brezilya etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
brezilya etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

07 Kasım, 2006

guney amerika'ya bayram turu-2: foz de iguacu

Uc ulkenin kesistigi bir bolgede (Brezilya, Arjantin ve Paraguay) 275 farkli selale 2.7 km’lik bir genislik icinde torensel bir sekilde dokuluyor. Dunyanin essiz guzelliklerinden biri daha.
Selalelerin %70´í Arjantin, kalan %30 da Brezilya tarafinda oldugundan, selalerin Brezilya tarafindan izlenmesinin daha keyifli oldugunu soyluyor rehberimiz. Biz de oyle yapiyoruz.

Debisi en yuksek olan Niagara Selalesi ve en yuksekten dokulen Angel Falls’tan sonra, dunyanin en uzun selalesi unvanini tasiyan Iguazu’yu da gormus oldum boylece. Sirada Afrika’da yer alan Victoria Selalesi var. Bakalim hangi bahara kismet olacak?

2 gunluk Iguazu gezisinde neler yaptik?

- Gece 7 farkli Guney Amerika ulkesinin halk danslarinin sergilendigi bir show…

- Selaleri her acidan gorebilmek icin uzun bir yuruyus... (Bir yerde su varsa, hayat var. Kelebekler, kuslar, bocekler, cogumuzun hayatlarimizda ilk kez gordugu degisik hayvanlar, binbir degisik renk ve isik…)

- 300 beygir gucundeki zodyak botlarla nehirde safari…(Sapsi Burcin’in tum seyahette en eglendigi anlar, botun kaptaninin yarattigi feyk dalgalarda islandigimiz anlardir. Ne tuhaf adamsin be Burcin!)

- Otelimizde belki de bu senenin son gunes banyosu, havuz sefasi… (Buyuk kadinsin Abla Pansiyon. Zorla soktugu havuzdan cikasim gelmedi. Iguazu’nun gunesinden sonra yagmurlarla ulastigimiz Buenos Aires’te cok aradik bu gunesi).

- Paraguay’daki kacakcilik sehri Beleste’nin binalarina tepeden bir bakis (Yazik oldu gidemedigim. Skor derdinde degilim ama bir ulkeye bu kadar yakin olup da gidememek gercekten uzucu. En azindan bu seyahatte Paraguay’a gecme sansim olmayacak bir daha).

- Baris Koprusu’nden Arjantin’e karayoluyla gecis...

06 Kasım, 2006

guney amerika'ya bayram turu-1: rio de janeiro

Sayili gun cabuk bitermis ya, ruzgar gibi gecti gunler. Geride yuzlerce fotograf, guzel dostluklar ve pek cok ani kaldi.

Rio havaalani, sabahin ilk saatleri, guzel bir eslesme sonucu yeni indigim havaalaninda Turkiye’den gelecek grubu bekliyorum heyecanla. Kapi acilir. Disariya cikan ilk kisilerden biri, beklemekte olan adamlardan birine yonelir. Daha yolda coskuyla lololo konusmaya baslamistir bile. Beklenen son, sevgiyle kucaklasma. Tabii ki bu bizden diye dusundum. Yurdumun insanini her yerde tanirim. Lololo insani bizim rehber Ayk cikti, kucaklastigi kisi de lokal rehberimizmis.
Ve tabii ki benim kucaklasma anlarim gerceklesirken, gizli kalmis yetenek, her seyahatin degismeyen belgesel yonetmeni Abla Pansiyon onceden ayarladigi kamerasini coktan ilgililere terketmis ve o ani olumsuzlestirmistir.

Hizli daldik Rio de Janeiro’yu tanima operasyonuna. Otele ulasana kadar yapilan yarim gunluk hizli sehir turu tamamlandiginda, Rio, coktan bizim Rio olmustu bile. Turistlerin 3 gunde gezip bitirdigi sehrin kurtarilmis bolgesi modern, temiz ve bakimli. Biz de 3 gunluk Rio seyahatimizde gorulmesi gereken her yeri gorduk: Şehri kutsayan İsa Heykeli’nin bulunduğu Corcovado tepesi, teleferikle çıkılan Pão de Açucar tepesi, Sugar Loaf Tepesi, Rio-Niterói Köprüsü vb.

Rio’nun baska neleri meshur?

Tabii ki en cok karnavali. Her sene Subat sonu veya Mart basina denk gelen Rio Samba Karnavalı ilk kez 1923 yılında yapılmış. Uc gün süren Rio Karnavali’nda iki lig bulunuyor. Ligin takımlarını Rio'daki dans okulları oluşturuyor. Dans okullarının 3 bin ila 5 bin arasında dansçısı mevcut. Dansçılar yıl boyunca tüm maharetlerini sergileyerek Sambodromo Caddesi'ndeki resmi geçitte yer almanın savaşını veriyorlar. Karnaval geçidine katılan bir okul 1,4 kilometrelik yolu yaklaşık 2 saatte sürekli dans ederek geçiyor. Her okulun kullanabildiği iki renk var. Yani giysiler ve dekorlar seçilen bu iki renkle bezeniyor. Karnaval sonunda yılın şampiyon dans okulu seçiliyor.

Biz karnaval coskusunu yasayamadik ama en azindan karnavalin coskusuna ve sambaya iliskin ipuclarini Plataforma’da seyrettigimiz bir show ile yakalayabildik.

Brezilya denince akla gelen ilk sey belki de futbol. Dunya kupasini 5 kez kazanan Brezilya, Pele gibi cok buyuk futbolcular yaratmis. Brezilya’da 2 ayri futbol ligi var. Biri ulusal lig, digeri de eyalet ligi. Bu nedenle tum yil boyunca Brezilya’da futbol izlemek mumkun. 200 bin kisilik kapasitesi ile dunyanin en buyuk stadyumu olan Maracana Stadyumu da Rio’da bulunuyor.


Rio'da bir söz var: "Brezilya futbolun evi ise, Maracana Stadyumu da onun tapınağıdır." Futbol severler olarak gruptan ayrildik ve bu muhtesem statta biz de mac seyretmeye gittik. Rio takimi Botafogo, S. Caetona’ya karsi. Coskulu tezahurata biz de katildik: “Vamos la Botafogo… Vamos la Botafogo…”

Arada deli deli bagiran, el kol hareketleri yapan, goz yasi doken taraftarlar gorsek de vallahi bizim taraftarlar daha fanatik. Maci bizim takim ikinarak da olsa 2-1 kazandi da kafayi gozu yardirmadan otele donebildik.

Brezilya’nin yaklasik 8000 km uzunlugundaki sahil seridi icinde Rio plajlari oldukca onemli. Flamengo Plajından Recreio de Bandeirantes Plajına kadar ardarda sıralanan 14 kumsalin en onemlileri Copacabana ve Ipanema Plajları. Copacabana Bulvari uzerindeki Pestana Rio Atlantica Hotel’de kaldigimiz icin sansliyiz. Dalgalari gorerek, neredeyse deniz kokusunu soluyarak uyaniyoruz gune.

Bisikletle sahil boyu gezenler, kumlardan sanatsal harikalar yaratanlar, plajda ayak voleybolu oynayanlar, denizde sorf yapanlar, cincik boncuk satanlar… Henuz yaz mevsimi baslamasa da plajlar yine de hareketli.

Venezuela’da tanistigim Polonyali cift ile karsilasiyorum sahilde yururken. Aha aha. Atiyorum havami ablamlara. Ben bi dunya vatandasi oldum:)

Ve gece hayati… Rio’da yapmadigimiz bir sey varsa, o da alemlere akmaktir. Rehberimiz kadinlarin alinmadigi, Rio’nun meshur saunalarindan bahsetti once. Bir an Burcin’in gozleri isildar gibi olsa da, “Hot” dedik, oturttuk asagi. Gerci her gece 10 dedin mi yatan, mutlulugu uykuda bulan bi adamin biz olmasak da saunaya filan gidecegi yok. En guzeli. Edepli cocuk:)

Otelin bir kac yuz metre otesinde bulunan Help Club tum Guney Amerika’nin en buyuk kulubu imis. Gecenin erken saatleri kapisinda soyle bir turladik. Bolgenin ‘profesyonel’leri onlarca mini etekli cirkin kadin kapida dizilmis. Aynen geri donduk. Kadinlar icin Rio’da bir sey yok dedi Ayk. Sen oyle san Ayk efendi. Su dunyada her kadinin olmeden gormesi gereken bir sey varsa o da Brezilya’nin Capoeira danscilaridir (Ozellikle Plataforma´dakiler)! :)

Rio de Janeiro: Dunyanin en guzel sehri (mi?)

Topografik ozellikleri nedeniyle Rio gercekten cok guzel. Suyla bulusan yesil tepeler essiz manzaralar sunuyor. Guzellik yarismalarinin 90-60-90 guzelleri gibi ama, basta bu guzellige hayran olmamak mumkun degil. Ama sadece guzel olan her seye insanin ilgisinin kisa surede kaybolmasi gibi, bu guzellige de alisiyorsun ve bir sure sonra dahasini ariyorsun. Derinlik, siirsellik, tarih. Ne bileyim iste, ruh belki de. O ruhu ben bulamadim bu sehirde. Rio’yu da gordukten sonra emin oldugum sey, Istanbul kesinlikle dunyanin en guzeli. Ahh bir de agzina sicmasaydik carpik yapilasma ile.

Bir daha gelir miyim Rio de Janeiro’ya? Belki. Bir karnaval vakti.

20 Ekim, 2006

brezilya'daki afrika: salvador

Afrikali-Brezilya’nin 5 asirdir baskenti, Salvador da Bahia de Totos os Santos (Tum Azizler Korfezi’ndeki Salvador).

UNESCO’nun ‘kultur mirasi listesi’ne aldigi, Salvador’un tarihi bolgesi Pelourinho’da kaliyorum. Pelourinho bolgesi, zapt edilmesi guc asi kolelerin bir zamanlar kirbaclandigi meydandan almis adini. Pastel renkli binalarla cevrili bu meydanda simdi guzel cafeler, bol bol turist ve nese var. Tum bu turist cennetinin arka sokaklarinda ise yine sefalet. “Ne kadar siyahsan, o kadar fakirsin” kurali burada da yikilmisa benzemiyor. Turistleri banka gibi goren saticilar, resim cekme karsiligi 10$ istemeye utanmayan geleneksel beyaz giysileri icindeki Bahai kadinlari filan da var, ama gecelim onlari. Bunlar manzaranin tatsiz kisimlari.

Amazon turunda beni de iclerine alan Belcikali kiz arkadaslarimla bulustum Salvador’da. Kiz kiza geziyoruz. Ohh ne guzel. Yalnizlik dert olamaz gerci burada. Herkes 3 dakikada kuzu sarmasi.


En iyi arkadaslarim yine sokaktakiler; danscilar, perkusyoncular, saticilar, ressamlar. Aslinda bunlari da birbirinden ayirmak pek mumkun degil. Boncuk satan adam ansizin elindeki sopalari oraya buraya vurarak muzik yapiyor. Ressam beni kolumdan cekip dansa basliyor, café’deki garson yanik sesiyle kesinlikle Portekizce olmayan bir dilde sarkilar soyluyor. Oyle ki 2 gunun sonunda yolda karsilastigim her 5 insandan biriyle opuserek ilerler hale geldim.
Muzigin, dansin, askin dili konusuluyor burada. Portekizce ya da Ingilizce islemiyor.

Salvador’da her sey muzigin ritmine gore hareket ediyor. Her koseden fiskiran muzik dunyaya yeniden donusumu kutluyor.
Katiliyorum ben de bu coskuya. Akiyorum sokaklarda; bir o yana, bir bu yana… Rengarenk resimler, sokak orkestralari, Capoeira danscilari.

Bahia’lilarin kulturleri uzun sure yeraltinda gelismis. 1530’lardan sonra seker kamisi plantasyonlarinda calismak uzere bu topraklara getirilen Afrikali atalarini unutmamislar. Tum yasaklamalara ragmen, kulturlerini kusaktan kusaga aktararak yasatabilmisler (3,5 asirlik kolelik donemi icinde 12 milyon Afrikalinin bu bolgeye getirildigi tahmin ediliyor. Bunlarin 1 milyonunun daha kitaya varmadan yolda oldugu, kalanlarin ise cok agir calisma sartlari nedeniyle ortalama 8 yil yasadigi dusunuluyor).

Insanligin hikayesi ne kadar trajik, ne kadar vahsi, ne kadar acimasiz.

Dun gece bir dini torene katildim. 300 yil once kurulan bir grubun, Candomble toreni. Birkac ayri asamadan olusuyor toren. Ortada 50 kadar kadin, erkek. Belli ki toplulugun secilmis kisileri. Ozel kiyafetler icindeler. Kadinlar Bahia geleneksel giysileri giymisler; beyaz dantel kabarik elbise, belden ve gogus bolgesinden rengarenk cok kalin kusaklarla bagli. Saclarinda yine kiyafetleri ile uyumlu ortuler. Erkeklerde beyaz diz alti pantolan, beyaz tunik, ayaklar ciplak, kafalarinda beyaz bir takke.

Once halka halinde uzun sure dans ediyor ve sarki soyluyorlar. Perkusyon grubu onlara eslik ediyor. Sonra gayet torensel bir sekilde kocaman bir tepsi icinde (ortada dans eden tum grup uyeleri tepsinin bir kenarindan tutuyor) ortaya ozel bir yemek getiriyorlar. O dakikaya kadar benimle yanda oturan topluluk uyeleri yerlerinden kalkiyor, lapa halindeki yemekten bir avuc aliyor. Ortamdaki agir yemek kokusu, tepsiye dalan eller, avuclardan akan sumuk kivami yemek. Midem icin gercekten zor anlar…


Sonra grubun daha kidemli elemanlari kaliyor sahnede. Gozler kimisinde kapali, kimisinde sadece aklar gorunuyor, dudaklar buzulmus, cok tuhaf bir dans basliyor. Bir yandan donuyorlar ama bir yandan da cok tuhaf sekilde hareket ediyorlar. Anlatilana gore o sirada inandiklari tanrilarin ruhlari iclerine giriyor. Tarifi mumkun olmayan, kesinlikle akil kari da olmayan, bilincsizce yapiliyormus gibi gorunen hareketler…Uc bes dakika degil, neredeyse bir saat suruyor.

Bir ara bu bilincini yitirmis gibi gorunen kisiler disardan destekle ozel kiyafetler giyiyorlar. Muhtemelen hepsi baska bir tanriyi temsil ediyor. Birinin elinde balta, birinde kilic, birinde ayna, birinde puskul, biri Romalilara benziyor. Ben atmosferi daha iyi anlayabilmek icin sahnenin en onune konuclandigimdan, gozu kapali, elindekini sallaya sallaya dans eden kisiler tarafindan birkac kere balta ve kilicla bicilme tehlikesi atlatiyorum.

Ortamda yasli bir de kadin var, toplulugun lideri. Tahta benzer bir sandalyede salonun merkezine oturmus. Arada insanlar secdeye kapanir gibi liderin ayaklarina atiyorlar kendilerini. Ama makul bedensel hareketlerle degil, basbayagi kapaklanip bir sure cirpiniyorlar yerde. Sonra kadin bunlari kaldiriyor, sarilip opuyor. Toren sonunda tum cemaate yemek dagitiliyor. Bu cemaat 300 yil once kurulmus. Brezilya’da Candomble dinine inanan pek cok community’den biri sadece.

Candomble dininin kitabi yok, tek bir tanrisi yok, dini kurallari yok, toplumsal bir duzen olusturmaya calismiyor, degerleri saibeli. Buyuculuk ogeleri barindiriyor sanki. Felsefesinde pozitif dusunme, dogaya saygi, toplulugu kaynastirma, yaslilara hurmet filan varmis da, anlamadim ben pek bu isin felsefesini. Okudugum bir yazida Candomble dini soyle anlatiliyor: Avrupalilarin, Afrikalilarin ve biraz da yerlilerin tum ruhlari, azizleri ve tanrilari astral seviyede birbiriyle bulusmus ve Afro-Brezilyali bir din olan Candomble’yi olusturmus. 1970’lere karar yasak olan bu doga dininin tanrilari atesle, suyla, dogayla, nehirler ve ruzgarla baglantili.

Dun Rio de Janeiro’ya vardim. Turkiye’den Guney Amerika’ya 'bayram' geldi. Yasasin!!!

Ablam, arkadasimiz Burcin ve tatile gelen bir Turk kafilesi ile birlikteyim. Ozlemisim dedim memleketimi. Bir sure yasanacak kokos hayat da isin ayri guzelligi tabii:) Bakalim sosyetik Turkler arasinda 4 aydir ustumden cikmayan 4 t-shirt ve 2 pantolan ile ne sekil bir yer edinecegim. Asli hala bana kokos desin. Ustum basim delik ayol. Degistim ben diyorum. Anlasana:)

18 Ekim, 2006

brezilya seyahatinde bir an geldi ki...

Cok dusundum hikayenin bu bolumunu yazip yazmamayi. Gordugum sehirleri ya da tanidigim insanlarin hikayelerini paylasmaya benzemiyor. Aslinda bu da bir yolculuk hikayesi. Ote tarafa gidip donusumun hikayesi. Bedenim bana ihanet etti, olum korkusunu hayatimda ilk defa tum lezzetiyle tattim, dunyaya geri donus yaptim:)


Haftasonu icin Salvador’a hizli feribot ile 2 saat uzakliktaki Morro de Sao Paolo adasina gitmistim. Brezilya’nin en guzel plajlari listesinde adi gecen bir mekan. Nefis plaj filan efsane ama ada gercekten cok cici. Sabaha kadar suren plaj partileri, bana Bodrum’u animsatti. Buenos Aires’ten tatile gelen 5 Arjantinli genc de olaylarin disinda kalmamama yardimci oldu, sagolsunlar.

Adadan donuste 15 kisilik bir tekneye bindim, okyanus inanilmaz dalgali o gun. Ilk dakika itibariyle elimize posetleri tutusturdular. Deniz beni feci tutar. Mavi tur arkadaslarim iyi bilir bu durumu. Karadan biraz uzaklastigimiz her seyahatte bir drama yasamisligim vardir. Ama midem bulanir cok cok. Bu sefer baska.

Yola cikmamizin ustunden 5 dakika ya gecti, ya gecmedi. Midemden baslayan bir uyusma hali, hizla tum vucuduma yayildi. Oyle ki birkac dakika icinde yuzum, ellerim, bacaklarim kasildi. Felc olmusum gibi. Nefes alamiyormusum gibi. Olecekmisim gibi. Yuzumu oynatamiyorum, ellerim kilit. Aglayamiyorum bile. Sadece bildigim tum dillerde “bana yardim et tanrim” diyorum. “Tanrim bana yardim et”. Insanlara da “bana bisey oluyor, normal degil, yardim edin” diye yalvariyorum. Hayatimda bu kadar zayif bir pozisyona dustugumu hatirlamiyorum. Sarhos bile olamam ben. Hani olur da maymun pozisyonuna duserim diye.

O sira aklimdan bin dusunce geciyor. “Bu mudur hakettigim son? Dunyanin ote tarafinda, sevdiklerimden uzak, aklimda hala yanitlanmamis bin cesit soru, kimseye bir faydam dokunmamis, bir iz birakmisligim yok, boyle mi olecektim?”

Az biraz medikal bilgimle hesaplar yapiyorum, ihtimalleri tartiyorum (Olurken bile kafa calisiyor, bakiniz): Gunes carpmis olabilir, zehirlenmis olabilirim. Belki de deniz tutacak korkusuyla hayatimin ilk panik atagini deneyimliyorumdur vs. Insan nefes alamazsa kac dakika yasayabilir? 3 dakika miydi neydi, az kaldi sanirim 3 dakikanin bitmesine. Haha. Buraya kadarmis.

O dakika teknenin tek murettebati kusmakla mesgul, hala ayakta kalabilen birkac yolcu yardima geliyor. Kilitlenen ellerime masajlar yapiyorlar. Bir yandan da surekli benimle konusuyorlar. Duzeldim sanki… Hoooppp… Bi daha. Bunu atlatmam vallahi mumkun degil. Yolculuk boyunca ipod sayesinde benimle olan Atila Ilhan’in sesi kulagimda yankilaniyor sanki. Surekli An Gelir siirini okuyorum icimden.

...

kubbelerde uğuldar bâkî
çeşmelerden akar sinan
an gelir
-lâ ilâhe illallah-
kanunî süleyman ölür.

...

Az kaldi benim o son anima. Guzellikle anlamadim, bu sefer de Tanri bana sopayi gosteriyor.

Yolculuk, 2 elim yandaki yolcularin elleri arasinda, bitti sonunda. Benim disimdaki yolcularin kusma ortalamasi 3. Kusmaktan yere yapisanlar, yari baygin yatanlar… Ben olumle savastigim icin o sirada, kusacak firsati bulamadim sanirim. En komigi elimi tutan eller bi sure cekiliyor, el sahibi bi kusup geliyor, sonra biraktigi yerden gorevine devam ediyor. Yamulan yuzum ve yalvarislarim onlari da olume yakin olduguma inandirmis olmali:)

Benim kadar kontrol budalasi, guc saplantili, en yakinlarindan bile yardim isteyemeyen, zayifligini gosteremeyen bir manyaga iyi oldu bu hikaye. Hic tanimadigim insanlara yalvardim, yakardim. Bi rahatladim. 10 yil daha bu gazla, tam kontrol yola devam edebilirim.
Golgeleriiiinnn gucu adinaaaaa…

Cok zor anlardi, su dakika o duyguyla anlatmak mumkun degil. Otele gidince bir de otel sahibi yakisikli Andre’ye bir saat kadar agladim. “Oluyordum, hooo” diye. Yurdumda olsa coktan bagra filan basilmis, sevkatle sarmalanmistim. Su verdi, kalpsiz cocuk!:)

Arkadaslarimdan fazla gecmez, yine bir yorum gelir. “Ah gecmis olsun Ozlem’cim. Ama kotuye bisey olmaz, di mi? Hehe.”

Olmuyormus harbi. Bakin hala domuz gibiyim. Yokladim ote tarafi, ama dondum yine. Yasadigim her deneyim bana yeni bir kapi aciyor. Acilari bile sahiplenmek, bir mana cikarmak ne guzel bir bakis acisiymis.

Tekneden yeni kankalarimla (malum dakikalarca el ele tutustuk) sarilip opuserek, tam anlamiyla helalleserek ayrildim. Hala yazistigim insanlar kazandim. Bende her meziyet yoksa bile, vefa kesinlikle olan bir meziyet.

Şu mini okyanus yolculugu, icten ice hayalledigim Antarktika cruise seyahatinden vazgecmeme sebep olacak gibi. Dunyada basilmadik toprak kalsa da olur (di mi?).

12 Ekim, 2006

amazon, brezilya'da maceraya devam

'Kendime yeni bir ben lazim` mucadelesinde, bocek sinavi en onemli sinavlardan biri. Suralara kadar geldik, Amazon gormeden donecek degiliz. Ormansa orman, bocekse bocek. Yani dis sesim boyle diyor da, ic sesim `naneyi yedin kizim` diyor. Aklimi kacirmanin esigine gidecegime eminim neredeyse.

Bu duygularla ciktim yola. Buldugum, umdugum ya da sandigim degildi. Carpici Canaima gezisinden sonra, aldigim 3 gunluk Amazon turu beni kesmedi acikcasi. Bunye otesini istedi, aradi. Amazon ormanlarinin derinleri gercekten baska bir dunya olmali. Hala Indianlarin yuzlerce yil oncesindeki hayatlarini yasadigi, bin kusur yasindaki dev agaclarin, binin uzerinde kus cesidinin, vahsi doganin tum cesitliligi ile var oldugu bambaska bir dunya... Ama gercek Amazon ile tanismak icin minimum 15 gunluk bir tura katilmak gerekiyor. En sahanesini ben yasadim diye atip tutacak degilim. Vatandas gelip 3 ay ormanda kaliyormus. Biz `ucundan acik` gorduk, baktik tadina. Eni topu olayimiz budur. Haliyle bir devrim de olmadi hayatimda. Ne kadar ekmek, o kadar kofte.

Gezimin pek kisa ozeti sudur;

Piranha tutma girisimleri (ben ancak zottirigot bir balik yakalayabildim), gece timsah avi (yavrusuna denk geldik, hatta ben biraz mincikladim da hayvani. Cok akil kari degilmis, sonra kolsuz cok adam gordum ormanda), nehirin uzerindeki kampta konaklama (Anaconda Lodge), koy ziyareti, aksamlari yeni arkadaslar ile caipirinha yuvarlama (en populer Brezilya ickisi), 250 dolar kadar soyulma, 4 saatlik jungle yuruyusu.

Ormanda hayatta kalmak icin ormani tanimak lazim. Rehberimiz Ruben, elindeki dev bicagi bir o yana, bir bu yana carpa carpa gidiyor. Her agacta baska bir numara. Kimisini kesiyor, suyunu iciyorsun (Insanlar ormanda gunlerce susuz bu sayede yasayabilir). Kiminin dis yuzeyini yakiyor, ozellikle gece kamplarinda yabani hayvanlarin ve boceklerin gelmesini engelliyorsun. Aydinlatma ek fonksiyonu da cabasi. Kimisinin retinesi sifali, kimisinin dalini sigara gibi iciyorsun kurutup.

Doga inanilmaz. Doga buyuleyici. Modern insanin bitmek bilmez bunalimi, sehir hayati sanirim. Bize ait olmayan, insan eli bir hayatin icine hapis, bayat trajedilerle omur geciyor.

Not: Tum GA´nin en Afrikali sehri Salvador´a ulastim, ilk firsatta yazacagim.

brezilya'ya yolculuk: 'her yerde kar var'

Hayatimdan insanlar akiyor. Her insan ayri bir ulke. Ve her ulkede kar diz boyu aslinda.

Uzun yolculuklarda her gun elde harita oradan oraya kosmak yok. Bol muhabbet var (En azindan benim icin). Bol hikaye var. Gunlerce hostelden cikmayan gezginler gordum, TV odasinda oyle takiliyorlar.

Sadece son 2 gunden size ornek vereyim, ne cesit insanlara denk geldigime dair fikriniz olsun.

Joann; Amerikali, 64 yasinda, backpacker. Son 13 senedir yilin 8 ayini seyahat ederek geciriyor. 100'un uzerinde ulke gormus. 2 kere evlenip bosanmis. 50'sinden sonra nisanlandigi adami Tahiti'de birlikte tatil yaparlarken kaybetmis bir kaza sonucu. Konuskan bir kadin. Turkiye'yi cok seviyor. Turkiye'deyken bir adamla flortlesmis, adam israr etmis o gece birlikte olmalari icin. Yok demis. Ama sanki biraz pisman simdi. Yahu, bu isin bir final yasi yok mu? Yani olene kadar mi mokoko?

Gozumun onune 54'unde hayata noktayi koyan anneannem geliyor. Tonton anneannem, bazen camin onunde sokaktan gecenleri izliyor, bazen torunlara kazak oruyor. Sirtta canta, yilin 8 ayi, hostellerde yasamak. Bir de arada erkeklerle tanismak, opusmek filan. Hops, noluyoruz?

Adini hatirlayamadigim Gana'li adam; Haliyle zenci, 48 yasinda. Cok yer gezmis, degisik ulkerde yasamis son 19 yil boyunca. Gana´daki denizcilik enstitusunde hocaymis, simdi hostelde calisiyor. Ek isi de el altindan kokain satmak (Turist fiyati: 3-4 gr, 30 dolar, ne demekse. Ama kendileri cok daha ucuza kapatiyor kesin. Soylenene gore ergenlerin %95´i burada kokain kullaniyor).

Ayni zamanda oda arkadasim oluyor kendisi. Her nasil olduysa dormitory denen yerde sadece ikimiz kalacagiz bu gece. Su dakika odada, insallah uyuyor. O uykunun derinliklerine dalmadan odaya girmeye hic niyetim yok. Benimle ilgili niyeti kesinlikle bozuk. Vaktiyle evlendigi Turk kadin iyi bir izlenim birakmis olmali.

Neredeyse kimseye deger vermiyor. Deger verdigi tek sey baska bir ulkede yasayan, evlilik disi dogmus, 5 yasindaki oglu. Turk kadindan olma kizi ama, listede yok.

Juan Luis; 35 yasinda, pek cok dil konusuyor, buradaki rehberlerden biri. Amazon turundan sonra sehire donup kaybolan paramin pesine dusunce ve acentalardan hirsiz muamelesi gorunce sinirim bozuldu ve biraz gozyasi doktum o gun. Acentada ucak bileti kestirmekle mesguldum o dakika, her nasilsa gozyaslarim suzulmeye basladi. Sasirtici bir andi hepimiz icin. Daha sasirtici olan Juan´in da o dakika gozyasi akitmasi.

Iki hafta once 5 yasindaki kizini kaybetmis Juan, kalp buyumesi yuzunden. Soyledigi bunu soyleyebildigi 2. kisiyim. Uc gun sonra ogrenmis kizinin vefatini. Eski sevgilisi muhtemel yeterince para yardimi yapmadigi vs icin bunu sucluyor, haber bile vermeye gerek gormemis. Juan simdilerde Rio´ya girmeye hazirlaniyor, annesine torununu kaybettigini yuz yuze soyleyebilmek icin. Ama cebinde parasi olmadigindan eski Japon bir musterisinden yardim istemis (Burada insanlar gunluk yasiyor; ertesi gunun yemek parasi bile cogunlukla ceplerinde yok. Agustos bocekleri gibiler. Para varsa yemek, icki, uyusturucu, kadin. Yoksa bekle, bi yerden gelir yarin). O parayi bekliyor simdi.

Buradaki iliskiler super boktan oldugu, muhtemel kendisi de pek de duzgun/guvenilir bir kisilik olmadigindan buradan para bulamiyor. Japonya´dan otobus bileti parasi gelmesi gercekten trajik. Birlikte agliyoruz bir sure. Otesi yok. Hayat devam ediyor.

Daniel; 44 yasinda, Brezilya`nin yerlilerinden biri. Gunduzleri 6 dil, gece kafayi cekince 12 ayri dil konusabiliyor. Felegin gercek anlamda cemberinden gecmis. 14 yasinda kabilesinin yasadigi koyu terketmis. O dakikaya kadar Brezilya´da bile sehir gormuslugu yokken, bir kargo gemisine gizlice girerek Londra´ya gitmis. 6 yil orada, uzun sure Norvec´te yasamis. 45 ulke gezmis, simdi rehber ve 3 ayri ulkenin vatandasi. Iki sene Norvec´te hapis yatmis. Hayatla kavgasi yok artik.

Insanlarin hayata tutunma cabalari cok etkiliyor beni. Goze aldiklari seyler inanilir gibi degil. Yillardan ve yollardan sonra gelinen noktanin, tekrar ilk nokta -ormanlarda basit yasam- olmasi ise dusundurucu.