13 Haziran, 2011

finalist # 9: gizem

Yurt dışıyla ilgili takıntımın ilk işareti “Büyüyünce ne olacaksın?“ sorusuna “Kanada vatandaşı” cevabını verdiğim 5 yaşlarında görüldü. Lise yıllarına geldiğimde, abisi Kanada'dan yapraklı, bayraklı tişört, kupa, takvim, ot çöp ne bulursa getiren bir arkadaşın odasında ÖSS konusu çalışırken içinden kahve içtiğim kupada boğulduğumu, takvim yapraklarının altında ezildiğimi hatırlıyorum. Annemler Kanada ağlaşmalarımı hiç ciddiye almayıp hep okumayı istediğim mimarlığa da yollamayıp beni kimyager yaptılar da, biraz içim soğudu.

Mimarlık okuyamasam da sanata ilgimi kaybetmedim ve fotoğrafçılıkla tanıştım. Saatlerce çanta sırtımda gezip her şeyi fotoğraflamamı ve yazmaya başlamamı sağlayan bu hobiyle baya seviştik.

Üniversitede; bu sefer Kuzey Avrupa'yı düşleyerek laboratuarda sabun yapıyordum. Sanıyorum bu süreç ülkemizde facebook ülke gezme albümlerinin yaygınlaştığı dönemle çakışıyor. Gün geçmiyordu ki Prag’a, Amsterdam’a, Berlin’e giden, Avrupa veya Amerika’nın herhangi bir yerinde okuyan, seyahate giden, oralarda yaptıkları barbekü partilerini, otostop maceralarını ballandıra ballandıra anlatıp dizi dizi fotoğraf albümleri ekleyen arkadaşlarım beni tüm internet aleminden soğutmasın. Fotoğraf makinaları bozulsun ya da albümleri en çirkin çocukluk fotoğraflarıyla değiştirilsin istiyordum. Bense her gün Finlandiya uçak bileti fiyatlarına ve Helsinki hava durumuna bakıyordum.

Her sene "hadi interraile çıkıyoruz" diye aylarca hazırlık yapıp para biriktirmeye çalışıp, her yaz hüsranla dayının yazlığına gidip kuzenleriyle kumdan kale yapan bir bünye olarak yanında sürekli diş macunu, güncel interrail bileti fiyat listesi, gezilecek yerler rotası çizilmiş Avrupa haritası bulunduran bir gençtim ne de olsa (Geçen yıl tek ders sınavına kalınca o haritayı dolabın altına serip üzerine eski kitaplarımı filan dizmiştim. Bu da yetmemiş ben tek ders sınavına ağlaya ağlaya girerken, annem tren istasyonundan beni arayıp interraile çıkan arkaşlarımla karşılaştığını söyleyip telefonu onlara bile vermişti).

Şimdi ise çok daha umutluyum, tarihler, yetersiz banka hesapları, sınavlar, vize işlemleri yoluma taş koyarken çok umutluyum. Kuzeyde bir yerlerde sırt çantamla kaybolursam alacağım hazzı hesaplayamıyor, döne döne uyuyamıyorum bu aralar. Elinde haritayla dolaşıp Sultanahmet nerede diye soran turistlerle sohbet edip musallat olmuş, konsolosluğu arayan bir tanesine de çay ısmarlamışlığı filan olan, bu denli turist seven bir bünyede 'gezgin' sıfatı nasıl duracak merak ediyorum.

Yıllardır hayalini kurduğum gibi sadece yola çıkmak istiyorum. Nereye gideceğim nerede biteceği önemli değil. Hareket halinde olmak bana yetecek biliyorum.

O şehirlerin asırlar önce kurulmuş, onlarca medeniyet değiştirmiş olması bana hiçbir şey ifade etmiyor; çünkü ben henüz, o şehrin kokusunu duymadım, insanına sarılmadım, soğuğunda üşümedim, anlattıklarını dinlemedim, yollarında kaybolmadım. Benim için yeni dünya onlar. İşte bu yüzden her şeyi, her yeri keşfetmek istiyorum. Binlerce yıldır yazılsın, çizilsin, ben tekrar yazmak istiyorum onları, fotoğraflarını kendi bakış açımdan göstermek istiyorum diğer yeni dünyalara.

Ve böylece anlıyorum ki ben bir yere ait olmayı değil, kaybolmayı seviyorum.

Ve ne yazık ki artık İstanbul da kaybolamıyorum.

Ben Gizem Sezen, 1988 İstanbulunun en kısmetsiz kovası:) Şu anda İstanbul Üniversitesi Kimya Mühendisliği'nde yüksek lisans yapıyor, vakıflarda/ derneklerde gönüllü, bazen de yarı aç yarı tok tabir edebileceğimiz part-time işlerde çalışıyor ve yurtiçi fotoğraf gezileri için para biriktiriyorum.

Resim ve müziğe ilgim olsa da, fotoğrafçılıkta kendimi daha iyi ifade edebildiğime inanıyor ve günlük Euro kurunu takip ederek beğendiğim lensin hayalini filan kuruyorum.

Seyahatlerim ise maalesef gönlümce gezemediğimden CV 'lerime yazdığım “seyahat engeliniz var mı?” sorusuna “yok hiç yok, olsa da gitsek” cevabıyla kalıyor. Hatta hayatımda yaptığım en uzun yolculuk Avcılar-Zincirlikuyu metrobüs hattı olacak diye korkmaya bile başlıyorum.

Kuzeye olan aşırı ilgim, her aklıma geldikçe “yanlış iklimde doğdum ben, buralı değilim” veryansınlarım, kabuğuna sığamamış bir tospağa gibi huzursuz huzursuz debelenmem ait olduğum yeri bulamamış olmamdan değil, ait olduğum yerde çok kalmamdan ileri geliyor. Haritalara sürekli Finlandiya-İsviçre-İrlanda hattı üçgenleri çizmem; her forumdaki, seyahat yazısındaki maceraları okuyup anneme ve arkadaşlarıma defalarca anlatmam onları hayattan soğuturken beni hayata bağlıyor. Hatta öyle bir seviyede ki bu isteğim, sanırım kendiliğimden buharlaşıp uçup gideceğim oralara.

Bu inancı benimle birlikte taşıyan bir arakadaşımdan dün gelen mesajı da aynen paylaşıyorum; "Lütfen Gizemcim bana o müthiş haberi ver ve artık Finlandiya'da olduğunu söyle:)". Bursu kazanırsam ilk ona kart atacak ve bu aralar pek ilgilenemediğim blogumdan cevap yazacağım. Sokak sokak anlatacağım ona da kuzeyi.

ampirikyansima.blogspot.com/ ara ara yazıp ara ara sildiğim blogum. konsantremandalinasuyu.blogspot.com/ küçük cümleler eklemek için yeni açtığım 2 . blogum. Sadece gezi yazılarımı yayınlayacağım, annemin her bir yere gidişimin öncesi söylediği "Gidilmicek Oraya O Kadar !" haykırışıyla isim bulan yeni bir blog daha oluşturdum; seyahat ettikçe doldurmayı umuyorum.

14 yorum:

Adsız dedi ki...

Selam,

senin kuzey (iskandinav) ülkelerinden birinde doğmaman sadece bir hata sanırım..

öldüğümde bunun hesabını sormaya çalışacağım..

ama şimdilik bu yazı ile gitmeyi hak etmişsin gibi geliyor bana..

iyi yolculuklar.. =)

Aigina dedi ki...

Şu yazıyı okuduğumda bende oluşan tek düşünce bu kız buralarda kalmamalı oldu.Bir laf vardır "Bu dünyaya kazık çakmaya mı geldin?" diye.Sen kazık çakmaya gelmemişsin ve hiçbir yerde sabit duramazsın.Sürekli gezip görmen lazım senin.O yüzden bunu hak edenin sen olduğunu düşünüyorum.Umarım gidersin.
Şimdiden iyi yolculuklaarrr..

Adsız dedi ki...

Merhaba Gizem,

Güzel bir yazı yazmaya çalışmışsın, avrupayı gezme maceralarını okudum fazla abartmışsın, zaten aklını başına devşirmiş olan bir genç üniversite hayatı boyunca (5) çok rahat bütün avrupayı gezebilir ki, bu kadar meraklıysan avrupadaki burslu master programlarıda var.

Hayat Buwoski kitaplarındaki gibi geçici işler, gezintiler, tozuntular değil.O bursu sana yedirmezler.Ufaktan bir firmada işe girmeye çalışsan gelecek için mantıklı bir adım atmış olursun.

Senin bu hareketlerini iş hayatından kaçış, gerçek hayatla yüzleşememen olarak tanımlıyorum.

selinin pastası dedi ki...

Gitsin bu kız gitsin de, bensiz gidemesin inşallah... hahha:)))
neyse onun bişey kazanması bana da teşvik olur belki ben de yola koyulurum.

u.can dedi ki...

sadece hayaller kurmayıp eğer bir de onların peşinden koşuyorsan,bence onları hak ediyorsun :)

pinositoz dedi ki...

Umarım hayallerine kavuşur ve helsinki ye gidersin. Hatta Mimarlık veya Sanat üzerine birşeyler okursun. Şuan senin için çalışıp seni Helsinki'ye ben yollamak istedim. Ama kelin ilacı olsa kendine sürermiş ne de olsa misali böyle güzel bir hayali maddi olarak olmasa da manevi olarak desteklemekteyim. Herşey gönlünce olsun...En güzel yolculuklar seninle olsun, en güzel kareleri sen yakalarsın umarım...See you somewhere in world and have a great travel:)

Hafiye dedi ki...

Kuzey sevgisi bana aşina geldiği için beğendim. Duygusal bir karar tabi bu.
Yalnız kuzeye gidince aman buralar da neymiş, çok pek sakin diye bozulabiliyor insan.

Duydu dedi ki...

Benden önce "Adsız" olarak yorum yazan arkadaşa ithafen;
Bursu "yedirmezler" derken, kendisi yemek istiyor sanırım ki adıyla bile yorum yazamamış.
İnsanın hayatında hedefleri olur, istekleri olur. Belki de hayal kurmak en ucuz en basit şey günlük hayatımızda. Ama keşke arkadaşın söz ettiği gibi her insan üniversite bursu alsa da Avrupa'yı bu kadar kolay gezse. Öyle bir burs varsa da, bana da yollasın mümkünse çok heves ettim :)
İşe girip, 6gün çalışarak, para biriktireni çok gördüm de, bu paraları Avrupa'ya gezmeye gidebilecek vakti bulana henüz rastlamadım. Hayat ne yazık ki herkese adil davranmıyor.
Gezmek, yeni yerler keşfetmek (belki kaybolmak) herkese güzel ve eğlenceli gelir ama herkes bu kadar güzel dile getiremez sanırım.
Gizem eğer gidersen fotoğraf makinan için fazladan 2-3 kart al da gelince sosyal ağlarda fotoğraflarını paylaşıp nispet yaparsın :)

OzlemPansiyon dedi ki...

Kim yedirmiyor, niye yedirmiyor, ben bildiğin yediririm:)

Hayatın içinde gezinti, tozuntu yok mu? Olmamalı mı? Sen Gizem'i Ağustos böceği yapmışsın. Öyleyse de (ki benim elimde buna dair bir kanıt yok), ne çıkar?!

Ne amaçla yola çıkılırsa çıkılsın, yollar adamı ters köşeye yatırır! Gelişim/değişim/dönüşüm tam da burada başlar.

Bursu kimin hak ettiği/ bursun kime gitmesinin uygun olduğu ile ilgili bloga bırakılan yorumlar ve gönderilen mesajları yakında derleyip topyekün bir yanıt yazacağım. Şu an enerjimi kaynak artırımına harcamak istiyorum.

* Ampirik * dedi ki...

selam,

kuzey kuzey diye zıplayan kız Gizem ben :)
sonunda bu aşkımı bir arkadaşıma daha bulaştırdım ve kendisine burstan bahsettim. ilk söylediği aşk olsun başvurular bitmeden haber verseydin ya hem belki bende seninle gelirdim oldu :) bende hem çok mahçup hem çok üzgün hissedip sen gelicekmişsin gibi ayarla kendini kazanırsam tüm yol masrafların benden diyiverdim :) çünkü Gökhanların fikri hoşuma gitti açıkçası. Böylece benimle birlikte sevinecek bir kişi daha olucak ve bu amceraya birlikte başlayabileceğiz.. şimdilerde oda hergün blogun takibini yapıp, benim gibi heyecanla bekliyor..

Adsız yorumda beni çok güldürdü açıkçası.. hiç okuma fırsatım olmadı ama Henry Charles Bukowski den bahsediyor sanırım.. okumadan adını sanını bildiğime göre yeterince ünlü ve saygıdeğer biri olmalı.. hayatım onun kitapları gibi olsun ne güzel işte.. avrupadaki masterlar için ise bu bir seyahat programı :) yerleşmeye gitmiyorum ben hareket istiyorum.. zaten istanbulda master öğrencisiyim.. :)

Adsız dedi ki...

öncelikle ilk olarak yazını okuduğumda kesinlikle gitmeli dedim sende ki bu gezme tutkusu ve çabaların benim gibi gezme delisi olan bir insanı çok etkiledi doğrusu yine de hayat insana her şeyi adaletli sunmayabiliyor böyle bir fırsat varken şansının da iyi gideceğine inanarak ve en büyük dileğin olan kuzey ülkelerine gitmeyi gerçekleşmesine inanarak deli dolu yaşaya yaşaya gezmen dileğiyle;)

Zopik dedi ki...

Ben bu kızı tanıdığımdan beri böyle. Hep bir gezginlik, hep bir "sığamamazlık" vardı ruhunda. Mütemadiyen gezmekten, hayatı keşfetmekten bahsediyordu. Hâlâ da öyle. En büyük isteğim hayaline kavuşması. Sonuna kadar hak ettiğini düşünüyorum. Ve "Adsız"ın dediği gibi hayattan kaçış vb. şeylerle uğraşmadığını BİLİYORUM. Kendisinin de dediği gibi, ait olduğu yerde kalmak değil, hiçbir yere ait olmadan yaşamak onun istediği. Valla kazansın da bize de ufak ufak hediyeler filan getirsin ya :)

Adsız dedi ki...

Haha çok güldüm "Ben büyüyünce Kanada vatandaşı olacağım" diyen bir velet. Bu kadar bilmişlik de olmaz ama :)

ismail tan dedi ki...

Yazıyı okurken göz yaşlarımı tutamadım.