09 Mart, 2010

finalist # 19: yiğit tasma

Bu gencin aklına Interrail yapma fikri aklına gönüllü çalışma kampı için gittiği Fransa'da düşmüştü ilk kez. Kilise restorasyonunda çalıştığı 200 kişilik Lamerac köyüne 1 saat uzaklıkta olan ve çizgi romanın başkenti olarak bilinen şirin şehir Angouleme'i gördüğünde hissettiği heyecandı bu arkadaşı trenle sefillik çekmeye, Nutella'ya, istasyonda sabahlamaya, sefalete iten şey. Daha önce en ufak farkındalığının olmadığı bu şehrin kendisinde yarattığı heyecanı görünce 1 aylık, zaman-mekan sınırının olmadığı bir yolculukta karşılaşabileceği yeni şeyleri ve bunların verebileceği heyecanı düşündü. Paris'te Eyfel'i; Berlin'de Brandenburg'u görme isteği değildi onun Interrail amacı, beklenmeyenle karşılaşmak; daha önce duymadığıyla; o seyahatin getirecekleriyle. Yeni insanlarla, adını duymamış olacağı sokaklarla,caddelerle, küçük şehirlerle, gettolarıyla, en ucuz bagetçisiyle,en pis hosteliyle. Hatta, iyi bir çocuk olursa,tren yolculuğunda kısa bir "Before Sunshine" çekebilir, Celline ablaya Viyana'da eşlik bile edebilirdi belki. Ama telefon numarasını vermeyi unutmamalıydı bu sefer. Ve bir an evvel bu kadar devrik cümle kullanmayı bırakmalıydı.

Bu zamana kadar burslarıyla ve çalışarak geçimini sağladı. ÖSS denilen illette kutucukları iyi doldurmuş olması ona bazı bursları getirirken, ailesiyle maddi ilişkisini tam olarak koparabilmek için aynı zamanda çalıştı. 2 sene boyunca ODTÜ Halkla İlişkiler'de görev alıp ODTÜ'yü fuarlarda temsil ederken; bu sene de Ankara'daki Anadolu Liseleri'ne münazara eğitimi verip ek kaynak yaratıyor bu genç. Bağımsız yaşamak tabiki harika bir duygu, ama imkanlarınız kısıtlanıyor tabiki. Normal koşullarda öğretmen anne babası; interrail parasını kendilerini zorlayıp verebilirlerdi belki, bu imkanı yaratabilirlerdi sevgili oğullarına. Ama oğul 20 yaş heyecanıyla interrail’de her şeyden uzaklaşmak, bir aylık seyahatte kimliğini unutmak ve kendini tamamen akışa bırakmak isterken bunu baba parası yiyip yapmayı kendine pek yediremez. Soru bu noktada gelir: Başka bir kaynakla, kendini rahat hissedip seyahat edebilir mi peki bu genç?

Yiğit bunu daha önce biraz farklı da olsa yaptı. Örneğin geçen sene, İrlanda-Cork'ta düzenlenen Dünya Üniversiteler Arası Münazara Şampiyonası'na devlet babasının güzide kurumu Türk Tanıtma Fonu'na sunduğu ve kabul alan projesi sayesinde ODTÜ Münazara Topluluğu'ndan 7 arkadaşıyla gitme şansı yakaladı. Ve tabi yemyeşil doğayı, Irish Pubları ve kelt kültürünü tanıma şansını da.

Şubat ayında ise başka türlüsünü yapacak. Bu sefer Rus devletinin parasında gözü oldu bu gencin. Ural State University’nin düzenlediği bir etkinliğe kabul alan bu genç, bir çok gezginin hayalini gerçekleştirme fırsatı bulacak. Moskova'dan Ekaterinburg'a uzanan 26 saatlik rotayı Transsibirya treniyle alacak. Heyecan içinde bu sebepten.

Ve girişte de anlatılan Fransa'daki çalışma kampında ise en büyük sevdamız Avrupa Birliği sayesinde çalışma kampına katılabilmişti. Yani yaptığı seyahatler, el emeği, göz nuru, binbir emeğin sonucuydu. Gerekli bütçeyi yaratabilmek için Türk Tanıtma Fonu'na sunduğu projeyi hazırlarken çektiği çileyi; Ekaterinburg Ural State University'deki etkinliğe kabul için hazırladığı dosyaya ve motivasyon mektubuna ayırdığı zamanı bölüm derslerine ayırsa alttan hiç ders almıyor olabilirdi:)

Birinci kişi olarak konuşmanın vakti geldi.

Öğrenciyim ve keşfedebilmem için kaynak lazım. Ve ben bu sefer de Özlem Pansiyon'un önündeyim. Ama bu seyahat benim için çok ama çok farklı; çünkü bunda keşfetmekten, seyahatten başka hiç bir amaç yok. T.C Turizm Kültür Bakanlığı bana kelt kültürünü tanıyayım diye para vermedi; Türkiye'yi jüri olarak temsil etmemdi asıl amaç; bu ana amacın yanında ben ne kadar gezebildiysem, ne kadar keşfedebildiysem kar kaldı. Keza Fransa'da kilise restorasyonunda çalışmam için benim masraflarım karşılandı; Rusya'da eğitimlere katılabilmek için. Oysa Özlem Abla'nın benden tek istediği şu: “Gez, gez, gez, keşfet, keşfet, keşfet, yaz, yaz, yaz, paylaş, paylaş, paylaş”.

Emriniz olur. Bu kalpler Interrail için çarpıyor.
Yiğit Tasma

9 yorum:

OzlemPansiyon dedi ki...

ilk yorumu ben yapayim madem:)

seninle yaptigimiz mesajlari yazina ekleyeyim mi diye dusunup vazgecmistim, en azindan bir alinti yapayim:

"belki en uygun insan ben degilimdir bu is icin. Cunku maddi durumum cok kotu degil. Benden daha cok ihtiyaci olan bircok insan vardir.

Ya da basvuran en entellektuel kisilik de ben degilimdir; Louvre Muzesi'ne 2 gunumu ayirip ayrintili sanatsal analizler yapamam okurlarina.

Ya da en manyagi degilim basvuranlarin. Her turlu cilginligi yapmaya hazir onlarca insan olabilir. Zaman zaman kontrollu olurum ben.

Ama tum bu isleri biraz biraz yaparim ben. Munich'de futbol kulturu uzerine de konusurum Hans'la, tribun kulturu hakkinda, endustriyel futbol uzerine de; Madrid'de Marcos'la capkinlik da yaparim; empresyonist ressamlar hakkinda da birkac kelam edip, ayni gece Bachata yapiyor olabilirim. Her seye acim, her seye gonulluyum, ama tek bir dalin hastasi ya da uzmani degilim. Interrail'da da garanti edecegim sey sudur sana. Birbirinden farkli, eglenceli 30 gun."

BBQ sauce dedi ki...

Yiğit arkadaşımız güzel ve eğlenceli bir yazı hazırlamış. Yazıda onu gezmeye iten sebepleri açıkça belirtilmiş. İnterrail ihtiyacı ise yeterince ifade edilememiş.

Daha önce de söylediğim gibi bu bursu daha önce başka bir ülke görme fırsatı yakalayamamış arkadaşların almasının daha uygun olduğunu düşünüyorum.

Başarılar.

OzlemPansiyon dedi ki...

sen var ya sen:)

Herbert dedi ki...

hepsi iyi hoş da, kendinden 3. kişi olarak bahsetmek çok iclal aydın değil mi der herbert

Baki Berk Kayalar dedi ki...

Yollarda sefalet çekmeyi arzulaman çok güzel bir şey. İnanki rahat bir otel yatağı, bana bir benzinliğin tuvaletinin arka duvarının yanındaki beton zeminden daha rahatsız geliyor. Geceyi açık havada sadece uyku tulumunda geçirmenin tadını unutamıyorum. Sivrisinekler de benim tadımı unutamıyorlardır ya. :)

Uyku tulumu uykusunun yurtdışı versiyonunun tadı nasıl olur tahmin bile edemem :) Denemek lazım.

Bursu gönülden istediğine yürekten inanıyorum. Bursu hak ettiğine inandığım bir kaç arkadaşımdan birisin.

Burs bahanesiyle, kişiliğime uyum sağlayan çok değerli arkadaşlar kazandım. Bunun için Özlem Hanım' a teşekkür ederim. Bursu kazanıp kazanmamak hiç önemli değil. Burstan daha önemli bir şeyi çoktan kazandık: Arkadaş

Para bir şekilde bulunur. Ama iyi bir arkadaş kolay kolay bulunamaz.

Yorumum sanırım konu dışına çıktı birazcık.

Sana başarılarının devamını dilerim.

Berk

eda dedi ki...

yiğit tasma'nın yazısı çok etkileyici gerçekten, çok istekli bi arkadaş.
ben diğer arkadaşın aksine yurtdışı tecrübesi olan birilerinin de gitmesinden yanayım, daha farkında olduklarından daha verimli bi gezi yapabilirler.
yiğit tasma'nın ailesinden maddi destek almaması da takdir edilesi.
başarılar diyelim.

yigit dedi ki...

"herbert" in isyanını çok haklı bulur ve olur da bu bursu almaya hak kazanırsa tuna kiremitçi ye devretmeye karar verir yigit.

raydancikmaklazim dedi ki...

:)

ozdemirmusta dedi ki...

Bu çocuk bursu göğüsler hocam :)