03 Haziran, 2011

finalist # 2: gökhan & gökhan

İsmim Gökhan Fırat. Trakya Üniversitesi Mütercim Tercümanlık (İngilizce) bölümü üçüncü sınıf öğrencisiyim. Ayrıca amatör tiyatrocu ve amatör fotoğrafçıyım. Görsel sanatlara yoğun bir şekilde ilgi duyuyorum. Edirne’de yönetmenliğini ve metin yazarlığını yaptığım amatör bir tiyatro grubumuz var. Şu ana kadar yazdığım oyunlar kendi grubumuz içerisinde oynandı ve birkaç şehirde turneye çıktı. Bir metin yazarı olarak görmek, hissetmek, tanımak her zaman malzeme sağlamıştır bana. Gezdiğim, gördüğüm yerler, tanıştığım insanlar hep zihnimde yeni oyunlara, yeni senaryolara gebe olmuştur. Bunların yanında ayrıca bisiklet sporuyla da ilgileniyorum. Edirne dümdüz bir şehir olduğu için kendi bisikletimle her yere (okula, çarşıya, pazara, eşe, dosta) bisikletimle gidiyorum. Bunun yanında üyesi olduğum bisiklet topluluklarıyla sürekli olarak uzak yerlere bisiklet turları yapıyoruz.

Arkadaşım ve adaşım Gökhan Doğru ile birlikte geçen sene Tren Tur Kartı alıp üç haftalık bir Türkiye turu yaptık. Bu seneki idealimiz ilk defa yurt dışına çıkmak. İkimiz de bursa başvuruyoruz. İkimizden birine çıkarsa yarı yarıya paylaşacağız. Arkadaşım Gökhan edebiyatla uğraşıyor, öyküler, şiirler yazıyor. Bu gezilerin bize sağladığı en önemli şey bizi beslemesi; yazmamızı ve üretmemizi sağlaması.

Şu an için çektiğim fotoğrafları yayınladığım bir blogum var (http://gokhanfirat.blogspot.com/). Amacım, görsel olarak yaptığım her şeyi burada yayınlamak. Gezdiğim her yerin resmini koymaya çalışıyorum ve temize geçmeyi bekleyen yolculuk notlarım var. Onları da en kısa sürede bloguma koyacağım.

Yollara Özlem

On bir yaşında bir çocuk…

Büyüyen ellerinde küçülen bir torba. Gelen geçen otobüslerde, giden gelen insanlara bir şeyler satmaya çalışıyor: Pişmaniye. ‘Alan da pişman, satan da pişman’ diyor insanlar hep.

İnsanlar Gebze terminaline sadece gitmek için gelirlerdi. İçlerinde kadınlar, erkekler, yaşlılar, çocuklar, her yaştan, her düşünceden, her ırktan, her inançtan ve en önemlisi Türkiye’nin her karışından insanlar taşıyan, mazotla çalışan dört tekerlekli köprüler…

İlk kez o otobüslerde âşık olmuştu, ilk ve son kez gördüğü yaşıtı kızlara. İlk kez o otobüslerde Kars peynirinin kokusunu almış, Hatay’a özgü kıyafetleri görmüş, tatile giden insanların nasıl giyindiklerine şahit olmuştu…

Orası Gebze Otobüs Terminali’ydi: Herkesin gitmek için geldiği yer… Orası Türkiye’nin kalbiydi onun için. Memleketine gitmek isteyen hemen hemen herkes onun gözetiminden geçmek zorundaydı. Onun o meraklı gözlerine takılmadan geçen kimse olmazdı.

Herkesin gitmek için geldiği yerde sabit durmak zordu. Tüm o otobüslere binip bir yerlere giden insanları görüp de yerinde durmak kolay değildi. O yaştaki bir çocuğun en büyük merakı olmuştu. ‘Nereye gidiyor bu insanlar’ ‘Gittikleri yerde ne yapacaklar’ ‘İzmir, Ankara, Erzurum, Hatay, Mersin, Denizli nasıl yerler?’ Hep bu sorularla dolu gözleri akşam kapağında ise beyninde cevaplanıyordu tüm bu sorular:

‘İzmir, çiçeklerle dolu, deniz kokan bir yerdir. Çünkü İzmir otobüslerindekilerin çoğu deniz kokuyordu.’

‘Ankara, insanlarla dolu siyaset kokan bir yerdir. Çünkü hep resmi kıyafetler giyen, ellerinde iş çantaları olan, asık suratlı, ciddi insanlar vardı Ankara otobüslerinde.’

‘Hatay’da güneş hep en tepede duruyor olmalıydı. Herkes esmerdi, hatta Arapça konuşuyorlardı.’

İşte hep o otobüslerde bir yere giden insan olmak istiyordu. Bir amacı olmak zorunda değildi, sadece bir yere gitmek istiyordu. Yıllarca baktığı o insanlar gibi olmak istiyordu.

Belki oradayken bir yerlere gidemedi o çocuk. Ama orası, o çocuk için özgürlüğün başladığı yer olmuştu adeta. Özgürlük, hareket etmek olmuştu onun için. Durduğu anda esir olacakmış gibi hissediyordu hep.

Her geçen yıl özlemi daha da artıyordu o dört tekerlekli taşıyıcılara karşı. 18 yaşında genç bir delikanlı olmuş, üniversiteyi başka bir şehirde kazanmış, herkesin gitmek için geldiği yere uğramış, kendi istediği bir yere hareket etmişti. Gitmek ne güzel şeymiş!

İşte o günden sonra, o çocuk hep gitti. Gebze’den banliyo trenine binip İstanbul’a gitti, o tarihi şehri adım adım, karış karış gezdi, köprülere çıkıp İstanbul’u kokladı gözleri kapalı. Vapura atlayıp Bursa’ya gitti, tophaneye çıkıp Bursa’yı gözlerinin altına aldı.

Ama o, daha uzaklara gitmek istiyordu. O otobüslerde gördüğü ve iki dakikalığına âşık olduğu kızları görmek, Kars peynirinin tadına bakmak, Hatay’ın insanlarıyla tanışmak, Erzurum’un soğuğunu hissetmek istiyordu.

Yıllarca rüyalarında gördüğü o suratları, kokusunu aldığı o şeyleri, resmini çizdiği o şehirleri görmek zamanı gelmişti artık. 2010 Ağustos’u artık özgürlüğe koşmanın zamanıydı. En yakın ark-adaşı, adaşı da onun gibi hayaller kuruyordu. Dört tekerlekli, kırk dört koltuklu insan taşıyıcısına atladığı gibi Hatay’a gitti.

Sadece otobüs değildi onun hayallerini süsleyen. İnsanları bir yerlere götüren her şeye karşı büyük bir özlem duyuyordu. Trene binmek gerekti. Trenle Adana, Antep, Mersin, Eskişehir, Ankara, Konya, İzmir, Denizli, Aydın’a gitti… Yetmiyordu, bir türlü doymuyordu. Tren nereye giderse oraya gitmek istiyordu. Ve o tren, o bilmem kaç tekerlekli, bilmem kaç koltuklu ray-üstü insan taşıyıcısı bir yere kadar gidiyordu hep.

Yetmiyordu. Daha uzağa gitmek gerekliydi. Dünyada daha fazla insan vardı konuşacak. Daha fazla koku vardı koklayacak. Artık rüyalarında farklı resimler çiziyor, farklı senaryolar yazıyordu. Hiç tanımadığı insanlar, İngilizce, Almanca, Fransızca konuşuyordu onunla. Artık uçmak da istiyordu. Göklerden aşağıya bakmak, inince yukarıya bakmayı arzuluyordu.

Tıpkı on bir yaşında, elinde bir torba ‘hayırlı yolcuklar abi’ diyen o çocuk gibiydi yine…

Yirmi iki yaşında bir çocuk… Büyümüş ellerinde bir kalem. Sizlere bir şeyler söylemeye çalışıyor: ‘Beni de alın, alan da veren de pişman olmayacak, söz veriyorum.’




İsmim Gökhan Doğru. 22 yaşındayım. Antakya doğumluyum. Boğaziçi Üniversitesi Çeviribilim bölümü dördüncü sınıf öğrencisiyim. Ayrıca Nazım Hikmet Akademisi Edebiyat Bölümü ikinci sınıf öğrencisiyim. Edebiyatla yoğun olarak ilgileniyorum. Okumayı ve yazmayı, gezip görmeyi, gördüklerimi yazmayı çok seviyorum. Bunların dışında dil ve felsefe ile ilgileniyorum, yüksek lisansta dil felsefesi üzerine çalışmayı planlıyorum; yine de bütün etkinliklerimi sadece odaya kapanmak yerine dışarıda dünyayı keşfederek geçiriyorum, böyle geçirmeye devam etmek istiyorum fırsatlar elverdikçe.

Şu an için dil felsefesi üzerine tartışmalar yürüttüğümüz bir blogum var (http://gokhanvsisa.blogspot.com/). Gelecekte bu blogda gezilerimdeki deneyimlerimi de aktarmayı çok istiyorum. Böyle güzel bir burs imkanı yarattığınız için sizlere çok teşekkür ediyorum gerçekten. Gezmek fikrini yeniden insanların zihinlerinin en üstlerine taşıdınız. Bu çok değerli bir katkı...

Yolların Çağrısına Kulak Vermek

“Gün doğmadan,
Deniz daha bembeyazken çıkacaksın yola.
Kürekleri tutmanın şehveti avuçlarında,
İçinde bir iş görmenin saadeti,
Gideceksin”


Durmak yoruyor insanı; arzularını köreltiyor, salonumuzda duran ölü biblolardan bir farkımız kalmıyor sonra... Yollar ise yeniliyor, arındırıyor, öğretiyor, zinde tutuyor... Gitmek gerekiyor. Dağlarsa dağlar, denizlerse denizler, medeniyetse medeniyet... “Hürriyete doğru” bir yolculuğa çıkmak, gezmek ve baktığını görmek gerekiyor.

“Gideceksin ırıpların çalkantısında.
Balıklar çıkacak yoluna, karşıcı;
Sevineceksin.”


Daha on yaşlarında küçük bir çocukken kardeşlerimi, arkadaşlarımı kandırır Antakya’yı çepeçevre saran dağlara çıkardık. En yükseğe ulaşmanın, ayaklarımızın altında uzanan koca şehri seyretmenin heyecanı ve coşkusu ile mutlu olurduk, her tırmanış ve seyir bir sonraki gezinin özlemini doğururdu içimizde, daha o an ve o saniyede. Hani “yollar çağırıyor” diye bir deyim vardır. Odanızda masanıza kurulmuş durgun durgun düşünürken kaynağını bilmediğiniz bir ses kalbinizi titreştirir ve dayanamaz olursunuz dört duvara. İlk önce odanızın kapısı, sonra evinizin, apartmanınızın kapısı bir bir açılır; sokaklar caddeler derken birden kendinizi sizin olan
yollarda bulursunuz, hiçbir yere ait değilsinizdir, keşfedeceğiniz koca bir dünya vardır. Yollar da cömerttir, zaten onların davetlilerisinizdir.

“Ağları silkeledikçe
Deniz gelecek eline pul pul;
Ruhları sustuğu vakit martıların,
Kayalıklardaki mezarlarında,”

İşte geçen yıl Ağustos ayının sonlarında yollara duyduğumuz özlemi yine yoğunlamasına yaşarken ilk büyük gezi projemize başladık en yakın arkadaşımla: Türkiye’de rayların uzandığı her yeri gezecektik. Sonra dünyaya sıra gelecekti. Önce benim memleketimi, Antakya’yı güzelce gezdik (gözümüz arkada kalmasın diye). Sonra Adana’ya geçip rayları takip ettik, trenin uzanamadığı yerlere otobüsle gittik. Üç haftalık harika bir deneyim yaşadık, son trenimiz Haydarpaşa’ya yanaşırken içimizdeki coşkuyla artık sonraki yolculuğumuzun planlarını yapıyorduk. Ne de olsa yolların kopardığı kıyametler nice deneyimlere ve güzelliklere gebeydi:

“Birden
Bir kıyamettir kopacak ufuklarda.
Denizkızları mı dersin, kuşlar mı dersin;
Bayramlar seyranlar mı dersin,
Şenlikler cümbüşler mi?
Gelin alayları, teller, duvaklar,
Donanmalar mı?”


Belki donanmalar değil ama bu yılki planımızda yeni şehirler, yeni yüzler, yeni dünyalar var. Nazım Hikmet’in izinden Prag, Da Vinci’nin izinden Roma, Gaudi’nin izinden Barselona, iki farklı yüzüyle Berlin, sürgün yazarların şehri Paris, kısacası koca Avrupa. Adaşım, arkadaşım ve yoldaşım Gökhan’la bu yaz özgün bir Avrupa turu yapmak istiyoruz raylar üstünde, Avrupa’nın dokusuna nüfuz ederek. Türkiye turunda doldurduğum üç not defterine, yeni on tanesini
daha eklemek istiyorum ben de. İkimiz de başvuracağız bursa, ikimizden birine çıkarsa yarı yarıya paylaşacağız, kalanı da kendimiz tamamlamaya çalışacağız.

Şimdiden duyuluyor yolların çağrısı kulaklarımda içimdeki, yollarda olmak arzusu kabarıyor kabarıyor, bir denize dönüşüyor, artık Orhan Veli’nin “Hürriyete Doğru” şiirinin izinden yollarla özlem gidermek ve hürriyete yönelmek vaktidir!

“Heeey
Ne duruyorsun be, at kendini denize:
Geride bekliyenin varmış, aldırma;
Görmüyor musun, Her yanda hürriyet;
Yelken ol, kürek ol, dümen ol, balık ol, su ol;
Git gidebildiğin yere...”


***

Ben ayrı ayrı bu gençleri beğendim. Bursu paylaşmayı planladıkları için, başvurularını birleştirmek yanlış olmaz diye düşündüm. Gezgin yazarlara 'yanık ayaklı' 2 Gökhan daha eklense fena mı olur hem? (Gökhanım bu göz kırpmalar boşuna diil, yine-yeni-yeniden gençlere bi el versen?:))

18 yorum:

Hafiye dedi ki...

Katılım nispeten az dedik geçen seneye oranla ama kalite tavan yapmış diyorum.
Bu ne entellik. Enginlik.
Bence ayır ama başvuruyu. Belki ikisi de kazanır?

OzlemPansiyon dedi ki...

ya sorma, sabaha kadar ne acılar çektim. çok kimsenin hakkı kalacak yine. kalbim ağrıyor resmen.

destekçi sayısını artırmak şart! kibar kibar kapı çalacak zaman kalmadı. bulduğunuza yapışın:)

isa kerem dedi ki...

ben biliyorum ki bu çocuklar gittikleri yeri yaşayacaklar, düşüncelerinde ve düşlerinde yeniden üretecekler, gezmeyi düşünmeye, düşünmeyi görebilmeye çevirecekler. Yazıları okurken bunu hissettim.

Zeynep Yeğiner dedi ki...

yol açılsın bu çocuklara,yedikleri içtikleri onlara kalsın.gördüklerini anlatsınlar bize.zengin düşüncelerine yepyeni güneşler doğsun,gördükleri yeni şehirler kucak açsın duygularına.daha da aydınlansınlar,aydınlatsınlar...

Sibel Dağdeviren dedi ki...

Adaş Gökhan'ların yazdıklarından çok etkilendim. Verilecek tek bir bursla iki kişiye birden şans tanımış olacaksınız. Paylaşımcılıklarının ödüllendirilmesi gerek diye düşünüyorum. Bu burs onların olmalı :)

Mehmet KIR dedi ki...

İki Gökhan da oldukça istekli görünüyor, bu bursu hakediyorlar :)

Esra Çin. dedi ki...

Her ikisini de çok seviyorum, her ikisinin de bu bursun her kuruşunu ömürlük hatıralara dönüştüreceğine inanıyorum. E haliye tüm kalbimle desteklemekten geri duramıyorum!

dilaras dedi ki...

Bir yıl önce iki insan tanıdım ben. Adımlarını beraber atmış iki güzel insan.. Şimdiki dilekleri yine beraber olmak. Görsünler onlar! Gözleri, gözlerimiz olsun!

Okan D. dedi ki...

Bütün Avrupa'yı adım adım gezin, sonra gelip bize anlatın, heveslendirin bizleri de sevgili ağabeylerim :)

Lucian dedi ki...

Dilerim iki adaş gönlünüzde düşler, düşünür ve gezersiniz, gezdiğiniz her bir yerde yeni şeyler öğrenir, öğretir ve geldiğinizde de bunları bizlerle paylaşırsınız...

ÇekilinBenTercümanım dedi ki...

Paylaşımcılıkları bile buraya iki kişi birden katılmalarıyla belli olan iki insanın böyle bir bursu tam anlamıyla hakedip gidip gördükleri yerde hem kendilerine hem de başkalarına çok şey katacaklarından eminim bana kattıkları gibi!

Sevim Esmeray dedi ki...

Kalemleri kadar yüreklerinin de sağlam olduğu, verilecek bursu paylaşmayı dilemelerinden anlaşılıyor. Hem Türkiye haritasının önünde verdikleri poz: "Türkiye bize dar gelir biz daha fazlasını gezip görmek istiyoruz!" mesajını veriyor en azından bana öyle geliyor :)

Adsız dedi ki...

"Tanıdığım herkes, çekip gitmek istiyor. Tanıdığım herkes, çekip gitmek istediği halde, gitmiyor, gidemiyor. Günün sonunda nereye gidildiğinin de hiçbir önemi yok aslında. Gidebilmek aslolan. Varmak değil."

Umarım siz gidebilirsiniz gençler!

not: bence de ayrılmalı yazılar, ikisinin de ayrı ayrı kazanma şanslarını yok ediyoruz bu şekilde.

andromedalya dedi ki...

İkinizin yazısı da çok etkileyici gerçekten. Gitmenin bu kadar anlam kazandığı, yolların bu kadar derinden hissedilerek yüründüğü dünyalar çok az.. İnşallah burs sizlerin olur.

Toprak K. dedi ki...

Elinize, yüreğinize sağlık gençler. Bu bursu siz alın da (ki keşke gerçekten ayrı ayrı alabilseniz) içinizdeki ateş daha da körüklensin, hiç sönmesin. Özgürlüğün her yudumunun tadına bakın.. :)

Neva dedi ki...

OzlemPansiyon'u kutlarım, gençler için müthiş güzel bir fırsat yaratılmış - hem de müthiş güzel bir şekilde :) Herkesin yazısını zevkle okudum. Meğer ne çok insan varmış kabına sığmayan! Ama en çok bu gençlerinki etkiledi beni, hem paylaşımcılıkları (zira her şey ancak paylaşıldığında anlam kazanır) hem de kocaman yürekleriyle. Umarım OzlemPansiyon, 'ozlem'inizi gidermenize vesile olur :)

Bilgesu Vardar dedi ki...

Birbirinden parlak geleceklere sahip bu iki genç o kadar hakediyorlar ki bu şansı. İkisinin de gezip görecekleri yerlerden edinebileceklerini en iyi şekilde değerlendireceklerine eminim. Umarım ikisine ayrı ayrı burs çıkar. Yolları açık olsun!

gebo dedi ki...

Selam, iki numerolu Gökhan'a nasıl ulaşabilirim? Ona Nazım Hikmet Edebiyat Akademisiyle ilgili birkaç şey sormak istiyorum, yardımcı olursan çok sevinirim Özlem. Blogu güncel değil, yoksa oraya yazacaktım.