16 Şubat, 2010

finalist # 9: güneş biliciler

1989 tarihinde doktor bir anne ve felsefe öğretmeni bir babanın ilk çocuğu olarak Antalya’da dünyaya geldim. Annemin o dönem Antalya Kültür Müdürlüğü’nün doktoru olması ve polikliniğin kütüphanenin içinde bulunması dolayısıyla çocukluğum kütüphanede kitapların içinde geçti. İlkokul ve orta okul eğitimim boyunca halk oyunlarıyla ilgilendim ve 2000 yılında ekip olarak Türkiye birincisi olunca Türkiye’yi temsilen Rusya’da yapılan Karadeniz Ülkeleri Gençlik Festivali'ne katıldık. Orta öğrenimime Antalya Anadolu Lisesi’nde başladım, son iki seneyi ise Antalya Adem Tolunay Anadolu Lisesi’nde okudum. Lise ikinci sınıfta flüt çalmaya başladım. Lise son sınıfta akciğer kanserinden ötürü babamı kaybettim, o sene ODTÜ İşletme bölümünü kazandım. Hazırlık sınıfında Rusça kursuna gittiysem de birinci sınıfta zaman bulamamam sebebiyle yarım kaldı; fakat iyi derecede İngilizce biliyorum. Birinci sınıfta çocukluk hayallerimden birini gerçekleştirip seslendirme eğitimi aldım ve yine o sene tango derslerine başladım. Bölümdeki ilk yılımda işletme eğitiminin beni manevi olarak tatmin etmeyeceğini anlayınca sosyoloji bölümüne yandal programı için başvurdum ve kabul edildim. Bu sene (bölümdeki ikinci senem) sosyoloji dersleri almaya başladım. Hala tam olarak ne olmak istediğime karar verebilmiş değilim, kötü kapitalist bir işletmeci anlayışından çok uzağım. Seslendirme sanatçılığı, ayakkabı tasarımcılığı, gezgin olmak uzun zamandır hayallerim; fakat şimdilik akademik kariyer yapmanın bana en uygun seçenek olduğunu düşünüyorum. Kalıcı bir şeyler bırakmak ve bir parça da olsa dünyayı değiştirmek konusunda takıntılıyım ve sanırım ömrüm boyunca okuyup araştırabilirim. Edebiyata karşı yoğun bir ilgim var, çocukluğumdan beri kitaplarla içiçeyim. Attila İlhan’a ise apayrı bir hayranlığım var. Dans ve müzik diğer ilgi alanlarım. Geçen sene fotoğrafçılığa merak saldıysam da henüz kendimi geliştirecek imkan bulamadım.

Peki Benim Masalım Nerede?

“Sen kendine yetmiyorsun,
Hiç kimse sana yetmiyor,
Birini bitirmeden aklın öteki yolculukta”

Sahi Attila İlhan hatıra olarak ruhundan bir parçayı bana bırakmış olabilir mi? Peki ya gitmemişse, hani Paris’e gitsem Seine kıyısında beni bekliyor olacak sanki, kafelerden şarap kokan müzikler çalınacak kulağımıza, ne zaman ki yağlı boya bulaşacak ellerimize yıldızlardan o vakit anlayacağız Van Gogh’un Paris’inde dolaştığımızı. Ve yeterince doldurduğum vakit içimi Fransa’yla biliyorum ki başka ülkelerin sıcaklığı düşecek aklıma kim bilir belki önce İspanya, sonra Finlandiya, İtalya... Çünkü yalnız Toroslar’ın efsaneleri yetmiyor bana, bir Küçük Kara Balık var içimde hayatın büyük kan dolaşımına katılmak isteyen, işletmeden bunalan sosyolojiye yoğunlaşıp dünyayı gezmeye, anlamaya hevesli bir meraklı kedi var içimde ve 10 yıl sonra meslek haneme "gezgin" yazabilme isteği... Hal böyle olunca nasıl yetinir insan başucundaki dünya haritasıyla ve hayalleriyle? Sizce de küçükken kandırmıyorlar mı kız çocuklarını prenses olduklarına inandırarak, oysa masalını kendi yaratır insan; benim de kendi masalımı aramam, yaratmam gerek dünyayı özümseyip.

Basit bir kaçış değil istediğim, ruhumu farklılığın zenginliğiyle doyurmak ve "yaşıyorum" diyebilmek istiyorum içim rahat. Venedik’te de kanar gibi mi batar güneş, Prag’daki katedrallerde nasıl ibadet eder insanlar binanın ihtişamına kapılmadan, Roma’da yenilen dondurma çocukluktaki tatlardan bile güzel gelebilir mi, peki Finlandiya’da bir dağ gölünde yansımama baksam sonra, gördüğüm ben gitmeden önceki benle aynı olabilir mi? Son soruya bu kadar keskin bir "hayır" demesem belki bu kadar istemem önceki sorulara cevaplar aramayı görerek, deneyerek ve bu kadar üstüme gelmez yurt odamın duvarları. Bugüne kadar okuduklarım ve büyüttüğüm hayaller sanırım yeteri kadar hazırladı beni dünyayla gerçekten karşılaşmaya, artık gidemezsem anne karnında hayatını kaydetmiş bir bebekmişçesine zehirleyecek bu merak beni. Cupido and Psyche heykelini görmeliyim, sadece fotoğraflardan bildiğim meydanlarda durup oraya yabancılığımı ve aslında dünyaya aidiyetimi hissetmeliyim, okuduğum romanlardaki karakterlerin izlerini aramalıyım Slovenya’da, Norveç’te artık merak ettiğim dünyaya doğru ilk adımlarımı atmalıyım.

Farklı ülkelerin masallarını dinlemek, dünyaya henüz tanımadığım ama varlıklarıyla bende merak uyandıran insanlar gibi bakmayı öğrenmek, bambaşka coğrafyalardaki güzelliklerle büyülenmek ve kendi masalımı yaratmak için gitmem, görmem, öğrenmem, değişmem gerek.

Güneş Biçiciler

15 yorum:

Baki Berk Kayalar dedi ki...

Edebiyata ilgin olduğu açık açık belli oluyor. Harika, mütevazi ve açıklayıcı bir anlatım olmuş.

Başarılar.

yigit dedi ki...

Ben de Baki Berk Kayalar beye şapka çıkartmak istiyorum buradan. Tüm yorumlarındaki ciddiyet ve özen için. Çabaya,emeğe saygı :)

Adsız dedi ki...

Bence gitme tutkusunu çok güzel ifade etmiş. Başucunda ki harita anılarla dolu olur umarım.
Başarılar.

Adsız dedi ki...

2.kısmı güzel anlatmış ama ilk kısımda ne aradığını,ne istediğini bulmaya çalışan biri olarak ifade etmiş kendisini.Dolayısıyla insanın aklına bir şüphe düşüyor acaba seyahat konusunda gerçekten bu kadar coşkulu ve sonuna kadar götürmeye niyetli mi diye?? Yine de ikinci bölümdeki ifadeler,cümleler etkileyici.

Güneş Biliciler dedi ki...

Merhabalar,
İlk kısmın diğer yazıyla, gitmekle biraz ilgisiz durduğunun farkındayım; fakat ben o kısmı sadece kısa bir özgeçmiş olarak yazmıştım ve yayınlanacağını hiç düşünmemiştim.
Orada belirtmek istediğim kararsızlık da daha çok akademik hayatım ve hedeflerimi nasıl gerçekleştireceğim konularındaydı.Yanlış anlaşılmak korkumdan dolayı açıklamak istedim.
Yorumlarınız için çok teşekkür ederim.

Engin Öner dedi ki...

şu ana kadarki yazıların hepsini okudum. seni tanımasaydım da sana oy verirdim. samimi, mütevazi, açık, öz bi yazı olmuş. bol şans

NzN dedi ki...

Her yeni yazıyı büyük heyecanla okuyorum...
Hepsinde ayrı bir dünya, ayrı bir heyecan ve farklı hayatlar, güzel beklentiler var.
Sevgili Özlem Pansiyon sen ne kadar da güzel bi şey başlattın. Bir kere daha tebrik etmek istedim.

Burada yayınlanan ya da yayınlanmayan başvuruların sahiplerinin hayatlarında gitseler de gitmeseler de güzel bir farkındalık oluştuğuna inanıyorum. İfade ettikleri kadar istiyorlarsa öyle ya da böyle mutlaka gideceklerdir bir gün zaten...

Adsız dedi ki...

BeNiM Bi ArKaDaŞıM VaR O DaHa ÇoK HaKeDiYoOoO !...

Adsız dedi ki...
Bu yorum bir blog yöneticisi tarafından silindi.
Adsız dedi ki...

en çok hak eden ilteriş

Claudia Lawrence dedi ki...

Hi, ur blog is really nice, while reading ur blog I truly like it . I just wanna suggest that u should go for blog advertising & marketing there is a site which is offering very unique features at affordable prices there are expert advertising team who will promote ur blog & affiliate ads through all over the networks which will definitely boost ur traffic & readers. Finally I have bookmarked ur blog & also shared to my friends.i think my friend might too like it hope u have a wonderful day & !!happy blogging!!.

ssbb dedi ki...

roma'nın dondurmasında bir numara yok, sadece çok pahalı

Baki Berk Kayalar dedi ki...

Hereke' de hakiki Roma dondurması satan bir yer var :) Roma dondurması için o kadar uzağa gitmeye gerek yok :)

Şaka bir yana Roma' ya gidip en azından o dondurmanın tadını almak lazım. Dondurma Roma' nın merkezinde çok pahalı olabilir ama Roma' nın turist akımına pek uğramayan çevre kasabalarında çok daha uygun fiyata dondurma satan mütevazi dondurmacılar mutlaka vardır.

Hakan Nural dedi ki...

Yazı enfes olmuş. Güneş ne olcağım konusunda kararsızım demişsin ya yazıdan sonra ''edebiyat'' mutlaka senin alanın diyorum:)

Mr.Q dedi ki...

Hem yazısı kuvvetli hem de interrail konusunda havesi en fazla olan finalist gördüğüm kadarıyla.

Ayrıca arkadaş kelimesine neden bu kadar takılı kalınmış yorumlarda anlamadım, gayet dürüstçe bir davranış bence.

Başarılar.