11 Mart, 2010

finalist # 21: mustafa özdemir

Interrail sözcüğünü ilk kez 2004 yazında, yani lise ikinci sınıfı bitirdiğim yaz duymuştum. Küçukkuyu-Assos yolunda otostopla arabasına bindiğimiz bir adamdı; ismi ise Yılmaz Aslantürk’tü. Şanslıydık, eski bir seyyaha denk gelmiştik… Kendisinden gençliğinin yol anılarını dinledik ve öylesine heveslendik ki; bizi Assos yerine Siena’ya, Piazza Del Campo’ya bıraksa yeriydi.

Para kazanmayı daha 7 yaşımda öğrenmiş ve çocukluğum boyunca birçok işte çalışmıştım. Üniversite de çalışmaya devam ettim. 2007 yılında okulumun yanı sıra haftada en az 40 saat barista olarak çalıştım ve yıllardır coğrafya dergilerinden, atlaslardan okuduğum o şehirleri gidip görmek için para biriktirdim. 2 lise arkadaşımla beraber bir ekip olduk ve Interrail öncesi ne kadar motivasyon düşürücü engel varsa hepsini aşarak Ağustos ayında yola koyulduk.

Bomboş zihinlerle, sadece görmek ve anılar biriktirmek için çıktığımız o seyahati hayatlarımızın en güzel, en unutulmaz 22 günü yaptık. Sadece 5 gün hostelde kaldık, 3 gecemizi ise couchsurfing ile geçirdik. Gün geldi parklarda, limanlarda uyuduk; gün geldi 24 saati sadece bir öğünle geçirdik. Fakat yıllar sonra bile saniye saniye hatırlamak üzere, gördüğümüz 16 şehrin hepsini hakkını vererek gezdik.

Türkiye’ye döndüm, onlarca kişiye Interrail’i anlattım. Ben o asla yok olmayacak heyecanımla anlatırken sanki onlar da o istasyonlarda benimle uyumuş, o kaldırımlarda benimle yürümüş gibi dinlediler. 2008 yazı geldi, 3 farklı grup arkadaşım çantalarını hazırladı ve yola çıktı. Benim geçtiğim yollardan geçtiler, benim uyuduğum istasyonlarda uyudular. Döndüklerinde “haklıymışsın” demeleri bana yetti...

Bu yıl Interrail anılarımı gün gün yazmaya başladım. Bırakın o sokakları ve o meydanları bir kenara, diyalogları dâhi saniye saniye yazıyorum. Okuyanlardan takdiri ise “Ahh be, ben de gitsem” cümlesiyle alıyorum, o bana yetiyor.

Peki daha önce Interrail ile Avrupa’yı arşınlamış olarak bu bursa niçin başvuruyorum? Atlas Dergisi’nin “Keşfetmek için bak!” sloganı yıllardır zihnimde kazılıdır. Interrail’den sonra benim için “para ve vakit” tekrar yan yana gelmedi. Ne var ki; Avrupa, yıllar geçerken kendini özletmeye devam etti.

Niyetim; sırt çantamı yüklenip Sirkeci Garı’ndan yeni bir hikâyeye başlamak ve iki yıldır İstanbul’da ağırladığım, tanıştığım onlarca Avrupalı arkadaşıma “I’m coming back to Europe” diyebilmektir. Yepyeni anılar biriktirerek dönmek, dönüşte yine yazmak üzere...

Yeni bir rota, yeni şehirler... Emin olun, keşfetmek için bakacağım!
Mustafa Özdemir


***

Mustafa başvurusunu yaparken uzunca bir e-mail yazmıştı bana. Bir kısmını başvuru yazısında özetlediği hikayeleri ve ihtiyacı, daha samimi bir üslupla o mesajda detaylandırmıştı. Mesajını yayınlamamı beklemediğini sanıyorum, yine de - tekrar olması pahasına- buraya eklemeyi uygun buluyorum:

"1987 Çanakkale doğumluyum. İlkokul ve ortaokulu çingene öğrencinin bol olduğu iki okulda okudum. Yani onlarla büyüdüm, çingene olmasam da çingene ile aynı tastan su içtim diyebilirim. Bu şu manaya geliyor, benim onlarla arkadaşlığım hayatımı şekillendirdi. Bilirsiniz, çingenelerin ağzı çok iyi laf yapar, istediklerini tatlı dille her zaman elde ederler. Onlarla aynı okul sıralarını paylaşarak insan ilişkileri yeteneğimi iletletme serüvenime daha 7 yaşımda başladım.

Para kazanmaya da 7 yaşımda başladım. Geçenlerde hesapladım, üniversiteye kadar 8 farklı işten para kazanmışım. Pazarcılık, stad köfteciliği, su satmak bunlardan sadece birkaçı. Çoğu iş ticaret üzerineydi. Hepsinde de kendi işimi yapıyordum :)


Ardından 2001 yılında Çanakkale Fen Lisesi'ne girdim. Lisede spora ve coğrafyaya ilgimi artırdım. Hâlâ görüştüğüm coğrafya öğretmenim sayesinde Atlas Dergisi'ni okumaya başladım. O günlerde "Keşfetmek için bak!" mottosunu kafama kazıdım, bir daha hiç aklımdan çıkarmadım. Boş zamanlarımda haritaları karıştırdım, sınıf arkadaşlarımla dünya şehirleri üzerine bilgi yarışmaları yaptım. 2005 baharında sınıf arkadaşımla sık sık gittiğimiz Gelibolu Milli Parkı hakkında Atlas'a kısa bir mektup yazdık, 2005 Nisan sayısında yayınladılar sağolsunlar.


Lise okurken yazlarım ise Edremit Körfezi dolaylarında kampçılık ile geçti. O bölgenin yollarında otostopun incelikleri hakkında kitap yazabilecek kadar otostop yaptım. 2004 yazında, günün birinde bir arkadaşımla Küçükkuyu'dan Assos'a giderken arabasına bindiğimiz bir adam benim seyahat anlayışımı değiştirdi. Sadece Kuzey Ege'nin bizlere yetemeyeceğini, çok farklı coğrafyalar görmemiz gerektiğini söyledi. Gençliğinde bisiklet ve otostopla hangi yolları aştığını anlattı. Bir de genellikle Avrupa gençlerin tercih ettiği "Interrail" diye bir seyahat kavramından bahsetti. Tabii o sırada bir sonraki ÖSS senesine mental hazırlıkta olduğumdan "boşuna hayal kurmayalım" dedim kendime. O adam bize unutamadığı anılarından sadece birkaçını anlattı ve bizi Assos'a motivasyonu tepe yapmış seyyahlar olarak bıraktı. O kişinin adı Yılmaz Aslantürk, Uykusuz dergisinde Otisabi köşesini çiziyor. O kadar büyük bir gezgin ki kendisi, ne anıları var bir bilseniz...

Lise bitti, İstanbul Teknik Üniversitesi'ne girdim. Hazırlık yılımın yazında otostopla Avrupa'ya açıldım, Trakya'yı gezdim :) Sınırdan dışarı çıkmak hâlâ hayaldi benim için. Fakat birinci sınıfa geldiğimizde bir kahve şirketine girerek üniversitedeki iş hayatıma başladım. Baristalık yaparak bir öğrenci için iyi para biriktiriyordum ve yaza gezmek üzere bir kenara koyuyordum. Bahar aylarında şu Interrail işi yine aklıma düşmüştü. Lise arkadaşım Recep'le konuştum, "tamam gidelim Mustafa" dedi. Bir de Ankada okuyan lise arkadaşımızı bağladık, Interrail hayali kuran ekibi 3 kişi yaptık.

Uğraştık, didindik, hazırlandık ve 20 Ağustos 2007 günü startı verdik. O 22 günlük seyahat benim hayat bakış açımı değiştirdi. Dönüşte "Keşfetmek için bak!"ın yanına bir de "Ben, ileride çocuklarıma anlatacağım anılar biriktirmek için yaşıyorum"u koydum. Hayatımın en güzel günlerini yaşadım o seyahatte. Yunanistan, İtalya, Fransa, İspanya, Belçika, Hollanda ve Almanya'da 16 şehri hakkını vererek gezdim.

Döndüğümüzde gecelerim o günleri özleyerek geçti. Kafamdan atamıyordum, "ah fırsat olsa da tekrar bir çıksam yola" diyordum. Tekrar gitmek fırsat olmadı ama kim "Abi siz Interrail yapmıştınız değil mi?" diye sorsa, aldım karşıma 2-3 saat saat boyunca gün gün anlattım o seyahati. Ama öyle büyük bir hevesle anlatıyordum ki, dinleyene de sanki kendisi o yollarda benimleymiş gibi hissettiriyordum. O sohbetlerde verdiğim "gazla" 3 farklı grup arkadaşım 2008 yazında Interrail'e gitti. Ben hâlâ Türkiye'de "Ah be, vakit ve para olsa da tekrar gitsem" diyordum. Kimi zaman sadece param oluyordu, kimi zaman ise sadece vakit.. Asla ikisi birden yanyana denk gelmedi bir daha... Tchibo'dan sonra çalışmaya devam ettim, farklı işlerden harçlığımı kazandım.

Fakültemizin http://www.mackadergisi.com/ blogun ekibinde yazarım. 2009 yazında, 2 yıldır anlattığım anıları yazmaya karar verdim. "Günü gününe hatırlıyor musun?" diye sordular, "Saniye saniye hatırlıyorum" dedim. 20 Ağustos 2009'da, yola çıkışımın 2. yıldönümünde yazmaya başladım. Her günü tam yıldönümünde yazacaktım. Fakat daha ikinci günden aksattım :) Fotoğrafları seçmek, tüm diyalogları hatırlamak, kurgulamak ve yazmak sadece bir yazıda 4-5 saatimi alıyordu. Ardından 2 gün daha yazdım.

2 hafta kadar önce daha özgür içerik üretebilmek için kişisel blogumu açtım. Yazdığım 4 günlük yazıyı oraya da koydum. O blogu özellikle yaptığım iş için de kullanacağım. Şu sıralar Eurosport ve Türkiye Futbol Federasyonu'ndaki mütevazi görevlerimle meşgulüm. İki görevimde de para almıyorum, hatta TFF'deki görevimin adını "gönüllü" bile koyabilirim. Okul mu? Hiç sormayın, uzattım :)

Blogumun linki; http://www.ozdemirmusta.blogspot.com/. Orada "seyahat" etiketinden Interrail'imin ilk 4 gününü okuyabilirsiniz. Yazmaya devam edeceğim. 2-3 aya kadar bitiririm diye umuyorum. Dediğim gibi, ince eleyip sık dokuduğumdan ve sadece bir günü yazmak en az 4 saatimi aldığından okuldan, kanal ve TFF'deki projelerden vakit bulamıyorum. Ama soranlara aynı heyecanla anlatmaya devam ediyorum :)

Peki Interrail'e daha önce gitmiş biri olarak sizin vereceğiniz bursa neden başvuruyorum? Ben iki buçuk sene önce o şehirlerin, o yolların hakkını fazlasıyla verdim. Fakat içimde öyle bir özlem var ki anlatmam mümkün değil! Sırt çantamı yükleneyim, çıkayım tekrar yollara istiyorum. Yeni şehirler, yeni istasyonlar.."

Mesaj böyle devam ediyordu.

Benim ayıbım, ne Yılmaz Aslantürk ne de Otisabi'yi duymamıştım daha önce. Mizah dergisi elime almışlığım yok da, belli ki ondan. Yılmaz Bey'in bir öğrencinin hayatına etki eden gezgin kişiliği merakımı çekti, araştırdım internette ve e-mail attım kendisine:

"Sevgili Yılmaz Bey,

Varlığınızı, vereceğimi açıkladığım seyahat bursuna başvuruda bulunan genç bir arkadaşın mesajıyla öğrendim. Ben siz olsaydım, bir insanda böylesine (dönüştürücü) bir etki bırakmış olduğum için sanırım çok sevinirdim. Farkında olduğunuz pek çok güzel iş yaptığınıza eminim. Farkında olmadıklarınıza dair bir örnek olduğu için mesajın ilgili bölümünü sizinle paylaşmak ve otostop yapan gençleri arabanıza aldığınız için teşekkür etmek istedim:)"

Yılmaz Bey'den yanıt geldi. İlginçtir, o günü o da hatırlıyordu. Kendisinin de giderken dinlenenlerden olduğunu öğrendim mesajıyla. Ne güzeldi ki, yolcuların yolları bir yerde öyle ya da böyle kesişiyordu. Mustafa başvurusunu o 'adamın' okuduğunu hiiç bilmedi:)

Başvuru mesajı Mustafa ile ilk ve tek iletişimim oldu. Ama Mustafa karşıma yeniden çıkacaktı. (Hikayenin sonu, 2 gün sonra)...

6 yorum:

Adsız dedi ki...

Özlemin pipisi var !

Baki Berk Kayalar dedi ki...

Harika bir başvuru metni daha okudum. Biraz uzun ama zevkle okunuyor.

Başarılar.

OzlemPansiyon dedi ki...

ahaha, takimin diger parcasi yakistirilmisti da daha once, bu parcasi ilk kez yakistiriliyor:)

ozdemirmusta dedi ki...

Teşekkürler.. Hikayenin sonunu bekliyoruz ;)

yigit dedi ki...

Muhtemelen Türkiye'nin en eglenceli mühendislerini çıkartan Çanakkale Fen Lisesi'ne, bu ekolün Odtü'deki önemli temsilcisi Mahmut Balcı'ya saygılarımla.

Kolay gelsin Mustafa :)

ozdemirmusta dedi ki...

nostalji yapayım dedim bizim ugur'la başvuruları okudum. ne güzel yazmışız, gurur duydum kendimizle :)

bu başvurulara burs vermemek özlem pansiyon'un tarihe not düşülmesi gereken bi ayıbıdır ehehehehe=))

bu sene burs vermiyo mu pansiyon?? benden 100 lira çalışır. zorlarsak 100 dolar olur :))