10 Mart, 2010

finalist # 20: hande şener

Günlerden bir gün, pazartesilerimi mutlu geçirmemi sağlayan Hürriyet Seyahat ekini almış eve doğru yürüyorum. Baktım kapakta her zaman gitmek istediğim, memleketimden bir yermiş gibi bağrıma basıp görmek için can attığım güzide şehir Barcelona... Ağzım kulaklarımda eve varıyorum. Üzerimi değişip geçiyorum gezi rehberimin başına, bakalım bu hafta beni nerelere götürecek derken gözüme üçüncü sayfada bir başlık takılıyor. "Seyahat Bursu Verenler Artıyor".

"Yok artık seyahat bursu da neymiş?" derken tam da ihtiyacım olan şeyin bu olduğuna karar veriyorum. O an aklıma düşüyor bu bursa başvurabileceğim. Onlarca hayal, görmek istediğim yerlerden binlerce görüntü esir alıyor beynimi. Daha başvuru yapmadan sanki bursu bana vermişler gibi seviniyorum. Birden kendimi yolculuk için hazırlık yaptığım, ertesi günü de yola çıkacağım gecede buluyorum. Derken bakıyorum yine hayallere dalmışım… Zor da olsa çekiyorum kendimi hayallerin cazibesinden. Evdeki herkese anlatıyorum planımı. Akşamına da en yakın arkadaşımı arıyorum telefonla. Ona bu burs için birlikte başvurabileceğimizden söz ediyorum. Liseden beri hayalini kurduğumuz interrail gezisi acaba gerçekten bizim olabilir mi? Yol hayalleriyle ve bu bursu akıl edenden Allah razı olsun dilekleriyle sürüp gidiyor konuşmamız…

Dünyayı dolaşmak dışında herhangi bir şeyi gerçekten çok istedim mi hatırlamıyorum. Tabii bir de spor yazarı olmayı çok istemiş olabilirim. Bunlar şu an için gerçekleştiremediğim planlar... Gerçekleştirdiklerime bakılırsa pek de planlı hareket eden bir insan değilim. Hayatımızın her aşamasına işlemiş şu lanet sınavlardan kurtulmayı beceremeyip hayatına onlardan biriyle yön vermek zorunda kalan binlerce öğrenciden biriydim işte, bilirsiniz. İstanbul’ da okumak hayaliyle yanıp tutuşurken kendimi Trabzon’da buldum. Karadeniz Teknik Üniversitesi Tıp Fakültesi’ni kazanarak "Eyvah nasıl bitecek bu okul?!" - bir de hazırlık eklenince 7 yıla çıkan öğrenim süremle- ünlemleriyle geldiğim Karadeniz’de "Galiba ben doktor olacağım" sözünü bolca tekrar ederek kendimi okuluma alıştırdıktan sonra işin çok daha iyi yanlarını görmeye başladım. Trabzon güzel bir yerdi, en azından her zaman görmek isteyebileceğim tarzda... Üstelik benim gibi Ege’nin iklimine ve çevresine alışmış biri için farklı bir deneyimdi. Hatta bazen bu o kadar hoşuma gitti ki keşke uzun sürecek olan eğitimimin her yılında başka bir şehirde olabilsem diye düşünmedim desem yalan olur...

Değişik yerler görmeye olan merakım sanırım Atlas Dergisi ile başladı. Harita kitaplığının küçük atlasları ve yanımdan ayırmadığım "Ülke Ülke Dünya Atlası" benim ilk rehberim oldu. İsmini ilk defa duyduğum nice yeri bu haritayla keşfettim. Sayfalarını her karıştırışımda yeni hayaller oynuyordu kafamda. Bazen Panama Kanalı’nı geçiyor, bazen Nepal’de bir Budist rahibin fotoğrafını çekiyordum. Bazen sabah saatlerinde kendini Ganj Nehri'nin sularına bırakan Kalkütalıları seyreder, bazen Laponya'nın kubbesi camdan buz otellerinde dünyanın en parlak yıldızlarını seyrederek uykuya dalardım ya da Prag'ın sokaklarında yolumu kaybedip yine küçük atlasımın yardımıyla ünlü Astronomik Saat Kulesi'nin önünde yolumu bulurdum... Atlasımın bir başka sayfasını çevirdiğimde Brezilya'da Büyük İsa Heykeli'nin altından tüm şehri ayaklarımın altında hissetme duygusunu yaşayabildiğimi görürdüm...

Bütün bunlar bu geziyi ne kadar istediğimi anlatmaya yeterli değil belki de, bilmiyorum ama hayallerimin gerçek olabileceğini düşünerek yoluma devam edebileceğimi hissediyorum çoğu zaman sanki sırf bu amaçla yaratılmışım gibi. Şimdilik o kadar uzaklara gidemesem de kısa vadede planım Trabzon’a komşu illeri gezebilmek. Hafta sonları yakın yerlere küçük geziler düzenleyebilirim belki. Gitmek istediğim yerlerden ilki Erzurum.

Eğer bu bursu kazanacak olursam, bu planlarımdan öte, hayallerimi gerçekleştirme şansına erişmiş olabileceğimi umuyorum. Yine umuyorum ki, iştahla birilerinden dinlediğim ya da okuduğum güzel seyahat anıları bu defa benim kalemimin ucundan benim defterimin sayfalarına dökülecek. Gördüğüm tüm güzel şeyleri fotoğraflama şansına erişmiş olacağım ve bunları sevdiklerimle paylaşabileceğim. Herhalde bu da işin en güzel yanlarından biridir…Fotoğraflara bakıp ‘’Aaa, bak burada şöyle bir olay gelmişti başıma…’’ diyebilmek belki de…Belki de yıllar sonra ilk yurtdışı seyahatinin fotoğraflarına bakıp keyiflenmek… Bu şansa erişemesem bile bir yerlerde keşfetmeye, öğrenmeye ve hayal etmeye devam ediyor olacağımı biliyorum…

***
1991 doğumluyum. Ufak tefek bir yapım var (Ama bu dayanıklı olmadığım anlamına gelmemeli! Lisede yatakhanedeki odamızda 12 kişi kaldığımız günleri düşününce hele, ben daha nelere dayanırım aslında demek geliyor içimden, böyle yerdiğime bakmayın okulumu çok severdim ama fiziki koşullarımızın yetersizliğiydi işte sorun). Şöyle söyleyeyim, büyüklerin uydurduğu yalanlara inanmakla geçen ilkokul yıllarımdan sonra (o zamanlar başka dünyalara yaptığım tek yolculuk kitaplardı), evden 5 saat uzağa taşındım lise için. İzmir-Bergama'dan Çanakkale'ye transfer oldum. 4 yıl ailemden uzakta ama özgür olduğu için neredeyse göbek atmadığı kalmış biri olarak yatılı okudum Çanakkale Fen Lisesi'nde. Mezun olduğum senenin yaz gecelerini rüyalarımda İstanbul, koynumda Türkiye haritasıyla uyuyarak geçirdim. Sonunda kazanan rüyalarım değil; haritamdaki İzmir-Trabzon arası 1000 km.lik mesafe oldu. Tercih listemi hazırlarken "Trabzon'a gidersem bol bol fındık yerim, Rusça falan öğrenirim, bi de futbola meraklı biri olarak Trabzonspor maçlarında tribündeki yerimi alırım" diyerek alaya aldığım Karadeniz Teknik Üniversitesi benim 7 yıl demirleyeceğim liman oldu. Fındık diyarı benim için o kadar da kötü seçim değilmiş, görmüş oldum. Ayrıca memleketimin coğrafyasına hakim olmam gerekir diye düşünüyorum. Ne de olsa doktor çıktıktan sonra da haşır neşir olucam ben haritamla:)

Çocukluğuma inecek olursak, belki içimdeki gezme isteği; "apartman çocuğu olmak istemiyoruz baba..." diye çıkışlarda bulunduktan sonra babamın bizi alıp her hafta sonu dağ başındaki yörük köyümüze yaptığımız yolculuklardan geliyordur. Kendimizi oraya giden tanıdıkların arabasına atarak varabildiğimiz köyümüzde yaptığım kır-bayır gezileri belki de benim ilk esaslı yolculuklarımdı koyun-kuzuların ardında. Tabii zaman değişti... Şimdi bambaşka şeyler düşler olduk:) Hayranı olduğum mavi-yeşil kürenin oyun oynarken parmağımı koyabildiğim her yerine gitmek istiyorum şimdi. Aslında itiraf etmem gerekirse Trabzon'un kapalı havasından mıdır nedir, bazen kendimi karamsar düşünceler içinde buluyorum. Ölümü düşünüyorum. Geride hiçbir şey bırakamadan toprağa karışacak olmak korkutuyor beni. Hayal etmeyi ne kadar çok sevsem de, onların sadece hayal olarak kalmasından çekinip hayallerimle arama soğukluk girmesinden korkuyorum.

Araştırmaya, öğrenmeye son derece aç olan beynim bu defa görerek, dokunarak, tadarak, koklayarak ve duyarak öğrenmek istiyor. Üzerinde çalışacağım şeyin insan olacağını da düşünürsek, insanlığın tüm hallerini görmeye olan merakımı da ekleyebiliriz bunlara. Gideceğim yerlerde, gezeceğim sokaklarda bırakacağım ayak izleri; bu aralar sık dökülen saçlarımın dolandığım mekanlarda organik izler bırakacak olan sarı teller ya da en önemlisi ve en heyecan verici olanı benden ve bizden izler bırakabileceğim ruhlar... İşte inter-rail bu olsa gerek. İnsanın kendini ve kendisinden başka yeryüzünde yaşayan herkesi azıcık da olsa keşfetmesine açılan müthiş idrak yolu...

3 yorum:

alper dedi ki...

Tenkit etmeye ne hacet! Akşamın hissî saatinde bu yazı ne derin bir surette müessirdi!

Muvaffakiyetler dilerim.

Suleyman Ve Ben dedi ki...

Merhaba Ozlem,

Senin blog harika - Kanada (Toronto) yazi gordum.

En cok komik sanirim: Shepherd's Pie.

Ben Kanadali ve benim favorim. Ama esim Turk ve esimin en cok favori degil :)

Looking forward to reading your blog,

Suleyman ve Ben

ozdemirmusta dedi ki...

Hande'cim seni burada finalist olarak görmek çok güzel, yolun açık olsun ;)