08 Mart, 2010

finalist # 18: birge yalçın

Merhabalar,

Adım Birge. 20 yaşındayım. İstanbul Üniversitesi İtalyan Dili ve Edebiyatı’nda okuyorum 3 senedir, fakat 2. sınıfım. Sanırım bir sene kaybım olduğu böylece anlaşılmış oluyor:) Bursla ilgili bu haberi 1 hafta sonraki İtalyan Kültür Tarihi adlı kazık mı kazık dersin sınavına çalışır gibi yaparken gördüm. Hani olur ya böyle defterler kitaplar masanın üstünde serili bir şekilde durur, bir şeyler karalanmıştır, bilgisayarda İtalyanca-Türkçe sözlük açılmıştır, ama siz tamamen başka hayallerdesinizdir. İşte aynen öyle.

Geçen sene Şubat ayından beri İlker’le deli gibi araştırıyoruz interrail'i. Nasıl para biriktiririz, nerelere gideriz, one country pass mi alırız, global mi alırız, ya işyeri İlker’in maaşını daha da geciktirirse, ya ben harçlıklarımı biriktiremezsem... Ailemden maddi taleplerde fazlaca bulunamıyorum işin açıkçası. Ama ben bu burstan faydalanamasam da ne yapıp edip gitmenin bir yolunu bulacağım, yanıp tutuşuyorum çünkü insan insan diye. Küçüklüğümden beri en büyük tutkum farklı kültürden insanlarla kaynaşabilmek. Dile de merakım bundan olsa gerek. Aslında öyle çok girişken, konuşkan, zıpır bir tip değilimdir. Öyle görünmüyorum en azından. Fakat hep aşmak istediğim, kendimde eksikliğini gördüğüm yanlarım var ve bunlardan en önemlisi insanlarla bolca iletişim halinde olmak. Dil öğrenimi de benim bu isteğimin giriş kapısı gibi bir şey. Sürekli gezmek, yeni insanlarla ve yeni hayatlarla karşılaşmak istiyorum. Bunu yapacağım da zaten. Ama bu, şimdilik o kadar kolay değil. Hani güzel bir söz yazmışsınız; “İsteyen yolunu bulur, istemeyen bahanesini bulur” gibi bir şeydi. İstemek ne kelime. Deliriyorum ve her gün bu hayalle, daha doğrusu "hedef"le yatıp kalkıyorum. Ama bazen yolu bulmak –en azından benim hayatımda- çok zor olabiliyor.

Bu bursa en çok ihtiyacı olanlardan birinin de ben olduğuma fazlasıyla inanıyorum. Bir süreliğine kaçıp uzaklaşıp kendimle, kendi beynimle kalma isteğim çok büyük. Yaşıma oranla sorumluluklarım da büyük. Bu yaşta ne sorumluluğu bu kadar? Yüküm biraz fazla. Böyle acındırıyormuşçasına oldu biraz ama ben kendimle çok fazla ilgilenebildiğim bir hayatın içinde değilim şu an için. Yaşıtlarıma oranla da çok fazla onu yaptım, bunu da yaptım, şunu aldım, şunu denedim diyemiyorum. Bunlara vaktim yok. Hayat tarafından hızla büyütülüyorum ve bazen sinirlenip diyorum ki hayata: "Yahu dur bir dakika, bu ne acele?!

Ama herkesten çok daha fazla şeyin kıymetini bildiğimi düşünüyorum bu koşuşturmacanın içinde. Başımıza gelen bir talihsizlik sonucunda yürümenin ne kadar büyük bir şans olduğunu, istediğin yere kendi bacakların ve ayaklarının üstünde yönelip özgürce gidebilmenin ne demek olduğunu bir kez daha anladım. Özgürlüğün aslında içimizde olduğunu, fark etmemiz gereken çok fazla imkanlarımızın olduğunu, elimizin, kolumuzun, bacağımızın sağlam olmasına ne kadar çok şükretmemiz gerektiğini, asıl özgürlüğün bu olduğunu öğrendim. Görmenin, duymanın, dokunmanın önemini bir kez daha anladım. Artık her şeye daha çok duyumsayarak yaklaşıyorum. Dolayısıyla en çok da tat almayı öğrendim. En çok zevk alacağım, hayatımda en çok yer edecek deneyimim eminim ki ilk yurtdışı seyahatim olacak ve ben bunu hiç unutmayacağım. Her yerime işleyecek bunun tadı, eminim. Fakat ilk dileğim annemin sağlığına kavuşması ve onun bu hastalık sürecinde benim onun yerine fark ettiğim şeylerin önemini onun da tekrar yaşaması, yani yürüyebilmesi: yani özgür olması.. Çünkü insan sevdiklerinin yapamadığı şeyleri yaparken o kadar da mutlu olamıyor.

Gelelim anneme. Annem çok güzel bir öyküye sahip. Ege’nin miniminnacık kasabasında annesiz ve inanılmaz yoksulluklarla büyüyüp o kasabadan kendisini çekip çıkarıp herkes avukat, mühendis olurken o bütün okul birinciliklerine rağmen Tıp’ı bırakıp Sosyoloji okuma çılgınlığını göstermiş ve çok esprili, çok hayalperest ve hayata çok inançlı bakan biri. O yüzden de adamın birinin de hayallerini benimsemiş, inanmış safçuk! Bu adamın biri babam oluyor:) Çok sevmiş babamı, çok inanmış. Babam da o sıralar asistan. Yönetmen olmak istiyor. Annemin yazma yeteneği sayesinde çok güzel senaryolar üretiyorlar. Pek çok güzel hikaye kuruyorlar. Daha sonra bir gün geliyor, ki annem bu günü hep mutlulukla hatırlar - bana hamile kalıyor. Babam ilk başta istemiyor beni. Babam her türlü bağlılığa –evlilik de dahil- hep karşıdır. Ama annem o aşkla görememiş tabi bunu. Şimdi görüyor. Annem de hayır, ben bu bebeği doğuracağım, gerekirse de senden boşanacağım demiş. Babam o gün dışarı çıkmış, bütün gün dolaşmış ve akşam gelip “adı Birge olsun” demiş. Bu arada hamilelikte annemde yüksek şeker çıkmış. Şeker hastası olmuş yani. Ben annemin o yükseeek şekerli mi şekerli kanından kendi tatsız kanıma geçince tabi bocalamışım. Doktorlar bebeği kaybedebiliriz demişler ve küveze almışlar. O sırada benimle aynı tarihlerde doğan ve annesi kalp hastası olduğu için yoğun bakıma alınan bir bebek varmış hastanede. Bebeğin adı Mert. Ememiyor, çünkü annesi yok yanında. Annemden de süt taşıyor ve onun da bebeği yanında değil, hasta. Ama annem durur mu, ilk sütünü ona veriyor. Mert bir anda canlanıyor, annemi culp culp emmeye başlıyor. Hayati tehlikeyi atlatıyor. Yoğun bakımdan çıkan annesi bunu duyunca anneme minnettar kalıyor tabi. Zengin bir aile oldukları için benim ihtiyacım olan, ama maddi durumumuz yüzünden temin edemediğimiz, daha doğrusu hastanede olmasına rağmen bize vermek istemedikleri ilacı o aile getirtiyor yurtdışından. Ve ben bu “iyilik yap, iyilik bul” temasıyla hayata tutunuyorum:)

Kendimi bildim bileli hep müzikle iç içeyim. En çok haz aldığım şeylerden biri de müzik. Müziği yaşamak. Küçükken annemi yanıma çağırır, ondan hayal kurmasını isterdim. Bir notaya basar, onun odanın içinde yayılmasını dinler, anneme ne gördüğünü sorardım. Çoğu zaman ikimiz farklı şeyler görürdük :) Piyano yetmeyince bas gitar sevdasına tutuldum. Birkaç konser verdik grubumuzla ve sahnenin, ait olduğum yerlerden biri olduğunu anladım. Bir de eskiden yazarak kendimi oyalardım. Bir sürü öykü yazardım, annem bunları arkadaşlarına okurdu, onlar da çok beğenirdi. Annem de onlara Birge büyüyünce yazar olacak, inanıyorum derdi. Nedense bu beni kamçılamadı da tam tersine yazmaktan soğuttu (Ama bugün ne olduysa size yazarken buldum kendimi). Ben de kendimi yabancı dil öğrenimine verdim. Lisede yabancı dil bölümünü bitirdim. ÖSS karşıma çıkınca önümde birkaç seçenek vardı devlet üniversitelerindeki farklı dillerin olduğu bölümlerden. Ben de İtalyan Dili'ni seçtim. Bana İtalyanca çok melodik ve müzikli gelirdi hep. Herkes İngiliz Dili ve Edebiyatı'nı kazanmak için deli gibi çalışırken ve hayal kurarken ben hep İtalyanca'nın hayalini kurdum. Nitekim de ne yapıp edip kazandım. Hedeflerimden biri de seneye Erasmus'la İtalya'ya gitmek, bir süreliğine İtalya'da yaşıyormuşçasına bir his. Çok seviyorum İtalyanca konuşmayı, duymayı. Gözümü kapattığımda kendimi Güney İtalya'da, mesela Napoli veya Positano'da, sıcağın altında denize karşı yürürken görüyorum Gino Paoli'den “La Gatta” fonda çalarken. Flashforward yaşıyorum yani :)

Sorun bende. Şimdi başka biri olsa maddi gerçeğini görür ve bu kadarını kabullenir. Ama ben içimdeki bu gezgincilik ruhumu dizginleyemiyorum. Dizginlemek de istemiyorum. Yerimde duramıyorum ve hayaller kurmaktan kendimi alamıyorum. Bir tanecik hayatım var. Ben koşullara uyacağıma, koşullar bana uysun diye sık sık deliriyorum. Yapacağım da zaten. Yani bir yolunu bulup yapacağım. Bakın elde var bir; karşıma siz çıktınız!:) Bir de dünya şekeri bir erkek arkadaşım var benimle benzer hayalleri olan: İlker. Onunla birlikte o kadar güzel hayallerimiz var ki, ama büyük değiller. Çok samimi hayaller. Bunlardan biri de interrail. Global de değil. Bir tane One Country Yunanistan Plus ve bir tane de One Country Italy bileti almak. Şimdi ben 1 ay boyunca İtalya'nın altını üstüne getirmek istiyorum. Ama One Country bileti oraya olan ulaşımı kapsamıyor. Dolayısıyla ya uçak bileti ya da Yunanistan Plus denen bir bilet varmış, ondan almam ve Yunanistan'ı trenle ve feribotla geçmem gerekiyor. Tabi ki ikincisini seçeceğim çünkü merakımı daha çok doyuracak olan rota bu. Oradan İtalya’ya geçip her bir yerini, her köşesini gezip koklamak istiyorum. Bütün o bugüne kadar kalmayı becermiş tarihi dokuyu, arkasındaki hikayeyi hissetmek, duyumsamak istiyorum. Bütün mimarisini, doğasını, dar sokaklarını, dilini yaşamak istiyorum.. Geçen sene bunu gerçekleştirmek için çok uğraştım. Gloria Jean’s'te çalıştım bu parayı çıkarabilmek için, fakat okulla birlikte yürütemedim çünkü gece 1’de çıkmak zorunda kalıyordum işten. Okulla dengeleyemedim. Ne yaptıysam da yeterli parayı biriktiremedim. Bu sene de uğraşıyorum, fakat bu sene geçen seneden daha da zor durumumuz.

Gelelim sadede:) Ben İtalya'ya gitmek istiyorum! Ve hiç olmadık bir zamanda, olmadık bir şekilde sizin yazınızla karşılaşıyorum. “Bu bir işaret olmasın?” dedim kendime. Yazınızda söylediğiniz her şeyi çok samimi, inandırıcı ve kendime yakın buldum. Belki ben de size kendimi inandırabilirsem bu hayatta gezgin olmanın yolu bana açılmış olur. Bu da harika olur!!

İnsanlarla iletişim kurmak, İtalyancamı geliştirmek, İtalyanca duymak, fotoğraf çekmek, para hesabı yapmak, cinlikler yapıp paradan kar etmek, trene atlayıp başka bir şehre gitmek, başka bir ülkenin başka bir şehrinde uyanmayı tatmak, farklı insanlarla tanışmak istiyorum. Bilmedik sokaklarda ilk kez gördüğüm evlerin pencerelerinde kim bilir ne hikayeler, ne fotoğraf kareleri, ne insanlık halleri özellikle beni bekliyor. Yani mutlaka herkesi bekleyen hikayeler var ama bir de “özellikle” beni bekleyen hikayeler vardır ve ben onlara ulaşmanın heyecanındayım. Okuduğum her interrail anısına imreniyorum, ne güzel, tamam ama ben de artık şarkı dinlemek yerine şarkılar söylemek istiyorum, imrenilecek anılar yazmak, bununla ilgili site açıp fotoğraflardan videolardan oluşan bir şeyler hazırlamak, insanlarla paylaşmak, ilerde çocuklarımıza anlatabileceğim renkli bir anı yaratmak, ben bu hayali gerçekleştirmek istiyorum! Bunu gerçekten tüm hücrelerimle istiyorum. Buna ihtiyacım var! Hiç yurtdışına çıkmadım ve şu yaşımda böyle bir deneyim yaşamak istiyorum ama şu koşullar altında bunu başarmamın bir yolu yok gibi gözüküyor. Anca okulumu bitirip, bir işe girip, annemin de maddi sorunlarını aza indirip böyle bir seyahate atılabilirim ki o zaman yaşım 30’u bulur. Bense bunu şimdi, bu yaşımda gerçekleştirebilmek istiyorum. Sizin de dediğiniz gibi hayata geç kalmak istemiyorum. Ayrıca 30’umda seyahatimi yeni gerçekleştiriyor olmak yerine, sizin de yaptığınız gibi bir gencin heyecanını ve hayalini gerçekleştiriyor olmayı tercih ederim.

Bu harika düşünceniz ve girişiminiz için çok teşekkürler.
Birge Yalçın

10 yorum:

İlker Kızılçay dedi ki...

İşte budur aşkım!
Vi auguro buona fortuna!

Evli Adam dedi ki...

bu hanımkızı da götür bence

Adsız dedi ki...

Üstte yorum yapmış olan İlker Kızılçay sahtedir. İlker Kızılçay hiçbir zaman yorum yapmayacaktır. İyi şanslar :)

OzlemPansiyon dedi ki...

bu da yeni eglencemiz:)

yakinda benim blogumda ben olarak da yorum yayinlanirsa sasirmayin:)

Adsız dedi ki...

yukarıdaki ÖzlemPansiyon sahtedir, şifremi bir şekilde ele geçirmiş. ben hala Venedik'teyim ve yedinci finalistten sonrasının benimle bir alakası yok. google mail'e durumu bildirdim ama çözmeleri biraz zaman alıyor.

bu arada maalesef, Venedik'teki hesap dışı giderlerimin sonucu olarak bursiyer sayısını 5ten 3e indirmek zorunda kaldım.

lütfen sabırlı olun, efsane geri dönecek.

umitorhan dedi ki...

:)

Hikmet sünger dedi ki...

Beğendim yazısını .İnşallah kazananlardan olurda seyahatnamesini okuruz..

Mehmet A. SAYGUN dedi ki...

Fevkalede amaçları olan sıcacık bir yazı . Kutluyorum Yazanı ve yayınlayanı. Böyle hayalleri gerçekleştireceğiniz için özlem hanım size saygılarımı sunuyorum. Finalist arkadaşa da başarılar diliyorum. Saygılarımla Mehmet A. SAYGUN

Canan Büyükhanlı dedi ki...

Bütün adayların yazılarını başıından beri ilgiyle izliyorum. İçlerinde en sıcak, en içten, gitmeye en h3evesli, seyahate tutkulu, kafaya takmış olarak bu arkadaşı gördüm. Ayrıca yazmadakşi başarısından da çok etkilendim, çocuksu ama kendini olanca içtenliğiyle ifade eden bir yazı ve inanın onun gezip göreceği yerleri anlatmasını merakla bekleyeceğim, umarım o da burada yayınlanacaktır, takip etmek isterim.
Umarım hakkaniyetle bir seçim yapılır bu aday da seçilir.Özlem hanım böyle bir ilke imza attığınız için aklınızla bin yaşayın, sizi kutluyorum.

Okan Aktaş dedi ki...

OF iki gündür deliler gibi adresinizi arıyorum. Lütfen biri iletişim bilgisi versin. 17 yaşındayım henüz. Benim de bir hikayem var ! Benim de hayallerim benim de dünyam var ! Kalemime sonuna kadar güveniyorum ! Bu yaz Pansiyonunuz çıkmaz sokak mezarlığında bile olsa orayı bulup geleceğim. Yalvarırım birisi şu adresi versin...