okuduğum yazılar arasından etkilendiğim 2 kişi arasındasınız her şey gönlünüzce olur ve çok istediğiniz Erasmus Cumhuriyetini keşfetme fırsatı bulursunuz ve babanızın resim stüdyosunda unutulmaz resimler arasına unutulmaz resimler eklersiniz.

Baki Berk Kayalar dedi ki...

Çok keyifli bir metindi. Uzunluğu rahatsız etmedi. Hayali İzlanda seyahati beni kendimden geçirdi.

Hayallerinin gerçekleşmesini dilerim.

Zeplin Ates dedi ki...

Hoş bir yazı, hoş bir üslüp. Şansın bol olsun.