15 Mart, 2010

finalist # 25: baki berk kayalar

Özlem Hanım merhaba,

Kocaeli Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Fotoğraf Ana Sanat Dalı’nda 4. sınıf öğrencisiyim. İzmit' te ailemle birlikte yaşıyor ve dersimin olduğu her gün okulumun Hereke'de olması sebebiyle mini bir "intercity rail" yapıyorum. 23 yaşında bir gezgin adayıyım. Seyahat Bursu haberiyle yer aldığınız Hürriyet Seyahat ekinde, aynı gün benden de kısaca bahsedilmişti. Okumuş olduğunuzu sanıyorum:)

Çocukken dedem beni sık sık gezmeye götürdü ve bana seyahat duygusunu aşıladı. Onunla kırlara çıkardık. Kuşlar öter, arılar vızırdardı. Ormanın kokusu içime işlerdi. Zamanla karın, yağmurun en yakın dostlarından birisi oldum.

Deprem çok şükür ailemize zarar vermedi ama yan etki olarak jeolojiyi sevdirdi. Yıllarca jeoloji ve mineralojiyle uğraştım, bu yüzden bir arkadaşımdan “Bay Mineral” lakabını aldım. Taşların dostu olmaya çalıştım. Doğadan özenle toplayıp, bir gün sergilemek için koleksiyonuma kattığım çok güzel taşlarım oldu. Arada sırada onlar bana, ben de onlara bakıyorum. Taşların dili yok belki ama bir şekilde iletişim kurmanız mümkün olabilir.

Çocukluğumda resim yapmayı sevdim. Bu ilgi zamanla fotoğrafa dönüştü. Fotoğrafçılıkta sıradanlığın dışına çıkarak bir şeyler yapmak istiyorum. Bu bağlamda arzuladığım interrail seyahati büyük katkılar sağlayabilir.

Bisiklete binmeyi, sanırım 3 yaşımda, evimizin balkonunda öğrendim. 1996 yılında bisikletle takıldığım hain otopark zinciri sayesinde kafa travması geçirdim, 5 gün hastanede yattım. Ailem bisikleti yasakladı bu yüzden. 2003 yazında bisiklete binmeye tekrar başladım. 2006 yılına kadar sadece Kerpe ve çevresinde ve sadece yazları biniyordum. 2006 Eylül’ünde canıma tak edince bir gün bisikletimi Kerpe’den kaçırıp İzmit’e getirdim. Daha sonra tanıştığım gruplarla yerel turlar yapmaya başladım. Daha sonra da bir ya da iki arkadaşla daha uzun turlara çıktım. Kocaeli bölgesindeki neredeyse her kasabaya bisikletle gittim. O bölge bana dar gelmeye başlayınca uzun bir turun hayalini kurmaya başladım.

Tüm potansiyel riskleri göze alarak 8 Haziran 2009 günü sabahı İzmit’ten tek başıma yola çıktım. İzmit-Armutlu-Çanakkale-Bozcaada-Akçay-İzmir-Muğla-Kaş-Antalya-Eğirdir-Afyonkarahisar-Eskişehir-Adapazarı-Kerpe-İzmit şeklinde turumu tamamladım. 29 günde 2503 km gittim toplamda. Bu turun ayrıntılı olarak bisikletturlari isimli blogumda “Bisikletle Dört Deniz Projesi” etiketi altında okuyabilirsiniz. Sessiz sedasız gittim ve geldim. Turun sonunda bisikletten bıkacağımı düşünmüştüm ama eve sağ salim geri dönünce birkaç günlük bir dinlenmenin ardından bisiklet ateşim tekrar çıkıverdi, ama bütçe olmadığından uzak bir yere kıpırdayamadım:( Demek ki bıkmamışım. Dünya turuna bile çıksam pedal çevirmekten bıkmam kesinlikle.

Bu turda sorunlardan keyif almayı öğrendim. Sorunlar olmazsa turun tadı çıkmaz ki. Bu turdan sonra beni tanıyan hemen herkes bana “Berk sende bir değişiklik var” demeye başladı. Bu tür yolculuklar insanı gerçekten olgunlaştırıyor.

Bisikletle bugüne dek 19 bin km civarı yol gittim. 2010 yılındaki hedefim 10.000 km barajını geçmek.

İki defa yurtdışı gördüm. İlki İzmit’teki bir izci grubunun 2005 yılındaki İtalya gezisiydi. Bu yolculukta, ne dibinden geçtiğim ata topraklarım Kavala ve Paramithia’da otobüsten inmeme, ne de kırk yılda bir göreceğim sanat ve kültür kentlerinde tek başıma dolaşmama izin verildi. Kısıtlı zamanda güzel şeyler gördüğümü söyleyemem. Çok acele bir tur oldu. Ayrıca çoğu çocuk olan 140 kişi ve 3 otobüslük bir kafileydik. Böyle bir durumda İtalya’da olduğumu hissetmekte zorlandım. Sadece İtalya’ya gitmiş oldum, gezmiş olamadım. Interrail ya da başka bir şekilde İtalya’ya gidip İtalya’yı doyasıya gezmek, çok sevdiğim İtalyanları anlamaya çalışmak, İtalyancayı gezerek, dil kursu olmaksızın öğrenmek istiyorum. Tek başıma bile olsam, İtalya’nın tarih kokan atmosferinde bir süre yaşamayı arzu ediyorum.

İkinci yurtdışı deneyimim ise; 2006 yılında bir AB projesi kapsamında Polonya’ya gitmek oldu. İtalya seyahatime oranla daha az kişilik bir kafileyle (7 kişi) hareket ettiğimden, bu gezide yurtdışında olduğumu daha çok hissettim. Polonya çok güzel bir ülke olmasına rağmen, İtalya kadar beni etkileyemiyor. İtalya’nın benim için daha farklı bir çekiciliği var.

Yurtdışında bulunma hislerini çok özledim. Yanlız başıma tanımadığım bir ülkede tek başıma olmanın vereceği inanılmaz duyguları tatmak, kimseye bağlı kalmadan yolculuk etmek, kendimi gerçekten yabancıymış gibi hissetmek, gideceğim yerleri sindire sindire gezmek istiyorum. Büyük bir demiryolu meraklısı olduğumdan yurtdışındaki trenlerle seyahat etmenin tadına varmak istiyorum.

Trenlere ayrıca düşkünüm. Ben çocukken bütün trenler İzmit' in çarşısının ortasından geçiyordu. Çocukluğum bu çarşı hattı çevresinde gelişince ister istemez trenlere bulaşıverdim. Şimdilerde okuduğum okulda ödev konusu olarak genelde demiryolunu seçiyorum. Demiryolu fotoğraflarımın yer aldığı bir blogum var. İlk uzun tren yolculuğumu 29 Mart 2006' daki güneş tutulmasını izlemek için Konya'ya yaptım.

Derdimi anlatacak kadar İngilizce ve İtalyanca biliyorum. Yani dil konusunda çok büyük sıkıntı yaşamam.

Güvenli olduktan sonra her türlü ortamda uyurum. 2503 klm lik turumda bir benzinlik tuvaletinin dış duvarının arkasındaki pürtüklü beton zemininde mat + uyku tulumu şeklinde uyumam gibi. Zemin ıslak olmadıkça sorun yok.

Interrail yapacak olsam katlanır bir bisiklet mutlaka yanıma alırım. Sırt çantamı büyük tutar, içerisinde bisikletimi sokarım. Bu sayede interrail yolculuğum sırasında şehir içi ulaşım masraflarım sıfıra iner. Toplamda 200 Avro civarı tasarruf edeceğimi düşünüyorum yanıma minik bir bisiklet almakla. Katlanır bisiklet sırtımda taşınacak büyüklükte olacağından trenlerde bisiklet için bagaj ücreti de isteyemezler.

Bisikletle gece yolculuklarına özel olarak hayranlık duyarım. Bisikletli gece yolculukları aslında tehlikelidir ama bu tehlikeler ayrı bir heyacan katar. Dolunayın aydınlattığı yollarda, yıldızların altında pedal çevirmenin tadını anlatamam. Mutlaka siz de deneyin.

Tekrar belirtmek istiyorum. Seyahat bursuna talibim. Bunun bisikletle mi, bisikletli interraille mi, yoksa sadece interraile mi olacağına siz karar verirsiniz. Ben hepsine evet derim.

Bu arada bu sene okulumda çok az dersten sorumluyum. Haftanın büyük kısmı benim için boş. İstanbul' a İzmit' ten gidip gelmek benim için çok kolay. Benimle tanışmak isterseniz hemen gelirim.

****
Hiç atmadıysa Berk bana bugüne kadar 30 tane filan mesaj atmıştır. Soğuk bir Ctesi sabahı (08:00! Beni tanıyanlar bunun imkansıza yakın olduğunu iyi bilir) beni sıcak yatağımdan kaldırmayı ve İstanbul'dan Ankara'ya yapacağı bisiklet turu öncesinde kendisiyle buluşturmayı başardı. Her mesajda destan yazdığı, her gün seyahat hayallerinin dozunu biraz daha biraz daha artırdığı, bu arada tuttuğu 3-5 blogu da düzenli olarak güncellediği için, an geldi ona uyuz oldum:) En son finalist olmasının sebebi de, bana okuttuğu yüzlerce sayfanın ve o Ctesi sabahının intikamını almak! Biraz endişe yaşamasını istedim açıkçası:) Attığı mesajlardan seçtiğim birkaç tanesini ekliyorum. Aralarında haliyle biraz kopukluk oluştu.


Tekrar merhaba :)

Öncelikle size hayırlı yolculuklar diliyorum. Dün akşam mesajınızı okuyunca aklıma geldi de, hayalimdeki bisikletli Avrupa turunu biraz anlatmak istedim. Aslında aşağıdaki hikayeyi bana dün akşam gönderdiğiniz mesajı yanlış anlamam neticesinde yazdım:) Yanlış anladığımın farkında olmama rağmen yapılmamış bir turun hikayesini yazmaya çalışarak kendi çapımda bir ilke imza attım:)

Olası bir Avrupa bisiklet turumda güzergahımda bulunan kentler arasında içerisinden demiryolu hattı geçen kentlerin mutlaka istasyon/garlarını ziyaret ederim. Bu yüzden aşağıdaki hayali turda tren konusuna pek değinemeyeceğim. Demiryolu hatlarını görüntülemek turlarımın fiks menüsünde yer alıyor.

Günlerden bir gün ailemle vedalaşırım ve sabahın köründe İzmit’ten yola çıkarım. İlk gün hedef İstanbul olur. Geceyi ablamlarda ya da Haydarpaşa misafirhanesinde geçiririm. Ertesi sabah Haydarpaşa’da Türk trenleriyle, demiryolcu dostlarımla vedalaşırım. Vapurla Sirkeci’ye geçip, Sirkeci’deki trenlerle de vedalaşırım. Bana sponsor olması muhtemel kişilerle görüşüp, Tekirdağ’a giderim. Tekirdağ’da köfte yerim. İpsala’ya varırım. Beni büyük bir heyecan kaplar. Bisikletle ilk yurtdışına çıkışım çünkü. Türk tarafında diğer araçların önüne geçip çıkış işlemlerimi yaptırıp iki ülkeyi birbirinden ayıran köprüye gelirim. İzin verirlerse köprüde iki ülkenin ortasındaki metal plakanın üstünde fotoğraf çektiririm. Ardından Yunanistan’a girerim. Dünyalar benimdir, heyecandan kıpır kıpır olurum. Mecburi ama sıkıcı bir otoyol geçişini kullanarak Alexandrapolis’e ulaşırım.

Alexandrapolis’ten sonra Drama’ya büyük bir sevinçle pedal çeviririm. Drama baba tarafımın kökeni olduğundan bu kente uğramam gerekiyor. Drama’da yaşayan Türkleri araştırırım. Karşılaşacağım Türkler muhtemelen benim çoook uzaktan akrabam olacaktır. Bu yüzden onlara sarılırım. Onları hiç tanımasam da hasret gideririm.

Drama’dan sonraki hedef Selanik. Selanik’i gezmezsem ayıp olur hani. Atatürk’ün evini tekrar ziyaret ederim. Beyaz Kule vs’yi gezer, kordonda Ege usülü hafif bir şeyler yerim. Bu bana zindelik katar.

Selanik’ten sonra Katerine’de Olimpos Dağı’nı seyre dalarım. Ardından Kalambaka’ya geçerim. Burada yükseklik korkum elverdiğince Meteora’yı gezmeye çalışırım.

Bitmek bilmeyen bir iniş çıkış döngüsü başlar Selanik’ten sonra. Bu iniş çıkış döngüsü aslında yolun kendisindedir. Ama yolun kendisi benim psikolojime de etki eder. Uzun kilometreler süren rampa çıkışlarında psikolojim olumsuzlaşır, ama TIR trafiğine rağmen güzel, manzaralı bir rotada yol aldığımdan yokuşlar bana pek etki etmez. İnişlerde ise psikolojik olarak içim rahatlar ve neşe dolmaya başlar. İğne yapraklı ağaçların sarmaladığı kaymak asfaltlı yolda süzüm süzüm süzülürüm.

İyonya’ya gelmeden önce İyonya Gölü’nü yolun izin verdiği bir noktadan seyre dalarım. İyonya’da dinlenir ve bir sonraki durağım olacak Paramithia kentinde yaşayan Türk olup olmadığını öğrenirim. Paramithia kenti benim anne tarafımdan dedemin doğduğu kent. Paramithia’ya gelince kenti bir güzel gezer, akrabalarımızın izini sürmeye çalışırım.

Paramithia’dan sonra Igoumenitsa’ya varırım. Bilet alıp feribota binerim. En az 10 saatlik bir yolculuğun ardından Otranto, Brindisi ya da Bari’ye geçerim. Ben şimdilik Brindisi diyeyim.

Yaşamayı hayal ettiğim güzel ve dost ülke İtalya’ya tekrar geldim sonunda. Ne kadar özlemiş olduğumu hatırlarım. Müsait bir yerde yeri öperim. Brindisi’den Taranto’ya tek solukta geçerim. Zaman elverdiğince kenti gezer, garını ziyaret ederim. Ufak bir şişe şarap alırım. Potenza yolunda Metaponto civarında sahilde bulunan kamp alanlarının birinde gecelerim. Denizin tadını çıkarırım. Vakit yettiğince Metapontum antik kentini gezerim. Taranto’dan aldığım şarabı, kumsalda dalga haşırtıları eşliğinde keyifle yudumlarım. Sahilden demiryolu geçtiği için geceme tren sesleri renk katar, uykumu daha doyurucu, dinlendirici kılar.

Tatlı sert yokuşlarla dolu yolun ardından Potenza’ya varırım. Bir araba lastiği markasının bir modelinin adı olan Potenza’nın kent hali nasılmış merak ediyordum. Sonunda kenti görürüm. Kentte bulunan güzel tarihi binaları fotoğraflarım.

Potenza’dan sonra dağ yolları tekrar başlıyor. Parasız otoyol var aslında ama bisiklete uygun olmayabilir. Ben daha güvenli olsun diye ara yollara dalarım. Sırada Salerno-Napoli ikilisi var ama girmekte tereddüt ederim. Çok büyük ve suç oranı yüksek kentler bunlar. Açık yazmak gerekirse bu kentleri çevrelerinden dolanarak pas geçebilirim. Pompei kentini görmek istiyorum tekrardan ama ne bileyim. Şimdilik Salerno ve Napoli kentlerini es geçip Benevento’ya yönelirim. Benevento’nun ardından sahile dönerek Via Domiziana’ya varır ve Tiren Denizi ile kucaklaşırım.

Formia kentine ulaşıp çevresindeki antik kentleri gezerim. Sahilde güzel bir kamp alanında, yakından geçen demiryolunun seslerinden oluşan senfoninin eşliğinde huzurlu bir uyku çekerim.

Yeni hedef Roma. Orada beni karşılayacak İtalya’da yaşayan Türk dostlarımla Roma’yı bir güzel gezerim. Neron’un, Roma’yı neden yaktığını ayrıntılı olarak öğrenirim. İki-üç gece bu kentte kalırım. Romalı bisiklet severler beni karşılayabilir ve yakın çevreyi bana bisikletle gezdirebilirler. Roma’da olduğum süre boyunca kısa tren yolculukları yapabilirim. Türk dostlarımızla belki trenle Napoli ve Floransa’ya giderim. Bu kentleri bisikletsiz gezmek daha iyi gibi. Bisikletim Roma’daki bir bisikletçide bakım görür. Aslında Roma çok önemli bir durak. Belki bir hafta bile kalabilirim sindire sindire gezmek ve iyice dinlenmek için.

Roma’dan sonra Orbetello’ya giderim. İlginç bir coğrafyası olan o kenti ziyaret etmek bana keyif verir. Orbetello’dan sonra Grosseto’ya, oradan da Siena’ya geçerim. Küçük ama sevimli olan bu kenti iyice gezer ve yakındaki kamp alanlarının birinde güzel bir gece geçiririm.

Siena’dan sonra sıra Floransa’ya geliyor. Floransa’da da iki gece kalır ve kentin tadını doyasıya çıkartırım. Floransa’dan Pisa’ya akar ve Pisa Kulesi’nin önünde bisikletimle fotoğraf çektiririm.

Pisa’dan sonra Carrara’ya varırım. Meşhur Carrara mermerinin hikayesini sürer ve mümkünse mermer ocaklarını ziyaret ederim. Ufak bir Carrara mermeri parçası alırım mermer ocağından hatıra olarak. Carrara’ya veda ederken orada göreceğim heykellere selam veririm.

Carrara’dan sonra, Riviera di Levante’ye ulaşırım. Bu bölgeye hiç gitmedim ama aylardır La Spezia-Genova hattında tren sürüyorum. Bu nasıl olur? Hem gitmedin, hem de aylardır tren sürüyorsun. Microsoft’un tren simülatörü var. Birkaç İtalyan meraklı da bu hattı sanal ortama tıpa tıp aynı olacak şekilde aktarmış. Neyse... Aylardır tren sürdüğüm bu bölgeye gerçek hayatta varırım sonunda. Hem de bisikletle. Karayolu ulaşımı biraz zahmetli ve aşırı dik inişli çıkışlı ve bol tünelli olsa da Rio Maggiore, Manarola, Vernezza, Zoagli gibi cennet kasabaları ziyaret ederim. Cinque Terre’den geçmek zahmetli ama bana büyük keyif verir.

Genova kentine vardıktan sonra kenti gezip, ilginç yapılarını fotoğraflarım. Tahminen 2 gece kalıyorum Genova’da.

Genova’dan sonra ver elini Monako. Monako yolundaki nefis kıyı kasabalarını gezip tozarım. Öyleki artık fotoğraf makinem “yeter artık” der:) “Daha az fotoğraf çekmelisin. En az senin kadar ben de yoruldum!”

Riviere di Ponente’nin ardından Fransa’ya merhaba derim. Kısa bir Fransa geçişinin ardından Monako ziyaretim olur. Kent pahalı olduğundan burada kalmam. Kısa bir şehir turu yeterli.

Monako’dan sonra Nice yakınlarındaki kamp alanlarının birine kamp kurarım. Nice’yi gezdikten sonra Cannes'e geçerim. Kent pahalı olduğundan fotoğraf çekmekle yetinirim. Sıra Marsilya’ya gelir. Taksi filminin izlerini sürerim.

Sonra Montpellier’e geçerim. Maguelone antik kentini gezip Toulouse’ya yönelirim. Bordeaux’a şarap tatmaya giderim. Bordeaux kentini fotoğraflayıp Atlantik sahiline yönelirim. Sahildeki kamp alanlarının birinde gecelerim. Atlantik’te okyanusun tadını çıkartırım. Okyanus havası turun tüm yorgunluğunu alır :) Ayaklarımı uzatıp dinlenme zamanı. Tam bir gün dinlenip turun dönüşüne başlarım. Dönüş derken ne dönüş ama. Daha minimum 3000 kilometre yolum var.

Bordeaux’dan yaklaşık 379 km’lik seyirle Clermont-Ferrand kentine ulaşırım. Burada Puy de Dome’yi gezerim. Sonra Lyon... Lyon’u gezip, İsviçre’ye girer ve Geneve’ye, oradan Lozan’a varırım. Leman Gölü’nü seyre dalarken sevdiklerimi düşünürüm. Daha çok yolum var. Ama ruhum güçlü. 2009 yazındaki Türkiye turumdaki yanlızlığımdan çok daha güçlü hissettiğimi fark ederim.

Molalarda İsviçre çikolatasından atıştırırım. İsviçre’ye gelinir de çikolata yenmez mi?! Normal koşullarda çikolatayı az bir miktar kırmızı şarap tamamlayacaktır. Şarabı gündüz içmiyorum tabi. Alkollü bisiklet sürmek çok tehlikeli ve yasaktır:) Zaten gündüz bir yudum bile alkollü içki içsem fena oluyorum.

Lozan’dan sonra Zürih, Vaduz (Liechtenstein) rotasında ilerleyip Avusturya’ya ve ardından Almanya’ya girer ve Münih’e giderim. Stelvio Geçidi’nden geçmek istediğimden Alp Dağları’nda fazla doğuya yönelmem. Münih’i gezdikten sonra Innsbruck’a gelirim. Kenti gezip Alplerin en yüksek dağ geçitlerinden Stelvio’ya tırmanırım. Tekrar İtalya’dayım 2750 metre civarı rakımlı Stelvio Geçidi’ne güç de olsa tırmanırım. Düşük basınç beni etkiler, başım ağrır belki de. Ama günlerdir Alp Dağları’nda olduğumdan yüksek irtifanın verdiği olumsuzlukları pek hissetmem. Şu an bisikletimle çıktığım en yüksek noktadayım. Zafer narası atarım “yyiiihhuu” diye. Bu yihuuular inişte tekrarlanacak. Stelvio Geçidi dik çıkışları yüzünden bisiklet için uygun olmasada, benim için oraya bisikletle çıkmak en büyük hayallerden biri.

Stelvio Geçidi’ni yavaş yavaş, tadını çıkarta çıkarta inerek birkaç geçitten daha geçtikten sonra Bolzano üzerinden Venedik’e varırım.

Venedik yakınlarındaki kamp alanlarından birine yerleşir ve Bellini tatmak, Murano camlarının yapılışını izlemek ve nefis güzellikteki Venedik sokaklarını gezmek için Venedik şehir merkezine girerim. İki ya da üç gece bu kentte kalırım muhtemelen. Sonra Trieste’ye geçerim. Trieste’yi gezip, tekrar görüşmek dileklerimle İtalya’ya veda eder ve Hırvatistan’a giderim. Sırada Dalmaçya kıyıları var.

Rijeka’ya ulaşırım. Oradan Zadar – Sibenik - Split – Dubrovnik şeklinde ilerleyişimi sürdürürüm. Hırvatistan kıyıları bana eşsiz güzellikte fotoğraflar sunar. Kimi adalara feribotla geçip güzelce gezerim. Yollar çok iniş çıkışlı olmasına rağmen manzaralar muhteşem. Hırvatistan kıyılarında yol alırken mutlaka bir kez balık yerim manzaraya karşı. Haritadan bile o kadar güzel görünüyor ki Hırvatistan kıyıları, gerçeği kimbilir nasıldır.

Arnavutluk’a girerim. Tiran kentinde mola veririm. Sonra Elbasan’a ulaşıp, varsa Elbasan tava yerim. Bölgede yaşayan soydaşlarımla kaynaşırım.

Elbasan’dan sonra yaklaşık 100 km’liğine Makedonya’ya girerim. Sonra Selânik’ten geçerim.

Türkiye’ye pedal pedal yaklaşıyorum artık. Ailemi özledim. Gücüm yettiğince günde 150-160 km giderim. İpsala’ya büyük bir neşe içerisinde girerim. Artık bildik yollardayım. İstanbul’a bir solukta varırım. Sponsorlarımla, ablamla, bisikletçi, demiryolcu dostlarımla hasret gideririm. Geceyi İstanbul’da geçirip turun son tangosunu oynamak için İzmit’e hareket ederim. Muhtemelen bisikletsever dostlarımdan en az biri İstanbul’dan İzmit’e kadar eşlik eder bana.

Evime Avrupa’yı fethetmiş 6000 km civarı yol yapmış halde gururla ulaşırım. Ailemle hasret giderip anılarımı yazmak için bilgisayar başına kurulurum. Haftalar boyunca fotoğrafları hazırlar ve romanvari bir moda gelecek tur anılarımı yazarım. Sponsor bulunursa bu anılarım kitaplaştırılır belki de. 150 sayfalık bir ajanda, bu Avrupa turumda tuttuğum notlarla doludur. Çektiğim fotoğraf sayısı onbinlerle ifade edilir.

Şimdi hikayeden çıkıp gerçeğe dönelim:) Hayali turumda izlediğim rota, kabaca izlemek istediğim rotayı tarif ediyor. Kilometre hesabı yapmadım ama yazdığım gibi 6000 km civarı. Çıkacak maliyete göre rotayı kısaltmam mümkün:) Mesela tam bir İtalya bisiklet turu, gidişi İzmir-Ancona feribotu ve dönüşü Venedik’ten gemiyle olacak şekilde sadece İtalya ve Orta Avrupa’ yı içeren 3000 km küsürlük bir tur gibi seçenekler ya da bisiklet aromalı İtalya içi interrail söz konusu olabilir:)

Tercihim bu turda kafa dengi biriyle seyahat etmek. Yine de eğer bir şekilde mümkün olmazsa tek başıma da çıkabilirim. Avrupa güvenli çünkü.

***

Merhaba :)

"Her insan tatil sever ama her insan yolculuk sevmez. Daha doğrusu her insanı, o çileli bilinmez karanlık yollar aynı şiddetle çağırmaz" demişsiniz. Ailemle pek çok kez yüksek standartlı otel veya tatil köylerine tatile gittim. Fakat en büyük tadı yolculuk esnasında aldım. Bir yeri gezip görmek tabi ki güzel bir şey ama yolculuk psikolojisi bambaşka bir şey.

Bisikletle geçen yaz günde 120-140 km pedal çevirdiğim zamanlar bile oldu. Ama o kadar çok pedal çevirmeme, gün içinde yorulmama rağmen, ertesi gün bisikletin selesine oturup yeni bir gün için pedal çevirmeye başladığımda aynı bisiklet zevkini, aynı yolculuk keyfini tekrardan yaşıyorum. Yani bu kolay kolay anlatılamayacak bir şey.

Şimdi ben varacağım bir yerin önemli mekanlarına ait bilgileri ve fotoğraflarını internette veya kitaplığımda en fazla 5 dakikada bulurum. Sadece oraya gidip mekanı görmüş olmak ve biraz da fotoğraflamak kalır, ama yolculuk anında yaşanılanları, yaşanılacak olanları asla ama asla hiçbir yerde bulamam. O yolculuk psikolojisini yaşamak lazım. İnsan ser sefil oluyor yollarda ama şahsen büyük keyif alıyorum bu ser sefillikten. Bir gece önce duş alırken duş suyumda ayaklarımla basarak, yanımda taşıdığım kalıp sabunla çiteleyerek yıkadığım, kirini çıkardığım elbiselerimi bisiklete asıyorum ve yolda giderken kurumalarını bekliyorum. Derme çatma bir görüntü olsa bile, yolculuk psikolojini yansıtan son derece önemli bir örnek oluyor.

Beni gezi hikayelerinde gezilen yerlerden çok, oralara ulaşma çabasında yaşanılan zorlukların hikayeleri etkiliyor. Tabi ki o kadar yol gidilmiş, gidilen kentin önemli mekanları görülmeden olmaz, ama..... Ne demek istediğimi anlıyorsunuzdur.

Bisikletle çıkmaya başladığım yolculuklardan sonra tatil denilen olguyu gerçekten sevmemeye başladım. Çok param olur da kendimi şımartmak istersem belki arada bir otelde kalabilirim, ama seyahat psikolojisinden, abuk sabuk yerlerde uyumaktan vazgeçemeyeceğim kesin. Bisiklet turumda bir benzinliğin tuvaletinin arkasında üzerinde uyku tulumunda yattığım beton zemin bana 5 yıldızlı bir otel yatağından daha konforlu geldi nedense.

Sırf beni şimdiden gaza getirecek diye kendi turumun hikayesini şu aralar okumuyorum. Beni şu mevsimde yollara düşürecek yoksa.

Başvuru yazıma küçük bir ekleme diye yazmaya başladım ama kendimi tutamayınca bir paragraftan fazla olmasını beklemediğim bu "küçük" ekleme olmuş bir sayfa. Uygun kısımları başvuru yazıma ekleyebilirsiniz.

İtalya yolculuğunuzun en iyi şekilde geçmesini temenni ederim.

***

Merhaba,

Bisikletli mektup projemi geliştirdim, proje tanıtım dosyası ekte.

Euro Bike Letter Projesi

Proje tanımı: Kısaca bisikletle şehirlerarası, uluslararası düzeyde mektup taşınması.

Projenin amacı: Internet sayesinde yok olmanın eşiğine gelen mektup kültürünün hatırlanması. Günümüz gençliğinin mektupla haberleşme heyecanını yaşaması. Bu mektupları bisikletle taşıyarak mektubun anlamını katlamak.

Sevdiği kişiden mektup alan bir kişi, mektubun kas gücüyle getirildiğini bilecek, mektubun manevi değeri kat be kat fazla olacak.

Projenin başlıca amaçlarından birisi de uzun yol bisiklet sporculuğunu tanıtmak, desteklemek ve geliştirmek.

Bisiklet yaşayan bir ulaşım aracıdır. Bisikletle seyahat eden birisi yolu yaşayarak yolculuk eder. Bisikletle taşınacak mektup gibi bir hatıra, yolu yaşayarak giden bisikletçiye eşlik edecek. Bisikletçi hiç tanımadığı insanlara ait mektupları taşırken, o mektuplara kendi duygularını da katacak. O mektuplar yolu yaşayarak, bisikletçinin yaşadığı anılara ortak olarak gidecek. Euro Bike Letter turunun internette yayınlanacak fotoğraflı yol hikayelerinden mektup gönderici ve alıcıları mektuplarının yol boyunca hangi anılara tanık olduklarını, hangi coğrafyalardan ne zorluklarla geçtiğini bilecek.

***

Baki Berk'in bana yazdığı birkaç mesajı daha eklesem, bu blog Berk Pansiyon'a dönecek iyice:) Burada kesiyorum o yüzden. Bu genç arkadaşımın yol aşkına ve üretkenliğine benim inancım tam. Projesini hayata geçirebilmesinde Genç Gezginler Seyahat Bursu sürecinin bir vesile olmasını umuyorum.


Bursla ilgili bundan sonraki karar ise tamamen jürinin takdiri. Sembolik değeri olan Seyahat Bursu'nun, 'en iyi' olana verilecek bir ödül olmadığını hatırlatarak, gezginliğin yaygınlaştırılmasına en çok katkı sağlayacak gezginlerin olmasını diliyorum.

23 yorum:

raydancikmaklazim dedi ki...

:)

yigit dedi ki...

"Avrupa güvenli çünkü"

Gittikten sonra da umarım aynı güvenle söylersin berk :)

Adsız dedi ki...

Ve Tanrı Baki Berk Kayalar'ı yarattı.

Amin.

murtaza dedi ki...

iyi yolculuklar gözüm ;)

Kadir dedi ki...

Ortak tutkumuz bisiklet sebebi ile çeşitli yerlerdeki Baki'nin yazılarına o kadar alışmışımki son finalist olarak baki'yi görmek şaşırttı beni... Ben ilk adaylar açıklanırken, açıklandı sanıyorum.

Bütün adaylara başarılar dilerim..

Haberlerinizi bekliyoruz Özlem Hanım :))

atalay demiral dedi ki...

Çok yardımcı bir insandır :).Bisiklet konusunda bana çok yardımı oldu.
Ayrıca finalistlerden ricam kazananların hepsinin aynı rotayı kullanmaması.Doğuya ve kuzeyede yönelmelisiniz.Oradaki hikayelerin çok farklı olacağını düşünüyorum.
Herkesin yolu açık olsun.

umitorhan dedi ki...

:) Yazıyı görünce ne yalan söyleyeyim benim de tepkim biliyordum oldu!
Güzel bir süpriz gerçekten. Başarılar...

ErenAslan dedi ki...

Baki'nin blogunu uzun süredir takip ediyorum.umarım bursuda kazanır:D

muhsin gözler dedi ki...

sayfanızı çok beğendim.ben bir ilaç firmasında finans müdürüyüm ve bu gençlerin gezip dünyayı görmelerini çok isterim.bu yüzdn 2 kişiye de ben burs vermek istiyorum.biri baki berk çünkü mantıklı ve olgun yorumlarıyla ayrıca da gezme isteğiyle bende heyecan uyandırdı.bu yüzden baki 'ye daha da çok yer gezmesi için ekstra destek olmak istiyorum.baki eğer ihtiyaç duyarsan benimle iletişime geçebilirsin.

iyi günler

OzlemPansiyon dedi ki...

bir gencin hayalleriyle oynamak!ayip ayip:)

umitorhan dedi ki...

eşek şakası. :)

Malla dedi ki...

Terbiyesiz sen al onu kendine sook

umitorhan dedi ki...

Bir an yorumlara bakınca sanki "eşek şakası" dediğim şeyi benim yaptığım gibi bir anlam çıkabileceğini gördüm! Aman sakın ha. Ben değilim.

Adsız dedi ki...

Başarılar Berk!

Bu arada zavallı Muhsin'i ayıplamayın, içinde beyin bulunan bir başı, yürek bulunan bir gövdesi olmayınca başka neresinin resmini koyacaktı ki?

Adsız dedi ki...

sevgili muhsin,
sayfanı keşke önceden keşfetmiş olsaydım... ben de sana sponsor olmak,sana tek görüş bildirebildiğin ve ciddiye alınabileceğin tek yer olan sanal alemin bilinmezliğinde kaybolman için ekstra destek olmak istiyorum. istersen benimle irtibata geçebilirsin.
sevgili baki,
senin de yolun açık olsun, tam desteğimiz seninle.

MissTina dedi ki...

Uzanamadığı ciğerlere mundar diyen kedilere kapak olsun. Herşey gönlünce olsun inşallah Baki...
Onlar boş şeylerle, elleriyle, dilleriyle oynaya dursunlar ha.. ha ..ha..

emretv dedi ki...

muhsin gözler beni de nahladı. büyük ihtimalle berk in(berk ismini seçtim çünkü daha önce baki kelimesini hiç kullanmadıgımı fark ettim) yakın bir arkadasıdır diye tahmin ettim. Ve güzel bir şaka yapmış. Burda biraz haydi hep beraber kol kola gezelim. Pamuk şeker yiyelim havası vardı adlandıramadıgım. Muhsin gözler bana gösterdi hayatın gerçeğini. Baki berk kayalar ın da destekçisiyim. evetdir. tamamdır. öptümdür. (ayrıca yorum yapabilmek için doldurmamız gereken alanda ''hosomaiz'' yazıyor. bunu paylaşmak isterim.) hosomaiz.

ssbb dedi ki...

Baki ben de sana gezmen ve trenleri daha çok seyretmen için 100 € vermek istiyorum.
Benimle de iletişime geçebilirsin:)

umitorhan dedi ki...

Bu seferki gerçekten gerçek! :)

Muhsin Gözler dedi ki...

sevgili muhsin,
sayfanı keşke önceden keşfetmiş olsaydım... ben de sana sponsor olmak,sana tek görüş bildirebildiğin ve ciddiye alınabileceğin tek yer olan sanal alemin bilinmezliğinde kaybolman için ekstra destek olmak istiyorum. istersen benimle irtibata geçebilirsin.
sevgili baki,
senin de yolun açık olsun, tam desteğimiz seninle.

17:25 '
cevaben: bana facebooktan ulaşabilirsiniz ama asıl siz adsız olduğunuz için ben size ulaşamam.



iyi akşamlar

umitorhan dedi ki...

Anonim yorumlara izin verilmesinin böyle bir yan etkisi var birde... Gerçi kim ciddiye alır ismini saklayarak başkasına hakaret eden bir korkağı?
Yine de anaonim yorumları kapatmak iyi olabilir.

ugurcan dedi ki...

berk, feyyaz, bulent ya da umit olsun (unuttugum varsa ozur), bisikletcilerin bursa bu kadar yaklasmıs olması beni cok sevindirdi. bursu alamasalar bile onlarin bisikletle avrupa turu hayallerini mutlaka gerceklestireceklerine inancım tam. hepsi hakediyor ama en azından birinin bu bursu almasını ve guzel bir rota ile bisiklet turuna cıkarak herkese ornek olmasını diliyorum.

ümit dedi ki...

Bu işin biraz cılkı çıktı. Özlem Hanım'a yük olmaktan öteye gitmeyecek bir duruma gelmiş. Ne güzel yiyip içiyorduk, keyifler yerindeydi; ama Mr. Orhan ciddi ciddi alınmaya başlamış. O zaman ben duruyorum. Durmuşken de Mr. Orhan'a bir adet 'chill out', pansiyon okurlarına birer tane 'hasta la vista, baby', Güneş Biliciler'e ise 'sex on the beach' ısmarlıyorum.