venezuela etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
venezuela etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

11 Eylül, 2009

cenneti gördüm; canaima-angel falls

Bana sıkça sorarlar, gezdiğim yerler içinde en çok nereyi beğendiğimi. Çok yerde anım var; hepsinin tadı, kalbimdeki yeri, koyduğum gönül ayrı...
Ama bir yer var ki, gerçekten cennet. Havası, suyu, taşı, toprağı, börtüsü böceği ve insanı...
Doymadım, doyamadım, doyulmaz...
Andım olsun ki tez vakitte yine gideceğim, dünya gözüyle Canaima'yi yeniden göreceğim!

Ben gezmeye, yazmaya ve hatta şimdi de fotoğraflardan film hazırlamaya üşenmedim. Yüklenmesi biraz sorunlu olabilir. İzlemezseniz yine de güceneceğim! :)

10 Ekim, 2006

adios venezuela

Geriden takip ediyor yazilar, mecburen. Medeniyetten uzak yerlerde ya da yollardayim gunlerdir.

Venezuela, beklenmedik sekilde bende pek cok ani birakan guzel ulke. Ozleyecegim onu. Yazmamak, sanki ihanet.

`Sevdigimi demez isem/ Sevmek derdi bogar beni (Y.Emre)´


Venezuela’da 34 ayri yerli etnik grup yasiyor. Her grup tamamen ayri bir dil konusuyor. Canaima golu kiyisindaki kokos sayilabilecek kampta tanisiyorum Antanio ile. Benimle konusurken gozlerimin icine bakip burnunu karistirmasa cok daha fazla sevecegim kendisini:)

Antanio bir Indian. Chavez doneminde okul, mini bir hastane ve elektrik bolgeye geldigi icin onun bir kahraman oldugunu dusunuyor. Toplam buyuklugu Isvicre kadar olan Gran Sabana’da (Canaima Ulusal Parki) 17 bin yerli var. Daginik duzen yasiyorlar, kalabalik koyleri yok. Bir evde ortalama 15 kisi. Hamaklarda uyuyorlar. Balik tutuyor, avlaniyor, belki biraz ekip biciyorlar. Neredeyse para bile kullanmiyorlar. Ilaclarini dogadan kendileri hazirliyor.

Dort gun suren Canaima, Angel Falls gezisi sayesinde, yerlilerin yasamlarindan payimiza duseni aldik. Elektriksiz, yataksiz, banyosuz. Mutluluk icinde hem de.

Antonio’nun 5 kere evlenmis annesinden ve en az o kadar eslenmis babasindan duzinelerce kardesi var (Bildigimiz sekil bir evlilik kurumu yok). Monogami son 20 yilda biraz daha popular olmus, ama aslinda o sekilde yasamiyorlar. Akraba cikmamasi icin esleri baska gruplardan seciyorlar. Bu genislikte bir cografyada, daginik bir yerlesim duzeni icinde yasayan ve bes on cocuk yapmis bir kadinin, nasil bu kadar cok koca eskittigini benim aklim almiyor.

Bolgeye gelen misyonerler sebebiyle Hiristiyan olmuslar, ama kendi inanclarini da yasatiyorlar. Daglarin, gunesin, agaclarin, nehirin vs ruhu olduguna inaniyorlar.Mesela Angel Falls’in dokuldugu tepeye Auyan Tepuy (Devil’s Mountain) deniyor. Ayni sekilde benim bakip da cennet boyle bir yer olsa gerek dedigim Canaima Golu’nun hastalik ve olum getiren kotu bir ruhu oldugunu dusunuyorlar. Dogaya bu yuzden de inanilmaz saygililar. Efsanelesmis reisleri, kabile buyuculeri var. Gozleri gormeyen birinin gozlerini acmak, olum doseginden birini ayaga kaldirmak vb mucizeler sehirlerde bile anlatiliyor. Kaldigim bir otelde her yerde el yapimi kolyeler asiliydi. Otel sahibi, zaman zaman bunlarin nedensiz patladigini (bakiniz bizdeki nazar boncugu), bu kolyelerin kendisini kotuluklerden korudugu anlatti. Ayni otelde 100 yil kadar once yasamis bir yerli liderinin bustu de var. Bustun onunde de bir bardak rom. Javiar, reisin her gece rom ictigine yurekten inaniyor.

Garip bir yer burasi. Anlamak icin belki yillarca kalmak gerekli. Tum bu bilinmezlikler feci sekilde istahimi kabartiyor.

Gabriel ile konusuyorum Canaima kampinda bir gece: “Oksijen, su, yemek, kadin. Insanin baska neye ihtiyaci var ki” diyor. “O nedenle onlar bizden cok daha mutlu”. Gabriel bir nevi Tristen karakteri gozumde. Dogayla butunlesmis Brad Pitt. Yani kal dese, kalirsin. Ormanlarda yasar, 30 cocuk dogurur, pilav filan yaparsin. O model bir guzellik. Istanbul’a gel, seni artist yapayim dicem de, yemez. Cocuk huzuru daglarda bulmus. Otesine ihtiyaci yok.

Ve dunyanin en yuksek selalesi Angel Falls. Adini 1937 yilinda kesif gezisi yaparken ucagi dusen pilot Jimmy Angel´dan aliyor. Neredeyse 1 km yuksekliginde. Gittik mi, gittik. Ahanda, kaniti yanda:)

Gezinin surprizi Kibrisli Umran ve annesi Ayla abla. Bolivar’da vedalasirken cantama yiyecekler koyuyorlar, ac kalmayayim o gece diye. Bu sevkatin bende yarattigi deprem simdi sizlere nasil aciklanir? Her daim kapim, yuregim onlara acik.

Venezuela’daki son duragim Brezilya sinirindaki kasaba, Santa Elena.
Her gezginin ruyasi Roraima dagina gidiyoruz Frank ile. Turist grubunu 6 gun surecek tirmanisin baslangic noktasi olan Indian koyune birakip Gran Sabana’nin derinliklerine daliyoruz. Frank benim Lubnan asilli rehberim. Kim rehber, kim musteri belli degil. Gun boyu off road araci ben kullaniyorum. Frank efendi selalelerde serinliyor, muzik dinleyip, sarkilar soyluyor, dans ediyor. Bunlarda bir genislik var ki, evlere senlik.

Ruzgarin sesi, topragin kokusu, dogadaki binbir renk...
Bunlar mutlulugun resmi degilse nedir simdi?

06 Ekim, 2006

uyar´in ellerinden operim

TEL CAMBAZLARININ TEL ÜSTÜNDEKİ DURUMU

Sizin alınız al inandım
Morunuz mor inandım
Tanrınız büyük amenna
Şiiriniz adamakıllı şiir
Dumanı da caba
Ama sizin adınız ne
Benim dengemi bozmayınız
Bütün ağaçlarla uyuşmuşum
Kalabalık ha olmuş ha olmamış
Sokaklarda yitirmiş cebimde bulmuşum
Ama ağaçlar şöyleymiş
Ama sokaklar böyleymiş
Ama sizin adınız ne
Benim dengemi bozmayınız
Aşkım da değişebilir gerçeklerim de
Pırıl pırıl dalgalı bir denize karşı
Yan gelmişim diz boyu sulara
Hepinize iyi niyetle gülümsüyorum
Hiçbirinizle dövüşemem
Siz ne derseniz deyiniz
Benim bir gizli bildiğim var
Sizin alınız al inandım
Sizin morunuz mor inandım
Ben tam dünyaya göre
Ben tam kendime göre
Ama sizin adınız ne
Benim dengemi bozmayınız.

Turgut Uyar


Pansiyon´da demokrasi, hosgoru ve `ne olursan ol, gel` donemi bitti arkadaslar. Bana yazmak isterseniz e-mail adresim yanda.

Bütün ağaçlarla uyuşmuşum / Kalabalık ha olmuş ha olmamış
Ama ağaçlar şöyleymiş / Ama sokaklar böyleymiş / Ama sizin adınız ne /Benim dengemi bozmayınız.

05 Ekim, 2006

aysil´dan venezuela

Ben artik Brezilya´dayim, Manaus. Amazon´a acilmama az kaldi. Yardimci yazar kadrom calisiyor ama. Nefis:)


Yazmak mı? Nereden çıktı? Geldim, gördüm, döndüm işte, bırakalım orada kalsın, hem şimdi başka bir “şimdi” yaşıyorum, hasta da oldum, uykuya ihtiyacım var derkeeen, ittir kaktır yazıyorum işte.

Yoldan başlayalım: Saat farkı olayı hiç bu kadar işime yaramamıştı, bilete göre sekiz saat gitmeyi göz aldığım yol, meğer altı saatmiş:) Şimdiye kadar saat ayarını hiç önemsemezdim, bulunduğum yerde kaçsa ayarlarsın, vücut da ya alışır ya sürünür. Ama bu sefer büyük hediye oldu bana. Hem sen bile “Cılgın! Iki gün için sekiz saat yol gelip gidilir mi” diyordun, al işte sekiz saat değilmiş.

Yolu geçip içeriğe gelelim: Neden Venezüela’da buluştuk? Bir taşla iki kuş hesabı valla. Hem seni göreceğim, hem de “bizim” Chavez’in ülkesini. Büyük dönüşümler ülkesini. Chavez Birleşmiş Milletler toplantısı için gittiği New York’ta, “bombalarla, füzelerle, insanları öldürerek demokrasi mi kurulurmuş” diye Bush’a kafa tutuyor, ABD halkına “bu katilden kurtulun artık” çağrısı yapıyor ve sıkı dur, Massachusets’den sonra New York halkına da evlerde kullanacakları yakıtı ucuza sağlıyor. Bunu yaparken Chavez diyor ki “petrol pahalı diyorlar, oysa aracıları çıkarırsanız bakın nasıl da ucuz” ve doğrudan Venezüela devletinden ABD halkına yakıt sağlıyor! Bunlar ben ABD’de iken oldu. Fox News çıldırdı!! Önce ABD’nin Birleşmiş Milletler’in para kaynaklarını kesmesini tartıştılar sonra vazgeçip Chavez’le uğraşmaya geri döndüler. “Bizim halkımıza nasıl ucuz petrol sağlarmış!” Biri çıkıyor diyor ki, “Ey halkımız, kabul etmeyin” sonra öbürü çıkıyor “Aman ne demek, ucuz buldunuz alın tabi, ama sakın Chavez’in iyi biri olduğunu düşünmeyin!”

Venezüela petrol zengini, ABD’nin en büyük sağlayıcısı. Ama Chavez iktidara gelene kadar Venezüela petrol kaynaklarını ABD şirketleri işletiyormuş. ABD şirketleri ülkenin petrol gelirlerinin %70´ini kendilerine alıp %30´unu Venezüela’ya bırakıyorlarmış. Chavez gelince bunu tersine çeviriyor. Dünyanın en büyük petrol üreticisi ülkelerinden Venezuela ve gördün, zenginlik var mıydı? Bu nedenle işte. Bu kadar zenginlikten ülkeye sadece %30 kalıyormuş.

Chavez 1998 yılında yapılan seçimlerde Venezüela devlet başkanı seçiliyor. Seçimlerden sonra ilk işi ülkenin adını Bolivarcı Venezüela Cumhuriyeti olarak değiştirmek. Simon Bolivar, ortak tarih, kültür ve kaderlerine rağmen (İspanyol sömürgecilerce) parçalanmış, bölünmüş kıtanın birleşmesi ve özgürlüğünü kazanması için yazıyor, çalışıyor, savaşıyor. Simon Bolivar o günleri göremedi ama Chavez Bolivar’ın mirasını sahipleniyor, sadece başında bulunduğu ülkenin adını değiştirerek değil elbette. ABD’nin arka bahçesini açık pazara dönüştürmek için icat ettiği Amerika Kıtası Serbest Ticaret Anlaşması’na (FTAA: Free Trade Agreement of the Americas) karşı Amerika Kıtası Bolivarcı Alternatifi’ni (ALBA: Alternativa Bolivariana para las Americas) geliştiriyor. Amerika ülkelerinin dayanışmasını ve paylaşmasını sağlayacak bir platform olarak ve birliğe doğru giden bir adım olarak. 2000 yılından itibaren yoksul ve topraksız halkın durumunu iyileştirmek için reformlara girişiyor. Yukarıda yazdığım petrol gelirlerinin paylaşımını Venezüela devleti lehine tersine çevirme de bunlardan biri. Ama işleri tıkırında gidenler bu durumdan hoşnutsuz oluyor.

2002 Nisan’ında Chavez’e karşı darbe yapılıyor. Darbeciler sadece 48 saat iktidarı ellerinde tutuyorlar. Bu arada Chavez’in başkanlıktan istifa ettiği ve ülkeyi terk ettiği söylentisi yayıyorlar. Ama Chavez radyo aracılığıyla istifa etmediğini, görevinin başında olduğunu duyuruyor. Bunun üzerine sekiz milyon insan sokağa dökülüp Chavez’i destekliyor ve darbecileri püskürtüyorlar. Bu olay aynı zamanda, olurken belgeseli çekilen ilk darbe olarak da kayda geçiyor. Çünkü tam o sırada İrlanda Televizyonu adına Chavez’in portresini çıkarmak üzere ülkede olan iki belgeselci, gün gün darbecilerin ve Chavez ve ekibinin eylemlerini kameraya çekiyorlar. Bu belgesel Türkiye’de gösterildi ve sık sık gösteriliyor. Adı “Devrim Televizyondan Yayınlanmayacak”.

Bizim Chavez hala ayakta. Ne iyi oldu ülkesini gördüğüm. İşi hiç kolay değil, yıllar süren bağımlılık, onca zenginlik üzerinde oturup da onca yoksulluk, iyi mi yapıyor, kötü mü ülke içinde özellikle orta sınıflarda bitmeyen tartışma. Güvenli olmayan bir ülke. Ama bu “şimdi” lik böyle. Değişim öyle kolay olmuyor ki sen de ben de kendi hayatlarımızdan iyi biliyoruz. Du bakalım motor yağlansın, çarklar dönsün, paslardan arınılsın. Geleceği kazanma, ipleri eline alma ve güzelleştirme yolunda çaba var, en çok bunu önemsiyorum. ABD bize pastadan pay ver, istediğin askerlerimiz, limanlarımız, ülkemizin bir kısmı olsun, ne var ki diyenlerin elinde “bindik bir alamete, sonumuz harola” duygusu ile yaşamaya yeğlenir bence. Ülkemiz için de ipleri elimize aldık ve başımıza gelenler iyi kötü belki ama kendi seçimimiz diyebilmeyi önemsiyorum.

Gezimizi sen pek güzel anlatmışsın zaten. Bir de neredeyse pornografik rumba resmini de koymuşsun (esas kısımlar yok ama, idare eder), pek şahane. Seni gördüm ya, içim rahat. Odana adam dahi girse sen başa çıkarsın, teknede yerimizi koruduğumuz gibi, aslanlar gibi.

Çok çok sevgiler.
Aysil

02 Ekim, 2006

bolivar´in sehri

Gecen haftasonu Caracas havalaninda buldugum ilk ucaga binip abidik bir sehire gitmistim hatirlarsaniz: Ciudad Guayana.

Havaalanindan bindigim taksi ile Lonely Planet’de ismi gecen ucuz otelleri aramaktayim. Taksiciye fakir yalnizligim cesaret vermis olacak ki birkac otel girisimi basarisiz cikinca bir sekilde gaza geldi, kendisini benim kurtaricim ilan etti, merak etmememi, istersem birlikte takilabilecegimizi soyledi. Bunlari soylerken elimi tutmaya calismayi da ihmal etmedi. O dakika sehirle olan bagim koptu, beni otobus garina birakmasini soyledim ve gelisim kadar ani, uzadim sehirden, komsu sehir Ciudad Bolivar’a.

Sehrin ismi El Libertador olarak da bilinen Guney Amerika’nin en buyuk kahramani Simon Bolivar’dan geliyor. Yaklasik 2 asir once Bolivar onderliginde Venezuela, Kolombiya, Ekvator, Peru ve Bolivya Ispanya’ya karsi bagimsizlik mucadelelerini vermisler. 1819’da bu sehirde yapilan kongre Gran Colombia’nin dogmasina olanak saglamis.

Ciudad Bolivar beni guzel insanlariyla kucakladi. Onemli turistik destinasyonlarina ziplamak icin en uygun sehir olmasi disinda ozel pek bir sey yok. Bir de bana bogazi hatirlatan bir koprusu var nehir ustune kurulmus olan. Baktikca mutlu oldum, yuvami hatirladim.

Ne komik tacizci taksiciden kacip bu sehire siginmistim. Buradan da geldigim hizda, benzeri bir nedenle ayrildim.

Yazdiklarima bakip dram icindeyim sanmayin. Yollar insani affedici yapiyor. Ayrica mutlu anlari kendime sakliyorum sanirim. Size de bunlar kaliyor:)

gece ziyaretcileri

Nereye donersen don, kicin acikta kalir.

Iki gun once, Angel Falls turunun son gecesinde hamagimda uyurken gozume dayanan el feneri ile uyandirilmistim. Ziyaretcim Pemon yerlilerinde biri. Sigara soruyor, yok diyorum, gitmiyor. Icgudusel bir sekilde adami ittiriyorum, o zaman uzaklasiyor. Sabah ayip ettigimi, belki bu durumun onlarin kulturlerinde abuk bir sey olmadigini dusunuyorum, ama istem disiydi ittirme.

Bu gece de odamda bir ziyaretci bulunca tepem atti ama.

Saat 02:20. Neden bilmiyorum, uyaniyorum. Belki bir el dokundu. Belki sadece acik olan isigim ansizin sondugu icindir. Belki de bir Indian dostumun beni korumasi icin hediye ettigi boynumdaki kolye ses vermistir bana: “Uyan kizim, tehlike kapida”.

Soyle bir sahne hayal edin: Gece 12 sulari odama cekilmisim, kapimi kilitlemisim. Her zamanki gibi isik acik uyumaktayim. Sonra gecenin sessizliginde, nasili nedeni mechul, karanliga uyaniyorum. Yanliz degilim. Odada bir karalti.

Kabusta miyim? Uyanmadim mi hala?

Odama sizmayi basaran adami taniyorum. Iki gundur lafliyoruz, hayat hikayesini ogrendim, dostum saniyordum. Felix. Tur rehberi. Burada yasiyor, calisiyor. Bana Ispanyolca siirler duzuyor gecenin koru, izinsiz girdigi odamda. Yalvarmanin dili yokmus, anliyorum ne diyor.

Travma yasayacak ya da yolumdan donecek degilim (Sinirlerim tabii ki oynadi yerinden ve sehiri terkettim, o ayri).

Tek uzuldugum ‘bir tarafi saglama alma’ listeme yeni bir maddenin daha eklenmis olmasi: Kilitli kapilara bile guvenme ve bavulunu kapinin arkasina dayamayi ihmal etme.

Yuz yasina geldim, sinekler hala pesimde.

30 Eylül, 2006

ada sahillerinde bekliyorum

Gecen haftasonu Aysil geldi ve Morrocoy’a gittik birlikte.

Aysil...
Benim cilgin, guzel, aydinlik yuzlu arkadasim...

O da bir arayan.
Varolus bicimi ile bana isik tutanlardan...




Morrocoy Ulusal Parki, Karayip kiyisinda irili ufakli adalari, tropikal agaclari, turkuaz denizi, lezzetli baliklari, kivrak kalcali insanlari ile ulkenin cennet koselerinden biri. Canlilik ve nese fiskiriyor her bir yanindan.

Guya Morrocoy tatilini Aysil yazacakti, tik yok.

Aysil Hanim, Aysil Hanim…
N’oldu bizim yazi? Sayfanin kalani sizi bekliyor. Lutfen doldurunuz bosluklari.

little venice, venezuela

Ulkeye gelen denizciler, yerlilerin su ustune kurulmus evlerini (palafitos) gorunce Venedik’i hatirlamis olmali ki, bu yeni topraklar Venezuela (anlami little Venice) olarak anilmaya baslanmis.

Niyeyse Venezuela merak ettigim ulkelerden olmadi hic. Guzellik yarismalarinda mutlak bir derece alan guzelleri disinda da bildigim bir sey yoktu hakkinda. Cehalet iste. Venezuela’da insanlar varlik icinde yuzuyor gorunmuyor ama dogal kaynaklari gercekten cok zengin. Devlet baskani Chavez ise basli basina bir hikaye. Ama bunlari yazasim yok simdi.

Baskent Caracas, Guney Amerika’daki diger ornekleri gibi. Daglarin kenarina kurulmus, yuksekte bir buyuk sehir. Muhtemel gittiklerimin en tehlikelisi ve gorulesi yeri en az olani. Tanistigim, konustugum hemen herkes sehrin potansiyel tehlikelerine karsi beni defalarca uyardi. O nedenle aksam disari cikmanin cilginlik olduguna yurekten inandim ve kirdim popomu, otelimde oturdum.

Caracas icin soyleyecegim tek sey, gereksiz bir yer. Mecbur kalmadikca gitmeye gerek yok.

25 Eylül, 2006

dardayim, yalanim yok

Dardayim yakanim yok / Baskin yedim dun gece.

Her seferinde daha igrenc bir yolculuk yasamamisim, bir daha da yasamak imkansizmis gibi geliyor. Uc gun gecmiyor ki yeni en igrenc otobus yolculuguna kavusuyorum. Bir sekilde hepsinin de tadi baska; ya morg gibi soguk olur, ya 50 kere aranir otobus, ya acayip eski puskudur arac ve her cukuru bogrunde hissedersin, ya yollar cok dagliktir, miden bulanir.

2 gun onceki gece (yani Santa Marta’daki son gecem) hic uyumayarak siniri gecmek uzere sabahin korunde gara gittim. Bufede benim sirami kapmayan calisan cocugun icabina baktim. Bi akilli ol, di mi? Elin Kolombiya’sinda, dil iz bilmezsin. Nerene guvenirsin? Nereme bilmem, ama guveniyorum iste bi yerime. Oglan toz oldu, sira bana kaldi. Kesin o oglanin ahi tuttu. Hep boyle olur bana, hakli bile olsam davamda, birinin sinirini bozduysam benim de canim yanar.

Her zamanki gibi gec kalkan otobuste, tek bos yer, en arka sirada uyumakta olan adamin yani, cam kenari. Durttum adami, uyandi ama kipirdamadi yerinden. Akrobatik hareketlerle uzerinden kaymayi basarip sigistim bana kalan yere.

Adam uyumakta. Sag eli gorunmez durumda, kalcasinin altina koymus sanirim. Haliyle benim kalcanin hemen yani olmali. Bacaklari da acmis, benim koltugun yarisini kapliyor futursuzca.

Adamla kic kica, bacak bacaga gitmekteyiz. Her hucremle nefret ediyorum o dakika adamdan. Ne cesit oflamalar icine girdiysem artik, fazla dayanamadi, toparlandi ve daha efendi bir pozisyonda devam etti uykusuna. Bu seferde klima yuzunden donmaya ve adamdan aldigim isiyi ozlemeye basladim. Bu celiskiler icinde ben de bayilmisim.

Gozumu sinir kasabasi Maicao’da actim. Otobusten indigim gibi bir takim adamlar uzerime atladi; biri taksi diyor, bavulumu kapmaya calisiyor. Oteki cambio diyor. He dedik, bavulu alan adam ucarak uzaklasti. Bir dur be adam, yoldan geldik, belki bi ihtiyacimiz var. Bagir cagir onu da durdurdum, kaptim bavulumu, tuvalete gittim. Yolun kalanindan aldigim ayar da bu adamin ahindan gelmis olmali.

Taksi dedikleri sey, 70’lerden kalma, Turkiye’de tarih boyu ornegi gorulmemis, ince uzun her yeri dokulen bir arac. Guya 2 saatte bizi sinirdan gecirecek ve Venezuela’nin 2. buyuk sehri Maracaibo’ya ulastiracak.

Bu 2 saat her zamanki gibi 5 saat oldu. Gunesin alninda (deniz seviyesine indik ya, simdi de pisiyorum, dogal olarak aracta AC filan yok), dunyanin en sisman taksi soforu ve baska bi adamin ortasinda, her 2 taraftan da nokta bosluk kalmayacak sekilde cepecevre sarilmis durumdayim. Adamlarin ciplak kollari, kollarimi yakiyor. Temasi bir miktar azaltmasini umarak tulbentimi sariyorum.

Kolombiya’da yaptigim uzun yolculuklarda otobusler ortalama 3 kere durdurulmustu. Kolombiya sinirindan ciktik ya, cilgin Venezuela polisi adim basi yol kesiyor. 12 kere polis kontrolu icin, 3 kere taksi degistirmek icin (son taksinin ilk taksi ile ayni olmasini biri bana aciklasin), 2 kere de bakkaldan sofor bira alsin diye (!) duruyoruz.

Sicak inanilmaz boyutlarda. Ve aracta herkes bagira cagira konusuyor. Birbirleriyle dovusuyorlar galiba. Yanimdaki arada bana da rapor vermeye calisiyor, tartistigini dusundugum arkadaki kadini cekistirdigini saniyorum. Sonra bir zaman geciyor, hep birlikte guluyorlar. Anlamadim ben bu isi. O bagirtilar neydi?

Yol hemen bitmezse cildiracagim. Yol hemen bitmiyor ama cildirmiyorum da. Neyseki yasanan her fiziksel aci zamanla unutuluyor. Yoksa benim 20 kere donmem kacinilmazdi.

Muhtemel isitme engelli ve tuhaf sesler cikarirken surekli koluma dokunma ihtiyaci hisseden, kim oldugu kesinlikle belirsiz adama bavulumu emanet edip 4 saat kadar takiliyorum Maracaibo terminalinde (o dakika esyalarim bile umurumda degil, oyle canimdan bezdim), Caracas’a kalkacak yeni otobusumu bekliyorum.

Sansima yanima Ingilizce bilen bir muhendis dustu son otobuste. Kameraya cekiyor biri. Guvenlik cekimiymis bu. Otobuslerde hirsizlik oluyor diye gecen yil baslatmislar bu uygulamayi. Ben de gozlugumu cikarmami isteyen kameramanin, reklam filmine musteri gorusu almaya calistigini sanmistim:) Gecenlerde Arjantin televizyonu ile roportaj yaptik da Cartagena’da, ondan havaya girdim.

Bunlari niye yaziyorum? Cunku bu sekil bir yolculugun kolay olmadigini, bin cesit sefil halle basetmek gerektigini bilin istiyorum (yani ara ara beni ne kadar kiskandigini yazan kisiler, bir daha dusunsun). Ama su igrenc yollarda arada oyle guzel insanlar dusuyor ki, katlanmak gerekiyor cilelere, iskalamamak icin o insanlari.

“Sizde ne degismediyse, siz O’sunuz” seklinde bir saptamasi vardi galiba Ahmet Altan’in. Konfora alismak cok kolay. Yillarca mutlulukla yasadim o konfor icinde. Ama bunlar benim vazgecilmezim degilmis demek ki.

Merak, yeniden baslama gucu ve asabiyet.
Iste bunlar benim degismeyenim:)


Not: Bu 3-4 gun oncenin yazisi. O gun cehennemi yasadim, son 2 gun ise cenneti. Yazacagim elbet:)