05 Haziran, 2011

finalist # 5: mine

Şöyle ya da böyle bir gün kendini sebepsiz yere, hani öyle işten güçten ya da akraba ziyareti için değil de öylesine, yollarda bulmuş olanlar bilir, sorunlu bir durumdur “yolda olmak”. Zaten malum kişinin de yolculuk esnasında kendi kendine sık sık söylendiğine rastlanmıştır, hele bir de yağmur yağmaya başlamış, son otobüs de çoktan kalkmışsa, söylenmeler tek kişilik bir kavgaya döner: “Ne zorun vardı sanki?”, “Buraya geldin de başın göğe mi erdi?” Ama çoğu zaman “sevse de dövse de” babamızın babamız olarak kalması gibi, kişi de kendini götürüp bir çöp bidonuna bırakamadığından, “sen” artık “ben” değilsin denilemediğinden, tek kişilik boşanma davalarını avukatlar kabul etmediğinden, kavgalar biter, yağmur diner, otobüs gelir, yollar gider...

Kronik gitmek hastalığı, sevgi ve güven dolu kollardan bir hevesle ayrılıp kendini çocukluktan yetişkinliğe atan ergenin karmaşık duygularından bir türlü kurtulamamaktır, yola çıktıkça ergen kalmaktır. Aidiyet duygusunun ters yüz olmasıdır ama öte yandan o gece içine girecek bir yatağın olmasa bile zaten bütün dünyanın sana ev, sokakteki her bankın sana yatak olmasıdır. Her seyahat, üstüne yapıştırılmış etiketlerin dönüşte silinmek üzere kurşun kalemle karalanması, sonra en sonunda karalana karalana aşınan etiketlerin bir yerde yırtılmasıdır (Zaten her gidiş biraz da yırtılmaktır). Üstelik kendi üzerindeki etiketlerinden kurtulduğun gibi -bir yan etki olsa gerek bu da- diğer insanların, cisimlerin, kültürlerin, duyguların üzerine kendi yapıştırdığın etiketleri de göremez hâle gelmektir. Etiketsiz bir dünyada, en basit “doğru-yanlış” soruları senin baş belan hâline gelir. Her gidişte bir de soru vardır yanında, giderken yolda bir cevap bulmak umuduyla cebine attığın, dönüş yoluna koyulduğundaysa bir bakarsın, soru işaretleri sırt çantanın yükünü bir hayli arttırmış; havaalanındaki görevliye “ekstra bagaj” ücreti ödememek için saatlerce şaklabanlık yapar, ama çoğu kez yine ücreti öder, çantan dolu, sırtın kambur dönersin.

Evet, ben de tüm bu hastalık belirtilerini kendisinde yüksek sıklık ve şiddette gözlemleyen bir kronik hasta, pardon, bir gezgin adayıyım.

Başlangıçta, “bu güzel şeyin” gezerken çoğu kez bir fotoğraf makinesi bile taşımayan, seyahat anılarını hep biraz “mahrem” sayan bana pek hitap etmediğini düşündüm. Sonra fark ettim ki, yollar ve kitaplar beni çektikçe kalemler elimden düşer olmuş. “Anlamak” nasıl bir amaç olmuşsa hayatımda, “Anlatamamak” ve “Anlaşılamamak” da öyle bir korkum olmuş; ve tüm bocalamalarıma rağmen yolu ve “yılın geriye kalan günlerini” birleştirememiş en sonunda ikisi arasına bir sınır çekip, hayatımı bir sonraki seyahat için dişin tırnağa takılıp para kazanılması gereken bir zamana çevirmişim. Bursa başvurmaya karar verdim, anlatmak ve bir umut hayatımın iki ucunu bir araya getirebilmek için.

Daha pek taze olan blogum (http://sutvebal.wordpress.com/), sadece Şubat'ta yaptığım İsrail gezimin birkaç gününü anlatıyor, ama plânım bu yaz onları tamamlayıp, başka gezilerden notlar da ekleyerek topladığım fotoğraflarla beraber yayınlamak. Ancak bursu alırsam gerçekleştirebileceğim asıl projem ise, bir ayda trenle Rusya'yı (belki Kazakistan ve Moğolistan'ı da dahil ederek) boydan boya gezip, seyahat notları ve fotoğrafları haricinde, ülkenin dört bir köşesinden söyleşiler biriktirmek, sonrasında yaptığım söyleşilerin hem ses kayıtlarını hem de deşifre edilip düzenlenmiş hâllerini blogumda yayınlamak. Eğer ortaya gerçekten hoş bir şey çıkarabilirsem de uzun vadede bu “insan odaklı” gezilerime devam etmek ve belki yıllar sonra ortaya büyük bir “portreler” koleksiyonu çıkarmak.

***


Mine Ekinci. 1990, Istanbul dogumlu. Bogazici Universitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararasi Iliskiler 1. sinif ogrencisi.

Buraya tamamini aktarmadigim uzun ozgecmisinden gordugum kadariyla, Mine henuz 21 yasinda olmasina ragmen tamamen disiyle-tirnagiyla kaziyip yarattigi firsatlar sayesinde daha once pek cok Avrupa ulkesinden gecmis.

Mine'nin 'gitme hastaligini' anlattigi satirlar, benim gezginlikten anladigim her seyin ozeti gibi.

Onun seyahat bursuna ihtiyacindan cok daha fazla, bence bizim Mine gibi beyinlere, yureklere, kalemlere ihtiyacimiz var.

5 yorum:

Ümit Orhan dedi ki...

Harika bir yazı, Mine. Tebrikler. :) Kullandığın metaforlar o kadar güzel ki hayran olmamak mümkün değil.
Umarım seyahat bursunu kazanırsın ve yollarımız Sibiryada bir yerlerde kesişir.
Sevgilerle
Ümit

Esra Çin. dedi ki...

basit cümlelerle coşkun duyguları anlatan çok güzel bir yazı olmuş mineninki. beni çok etkiledi. umarım yollarda olmaya pansiyonun katkıları ile devam eder.

Adsız dedi ki...

'Eğer GGSB bir gezi yazısı yarışması olsaydı (sıklıkla sanıldığı gibi), açık söylüyorum xxxx finalistlerimden biri olmazdı. Ama bu bir burs'
Eğer bu sadece burs ise Mine de bursu kazanmamalı.Yazısı bence de harika,ama Özlem'in yukarıda dediği gibi yazı yarışması değil,burs.Mine nin yolu pek çok kez Avrupa'dan geçtiyse,fırsat bulabiliyor,fırsat bulmuş.Fırsat bulamayanları bulsak mı?
hüseyin

OzlemPansiyon dedi ki...

sevgili huseyin,

beste'nin yazisi altinda yorumuna uzun bir yanit yazdim. burada tekrar etmeyeyim.

ikna degilsen yine gel:)

ggsb uzerine birazcik dusunmus ol ama. sence misyonu ne (ya da ne olmali) bu bursun? misyonda uzlasirsak, adaylarda da uzlasacagiz bence.

beni ikna edebilirsen seneye basvuru kosullarini degistiririm. sonunda secmeyeceksek, 'daha once yurt disina cikmis ogrencileri' de bosuna yormamis oluruz.

Adsız dedi ki...

sevgili mine israil yazını okudum tebrikler