1992’de doğdum. İzmir’de ikamet eden polis memuru emeklisi babam ve ev hanımı annem dışında, şu anda İstanbul’da yaşayan bir de abim bulunuyor.İzmir’in uzak kalamadığım denizi ve sevgisi varken içimde, kendi zamanımın geldiğini farkettim ve okumak için Eskişehir’e geldim. Bu küçük şehri asıl tercih sebebim, buradan her yere ucuz tren bileti olmasıydı. Bornova’dan Balçova’ya kadar yorulmadan yürüyebilme kabiliyetine sahip olan ben, Eskişehir’i 3 günde bitirdim. Fırsat buldukça gezdiğim yerler, burada tanıştığım farklı yüzler ve en azından hayatımın bir kısmını farklı bir yerde geçiriyor olmak yetiyordu bana. Şimdi ise; indiğimde duyacağım mutluluk için; daha yüksek dağlara tırmanmak istiyorum! Yollarda olmak istiyorum!..
Çocukluğumdan beri faydalı ve ilginç bulduğum her türlü şeyi araştırırım. Koca koca Britanica ansiklopedilerinden sonra aldığımız bilgisayarla tembelleşsem de, ‘keşfetmek için okumak ve gezmenin yanında, bildiklerini yazmanın’ verdiği tadı başka hiçbir şeyde alamadım. İkinci aşamaya da sayenizde geçtim! Yani, blog açmama bahane olan bursunuzla, yazdıklarımı okutmanın heyecanına vardım. Blog adresim: hayatseyahat.blogspot.com
Yollara sevgime gelirsek; babam yüzünden! Gezmeyi çok severdi babam. Çalışırken bile fırsat buldukça durmazdık evde. Oturduğumuz ev biraz tepededir, önümüzde uçsuz bucaksız dağlar ve güzel İzmir manzarası… İzmir’den pek bir yer kalmayınca da dağları keşfetmeye giderdik. Yaz ayını en çok, değişik şehirler görmeye gideceğimiz polis kampları için beklerdik. Doğa yürüyüşlerinde ise; kuru ekmeğe tamaat ediyor olmak, bir yerde durup mangal yapmaktan daha lezzetli gelirdi bana… Kızıl bir gökyüzü ile ufuk görünene dek devam eder ve o yolu gece karanlığında dönerdik çoğu zaman. O vakte kadar doğada ne kadar canlı varsa gözlemler, göldür, mağaradır keşfeder, konuşurduk. Bir çakı ile sapan yapardık ama, dağa taşa atardık. Bir pusuladan çok aklımızı rehber edinir, yanlış yola sapardık. Bu, gezdiğimiz şehirlerde; ‘Sora sora Bağdat bulunur’ şekline dönüşürdü.
Gel gör ki zamanında gittiğimiz yollara bakınca, artık evin yokuşunu bile çıkamıyor babam... Şu anda ileri derecede astım rahatsızlığı var. Emekliliğinde yurtdışına gitmeyi istediğinden bahsederdi hep ve şimdi emekli, evde… Gitmek istese de gidemeyecek bir vaziyet ve bütçede. Ben ise; babam gibi beklemeye aldığım hayallerimle, üniversitede… Bu durum, düşünmek için sebebim olur çoğu zaman.
Yollara Özlemim
Yollara özlem bitiyor her yol… Hiç başlamasa bile hem de. Korkarken katili olmaktan bir hayalinin, hangi umudunun ‘ulaşılmazlık’ beklenmiyor ötesinde? O zaman;
Uzak bir rüyadan uyanırken her sabah; gerçek bir rüyayı yaşamak için kalkmak mı, yoksa gömülmek mi sahte bir mutluluğa yeniden?..
Yolları özlüyorum!
Yollarla tanışıklığım ‘düşüncelerde gezmek’ ile başladı aslında benim. Tıpkı Alain de Botton’un Seyahat Sanatı kitabında bahsedildiği gibi… Dönemin Fransız dükü Duc de Esseintes, şehirleri gezmek yerine kitaplardaki anımsatışlarını gözünde canlandırıp ‘düşünceleriyle geziyordu’, en sonunda da dayanamayıp şehre iniyordu ya… Oranın gerçek kokusunu duyabilmek, insanların hareketlerini izlemek ya da televizyondaki gibi 3 dakikaya sığdırılmış bir günbatımı yerine dakikalarca yerinden izlemek, paha biçilemez bir şeydi çünkü.
Kendine hastır her yol anısı, hiçbirinin başkasının yerini tutmadığı… Gezip gördüğün yerler ve yaşadığın deneyimler ise orayı okumaktan çok daha kutsaldır. Hem gezdikçe kendini keşfeder, hem de vazgeçemezsin. Sadece öğrenmezsin; öğrenir, pratik yapar, zevk alır, keşfeder, seversin.
Yolları özlüyorum!
Televizyonlarda gösterilenlerin, kitaplarda yazılanların dışında sadece benim sevebileceğim mekanları keşfetmek istiyorum. Gözlerimi kapattığımda; bir şehrin en ücra sokağında, metropolün en kalabalık merkezinde ya da bir dağın zirvesinde hayal ediyorum kendimi...
Bursu duyduğumdan beri hayalim daha da büyüdü artık… Gerçekleştiremezsem ölecek gibi bir haldeyim. Bu nedenle, her halükarda, yollar bozuk olsa bile, ben uçmayı öğreneceğim!
Çok insanlar gördüm Pansiyonunuzda… Bunu başarmış. Hayallerini gerçekleştirmek için sabrın selametine sığınmış; yürümüş, pedal çevirmiş, otostop çekmiş, aç yatmış, harçlığını çaldırmış… Sanki şu anda onların hepsi ‘ben’im! Hepsini olmaya meyilliyim… Sadece hangisi olacağıma henüz karar vermedim.
Yollara özlem geçen ömrümde… Bir ilk adım, bir işaret için… Kapınızda beklerim.


2 yorum:
Ben bir şey anlamadım bundan
Biraz edebi ifade etmiş kendisini oldukça hoş aslında
Yorum Gönder