şili etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
şili etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

07 Kasım, 2006

güney amerika'ya bayram turu-4: santiago de chile

Peru’dan Macellan Bogazi’na kadar uzanan 4300 km ve dunyanin en uzun ulkesi Sili. Bir yani Pasifik Okyanusu, diger yani Ant Daglari. Peru, Bolivya ve Arjantin’in sinir komsusu. Ulkenin kuzey yarisi benim de 30 saatte otobusle bir kismini gectigim dunyanin en kuru ve en yuksek colu, Atacama. Guneyi buzul bolgesi. 15 milyonluk nufusu ile Guney Amerika’nin en istikrarli ekonomisi ve sanirim en pahali ulkesi.
Bir yandan Pablo Neruda’yi, diger yandan diktotor Pinochet’i cikarmis Sili. Su an bir kadin baskanlari var: Michelle Bachelet.



Gezinin son duragi Sili’nin baskenti Santiago’dayiz. Gunlerdir kosturmaktan bitap dustuk aslinda. Yaptigimiz ilk sey uzun bir uyku cekmek. Tanrim yatak ne kadar da yumusak (Santiago sonrasindaki cileli yolculuklarimda en cok ozledigim sey Crowne Plaza’nin o yumusacik yastiklari, yorganlari. “Tanri insani gordugunden geri koymasin” diye bosuna dememisler.

Havaalanindan sehre giris yaptigimiz bolge gercekten koy gibiydi. Arjantinliler Silililere koylu derken hakli mi acaba diye aklimda gecmedi degil. Sonra sehrin merkezinde bambaska bir Santiago bulduk. Herhangi bir batili sehir gibi, medeni.

Aylardan sonra Starbucks’in café lattesine, TGI Fridays’in yemeklerine ve bir de Ataturk parkina kavustugum yerdir Santiago. Afiyetle!


Santiago’dan hafizama en cok kazinan, beni seyahat boyunca sevgiyle bagrina basan bayram ekibinden ayrilmanin huznu aslinda. Son gece uyumadan ugrasip bana ucuz ucak bileti arayan Ayk, cantami yiyecekle dolduran Gulsen abla, benim icin dua edecegini soyleyen, bana sans dileyen, yolun acik olsun diyen tum ekip. Yurdumun guzel, sevgi dolu, insanlari… Ne kadar da ozel kisilere denk geldim yine. Soyluyorum hep; karsilastigim insanlardan yana cok sansliyim ben. Donuste ilk yapacagim seylerden biri Turkiye’nin degerli ressamlarindan ve bizim de gezi ekibimizden olan Gulcin Anil’in sergisine gitmek olacak. Sanatindaki basarisi disinda, hayat hikayesiyle de cok ozel bir insan. Yepyeni bakis acilari kazandirdi bana.

Ara ara soruyor insanlar, donecek misin diye? Tabii ki donecegim, yok daha neler? Insanin bir yere ait olmasi, birilerince ozlenmesi, onemsenmesi ne kadar guzel. Her seyden daha degerli. Belki de tum bu seyahatin en guzel yani, donmek kismi olacak. Heyecanlaniyorum dusundukce. Pansiyon’un haberleri ulasiyor hem. "Pansiyon dergah oldu. Giren aski buluyor. Kapisina, bacasina yakinda caput baglanacak" diye.

Dinleyecek cok hikaye var, coookk:) Donsem mi ki acaba hemen?

06 Kasım, 2006

şili'den bolivya'ya seyahat

Sili’nin kuzeyinde Atacama Colu’nun cikis kapilarindan olan ve Bolivya’nin guney sinirina da 1 saat uzaklikta bulunan San Pedro de Atacama’da 2 gece kaldim. Bizim herhangi bir koyumuzden farksiz; kerpic evler, toz toprak yollar. Ama civardaki enteresan doga olusumlari bolgeyi oldukca onemli bir turizm beldesi yapmis. Sirtcantalilardan, en zengin batili ulke turistlerine kadar pek cok insan var su minicik koyde. Hal boyle olunca da hayat pek bi pahali.

Koyun yakinlarinda, colde Atacama Tuz Golu bulunuyor. Daha once hazirliksiz ciktigimi yazdigim ve surundugumu soyledigim col seyahati aslinda eglenceliydi (Dram yaratmayi seviyorum, napiim?) Surundum biraz ama fiziksel yorgunluklar birkac saatte unutuluyor. Geriye basarmislik hissi ve doganin hic tanimadigim mucizelerinden aldigim lezzet kaliyor (Bir de hasati cikmis ve temizlenmesi dakikalar alan ayakkabilar, kiyafetler).

San Pedro’dan 3-4 gunluk turlar duzenleniyor Uyuni´ye. Bolivya’nin dillere destan guzellikteki dag golleri ve Uyuni Tuz Golu gorulmezse ayip olacak yerlerden. Bolivya’ya bu kasabadan gecmenin bu turlara katilmak disinda baska da pek yolu yok. Miami’den gelecek arkadasim Eda ile 18 Kasim’da Buenos Aires’te bulusacagim icin benim vaktim dar. Kendi ozel turumu yaratiyorum boylece. Bekleyemiyorum turlarin hareket gununu.

Soforum Claudio ve MO’den kalmis 4x4 aracimiz ile dusuyoruz yollara. Bolivya’ya gecmek kolay oldu. Ama her gecen dakika hava biraz daha soguyor. 5000 metrelere ciktigimizi ogreniyorum Claudio’dan. Kipirdamazsam nefes almak zor degil. Ama 3-5 adim attigimda sanki daglara tirmanmisim kadar yorgun dusuyorum. Meniskus kapida degil sevgili okur. Daglara cikiyorum dedigimde daga tirmanmayi kastetmemistim. Ama bagirsak dugumlenmesi oldukca ihtimal dahilindeydi. Ziplaya hoplaya, aracla dag bayir tirmanip, toz toprak icinde yol aliyoruz.

Doga ne kadar bakir, ne kadar guzel. Ara ara ulastigimiz dag gollerinde karsilastigimiz birkac gezginden baska tum yollarda yalniziz. Gozun gorebildigi onlarca kilometrekare icinde yasayan tek canli bir biz, bir de yabanil hayvanlar. Lamalar, flamingolar, adini hatirlamadigim baska hayvan suruleri… Issizligin ortasindayim. Her hucremle farkina variyorum bu durumun. En azindan o dakika ego filan kalmadi bende. Milyonlarca yillik bu gezegenin, sayisini tahmin bile edemeyecegim canlisindan, su an icin yasamakta olan 7 milyar insanindan biriyim sadece. Evrenin bir parcasiyim. Hem bir hicim, hem her seyim. Doganin karsisinda aciz ve degersizim, ama diger yandan tekim ve essizim. Ozel deneyimler bunlar. Nasil anlatayim ki?

Laguna Blanco, Laguna Colorada, Laguna Verde’den ve baska irili ufakli pek cok golden geciyorum. Toprakta fokurdayan camurlar, sicak su havuzlari, aktif bir volkanin dumanlarini goruyorum. Daha once gecip iz birakmis gezginler gibi, taslarla ulkemin adini yaziyorum topraga. Buralardan bir Turk’un de gectigini bilsinler yani:)

10 saat suren zorlu ama keyifli seyahat sonrasi ulasiyoruz Salta de Uyuni’ye. Tuz Golu´nun ustunde, banyosu haric tamami tuzdan yapilmis bir otelde, Tuz Otel´de kaliyorum o gece. Otelin tek musteri benim. Gece 9’da isiklar karariyor ve her nasil olduysa tum calisanlar da yoklara karisiyor. Ohh, tum otel ve doga bana kaldi.

Salta de Uyuni dunyanin en buyuk ve meshur tuz golu. Aslinda tuz colu demek daha dogru. Metrelerce yukseklikteki tuz kalibinin altinda kalmis su. Biz aracimizla golun uzerinden geciyoruz. Otel calisanlarindan 2 kadin ve bir bebegi de araca aldik. Kadin dedigime bakmayin, yaslari 17’yi gecmez. Latin Amerika’da 15’ten 50’ye her kadini emzirirken gormek mumkun. Dogum kontrolunun olmadigi kesin. Her ulkede karsilastigim ve uzuldugum manzaralardan biri bu. Kendisi cocuk olan minicik kadinlar, kucaklarinda/ sirtlarinda bir bebek temizlik yapmaya calisiyor. Koylerde durum ne bilmiyorum ama sehirlerdekilerin cogu yalniz. Sevgililer tarafindan hamile kalinca terkedilmisler.

Golun ortasinda cesitli adalar var. Isla Incahuasi’de topraga basiyorum yeniden. Kaktuslerle kapli bu minik adada bol bol fotograf cekiyorum. Polislerden biri yolumuzu cevirip tutturuyor, arkadasimi da araca alin diye. Aracta kalan tek bos yer, sofor ve benim aramdaki el freni ustu. Claudio kasiyor, turist var diyor. Polis bastiriyor. Ben sana gosteririm sonra diye bin tehdit savuruyor polis. Iyi be! Ozel aracimiza kimi misafir edecegimizi de secme sansimiz yok. Zorba herif! Neyse kaciyoruz adami almadan ama sofor acilara gark oldu. Belli ki gelecekte basina gelebileceklerden endiselendi.


Uyuni’ye vardigimda ogleden sonra olmustu bile. Baktim kasaba el kadar, gorecek de bir sey yok, baskent La Paz’a gitmek icin otobus bileti aliyorum. Bavulumu da ofisin sandalyesine bagliyorum. Aha! Birkac saat sonra ofise dondugumde benim bavul yok olmus. Daha dogrusu var da, gorunmez olmus. Tepeleme ustune bohcalar, pazar cantalari yigilmis. Kan ter icinde kurtariyorum bavulu. Gelecek arac hep bahsedilen meshur tavuk otobuslerinden olmali. Yolcularin kucaginda tavuk yok ama manzara ayni tavuk otobusu manzarasi.

Super duduk bir otobus. Muavine vermeye calisiyorum bavulumu. Eliyle yer kalmamis bagaja sen koy diye isaret ediyor. Bagaj tepeleme bohcalarla, sirtcantalariyla dolu, Deli misin be adam! Olmayan bosluga 30 kg’luk bavulu nasil tikistirayim? O da boyle dusunuyor olmali ki, yuzunu ceviriyor. Caresizlik icimdeyim. Ilk kez Ispanyolca bilmemek bu kadar sorun oldu. Ve tabii koca bavul. Gezgin bir oglan imdadima yetisiyor. Ugrasip didinerek (kafasiyla ve omuzuyla bavulu ittiris hamleleri gozumden gitmiyor hala) bavulu tikistirmayi basariyor. Kahramanimsin desem, sarilsam, opsem... Uygun olur mu?

Kesin eminim ki bu yasadigim en en en kotu yolculuk. Asfalt olmayan yollarin ustunde arac oyle bir sarsilarak ilerliyor ki, ic organlarimin yer degistirdigini saniyorum. Neyse ki on koltuk kucagimda da, firlayip tavana yapismiyor basim:)

Daha en heyecanli bolume gelmedik, bekleyin!

Otobus bakkal bozuntusu bir yerde mola veriyor. Etraftaki bitmemis insaatlar arasinda insan yasadigini sandigim tek binanin onundeyiz. Tuvalet nerede diye soruyorum. Elleriyle isaret ettikleri tarafa gidiyorum, tuvalet filan yok. Geri donup bir daha soruyorum. Bu arada etrafa dagilmis ve ulu orta iseyen yolculardan da biraz killaniyorum. Veee evet. Tuvalet filan yok. Comelen, bitiriyor isini. En az 3 kadin poposu gordum bu vesileyle. Erkeklere bakmaya korkuyorum zaten. Gozum yerde. Imdat! Ne yapsam? Gecmiste yasadigim bir deneyim aklimda oldugundan (Bakiniz otobus vukuatlari yazisi), olabileceklerden korkup topluma karisiyorum ben de. Tabii ki bulabildigim en uzak kosede, bir insaat kalintisinin arkasindayim. Doganin bana verdigini, dogaya geri sunuyorum. Ne hallere dustuk, ahh ahh. Bir tuvalete muhtaciz iste. Cok sagduyulu bir tavirmis benimkisi. Otobusun bir sonraki mola yeri, bir sehrin teminali. Oradaki tuvalet de kilitli!

Bolivya oyle bir ulke ki bundan sonra beddualarin “Cehenneme gidesin” yerine “Bolivya’ya gidesin”(ama otobusle!) seklinde degistirilmesini oneriyorum. Su La Paz’a varana kadar gectigim yollar, daha dogrusu gordugum yasam kosullari, kesinlikle cehennemin dunyaya yansimasi olmali. Doga ne kadar guzelse, hayat o derece fakir, ilkel ve insani kosullardan uzak.

Sonunda Bolivya’nin 3632 metre yukseligindeki baskenti La Paz’a ulastim (Dunyanin en yuksek baskenti). Sehirde zerafet, guzellik olmasa da, yeniden medeniyetteyim. Yalniz ne aptallik ki gunlerden C.tesi imis buraya vardigimda. Guya hizli hizli gectik yollari. Buradan Peru vizesi almam gerekiyordu. Haftasonu oldugunu Peru Konsoloslugu’nun kapisinda anladim:) Saatim yok, tarihi bilmiyorum. Bir yandan super olan bu durum, diger taraftan beni komik hallere dusurebiliyor iste. Planladigimdan daha uzun kalmam gerekecek bu sehirde.

Bundan sonraki rotam soyle (O kadar plansiz da degilim yani): Peru-Bolivya sinirindaki Titicaca Golu. Oradan Cusco ve Machu Picchu. Sonra da Lima uzerinden yeniden Buenos Aires. Bende hal/istek kalirsa, BA’da bir sure takilip sonra da Arjantin’in guneyine Patagonya’ya inecegim.

Yeni gelen bir e-mail ile Eskisehir´den baska gezginlerin de (Murat ve Yekta) 1 Aralik´ta GA´ya ulasacaklarini ogrendim. Ne guzel oldu. Belki denk geliriz.

Not: Bayram gezisini yazdim, ama bugun fotograf yukleyemedigim icin bloga henuz yayinlayamiyorum. Ilk firsatta hem bu yazinin fotograglarini ekleyecegim, hem de diger yazilari yayinlayacagim. Hani merak eden olursa diye:)

02 Kasım, 2006

atacama çölü, şili

Su dakikadan sonra benden yazi filan beklemeyin arkadaslar. Canimin derdine dustum. Kizgin collerden, karli daglara efsanesi aynen gercek oluyor. Bunu da atlatirsam vallahi donecegim guvenli limanlara, bi daha da acilirsam n´oliim!

Hareket etmek uzere olan tur minibusune; buralara kadar geldik, col gormeden donmem diye super ani bir kararla binersen ne olur? Kot pantolon, siyah t-shirt, uygunsuz ayakkabi ile 5 saat collerde yurursun. Bilmem kac derecede kavrulursun. Tabii ki sapka, gunes kremi ve en muhimi suyun da yoktur!

En aci sekilde col tecrubesini yasamis bulunmaktayim. Bin sukur, hayattayim!

Kerpic odanin gecesine 20 dolar verir, umdugun gibi komsu ulkeye bir otobus olmadigini anlar ve aci yol/col deneyiminden sonra bir an once buradan kurtulmayi kafana koyarsan ne yaparsin? Yilana sarilirsin.

30 saatlik otobus yolculugundan sonra ulastigim San Pedro de Atacama´da mahsur kaldigimi sandim once. Bolivya´ya gecis icin on takla atip bol dolar harcamayi goze alarak 2 gun boyunce bana eslik edecek bir sofor ayarladim sonunda. Yarin sabah Bolivya daglarina dogru yola cikiyorum.

Hazirliksiz cikacagim 4300 metrelerde soluksuz kalmazsam veya bizim sofor amca hazir daga da geldik, bi turk lokumunun tadina bakalim demezse ya da -12C derecede olmeden uyumayi basarabilirsem (Mayis-Agustos araligi haric kaloriferi sonmeyen biriyim ben!) bi ara yazarim...

Yillar yili dert yolunda / Ne ilk ne de sonuncuyum / Lay lay lom. Ben acilarin cocuguyum... Lay lay lom.

28 Ekim, 2006

şili'de 'ara sıcak'

Havaalanindaki ilk bulusmadan sonra, ablam ve Burcin ile konusurken agzim hafif yana kayiyor sanki, kelimeler agzimda yuvarlaniyor gibi. Nasil yani Turkce’yi mi unuttum? Rezalet! Ablamlar guluyor, dalga geciyor benimle. Yani Japonya’da yasayan Kupkup’un hala Turkce konusabilmesi bir mucize bu durumda. Neyse, 5 dakika sonra kendime geldim. Paslanmisiz o kadar, silkeleyince acildi yine cene.

Kendimde farkettigim bir diger komik durum, dokunmatikligim iyice abarmis. Her zaman ellek bir insandim ama bu sefer durum gercekten tehlikeli boyutlarda. Ablam ve Burcin’i minciklamak istiyorum surekli. Biri bana hep dokunsun, hep bi sevsin, hep bi ilgilensin. Insan sicagi ne guzel bir seymis.

Bitli turist formatina yeni bir boyut getirdigim zaten anlasilmisti. Ama bu sefer durumu abarttigimi ve 10 gundur Turkiye’den gelen bayram ekibi ile 5 yildiz otellerde konakladigimi, futursuzluk icinde gece showlarina, ekstra turlara katildigimi itiraf etmem lazim. Yani 2 dolar kurtarmak icin gece uyusturucu saticilari ile odasini bile paylasmis olan ben, bir lakaytlik icinde yuz dolar oraya, yuz dolar suraya harcar hale geldim. Bu yaptigim akillara zarar bi durum, kabul. Ama kavgada yumruk sayilmaz hesabi, katilmisiz bir kere tura, cok sukur hala paramiz da var, yasamak lazim guzellikleri.

Cok guzel bir ekibimiz var; rehberimiz Ayk ile birlikte toplam 14 kisiyiz. Onucuncu yolcu olarak tura Rio havaalaninda dahil olmam ne cesit anilara yelken acacagim konusunda beni endiselere gark ettiyse de basta, cok sukur 13’un ugursuzlugu diye bisey yokmus. Zaten ben inanmam ki boyle seylere. Poh! Golden Bay Tur bizden tam not aldi. Organizasyon super. Hersey tikirinda gidiyor.

Keske grubun birbirinden guzel insanlarini tek tek tanitabilsem. Ama yazacak hal, nefes alacak vakit yok. Geride biraktigimiz yerler: 4 gun Rio de Janeiro, 2 gun Iguazu, 3 gun Buenos Aires.

Santiago'dan sonra… Ben yine yalniz… Ben yine sefil… Ben yine yollarin gulu.
Nereye mi? Ruzgar nereye eserse.