10 Ağustos, 2009

geçmişe yolculuk

Memur bir anne babanın 2. çocuğu olarak Elazığ'da doğmuşum ben. Hanya ve Konya'ya o aralar hiç merakım yokmuş; anamın karnından çıkmamak için elimden geldiğince kasmışım. On gün gecikince doğumum, doktor 'bol bol yürüyün' demiş anneme. Öyle bir yürüyüş anında, "inecek varr!" diye tutturmuş, hastaneden daha yakın olan doktorun evine kadar ancak durmuşum. Beş dakika daha dayanamasam, dünyadaki ilk anımda asfalta düşüp kafayı gözü yarıyormuşum.

Akacak kan yerinde durmaz.

Henüz kırkım çıkmamışmış... Kundağa sarıp, çift kişilik yatağın ortasına koymuşlar beni. Zıplaya sürüne hareket etmeyi başarmış ve yere çakılmışım. Burnumu, o yatağın altında bırakmış ama kundakla paket yapılmaktan sonsuza dek kurtulmuşum. O yüzden burnum hafif yamuktur. Helali hoş olsun! Zincirleri kırmak adına akıttığım son kan, o kan değildir.

Kıskanmış Abla Pansiyon varlığımı... Dört yaşına varana dek yediğim dayak kanıma dokunmuş ki, direnişi geçmek için bir self-motivasyon sloganı uydurmuşum: 'Derbeler çömlükteeen!'.. Ne alaka diye sormayın, o sıralar yüz kelimeyle ancak konuşuyordum:) Yaşı ve boyu benim iki katım olan ablamın, ben karşı atağa geçtiğiminde kendini banyoya kilitlediği kareler silik de olsa gelir gözümün önüne, hala kıskıs gülerim.

Babam İÜ'de kadro bulunca, Elazığ'dan Kanlıca'ya taşındık. Bende oldu yaş, 3. Annemin öğretmenlik yaptığı Sedat Simavi İlkokulu'nun anasınıfında başlayan öğrencilik, sene 1980'de Avcılar'a taşınınca biz, bu sefer annemin sınıfında devam etti. Avcılar İlkokulu 1C sınıfında...
O yıllar Bakırköy'den batıdaki İstanbul kıyı semtlerinde yazları çadır kampları kurulur, kışları toplasan 5-10 bin kişi yaşardı. Yürüyerek 10 dakikada denize iner, on dakikada E5 yanındaki okulumuza çıkardık. Yokluğun ne olduğunu bilen, yaşam mücadelesi derdine düşmüş -işçi, memur, en iyi olasılıkla esnaf - ailelerin, çamurda top oynayarak büyüyen çocuklarıydık.
Lastik ayakkabılarla okula gittik; çünkü bayramdan bayrama alınan ayakkabılarımız Avcılar'ın dize kadar çamur toprak yollarında eskitilemeyecek kadar değerliydi hepimiz için. Dokuzuncu kattan atlayabildiğini bildiğimiz süper kahraman Bruce Lee'nin, filmini hiç izleyememiş hayranlarıydık. Kimse bizden çok şey bekleyemezdi. Çünkü kimse bize fazla şey vermemişti... Kelimelerden başka...
Nereden aklına geldi şimdi bu hikayeler diyorsanız, söyleyeyim. Mezun olduğumuz 1985 yılından sonra neredeyse çoğunu hiç görmediğim ilkokul arkadaşlarımla bugün Avcılar'da buluştum; Ali, Aslı, Ayşen, Ozan, Ömer, Rana ve Temel. Bazılarının eşleri ve çocukları da vardı. yanlarında. Kimimiz saçları bırakmış ardında, kimimiz çekingenliğini :)
Aslında bu buluşma fikri, Hüseyin'in facebook'tan yolladığı mesajla başladı: "Sevgili öğretmenimin yıllar önce bizlere anlattığı pilot öğrencisiyle ilgili anısını unutamadığımdan olsa gerek gerek, pilot oldum. Kalbime ilk uçma ve pilotluk aşkını düşüren öğretmenime selamlar".

Öğretmenimiz, annem, Fatma Işık Yücel... Ne güzel çocuklar yetiştirmiş!

Öğretmen çocukluğu zordur. Her öğretmen çocuğu biraz eksik, biraz kırıktır. Sizden çalınmış zamanın nereye gittiğini, niye gittiğini tam anlamaz çocuk kalbiniz. Sonra an gelir, yıllar geçer, o zamanın mahsulü çocuklar büyümüş olarak çıkar karşınıza; vaktiyle kelimeden başka şeyi olmayan, çamurlu yollardaki diğer kırık çocuklar... Bugün 'güzel anne babalara', 'hayatta kaybolmamış, üretken insanlar'a dönüşmüş olarak... Sevinirsiniz.
Bugün annem kadar benim için de özel bir gündü. Unuttuğum zamanlara, unuttuğum hayatlara, çocukluğumun geçtiği topraklara yolculuk ettim.

Kimse kelimeleri küçümsemesin.
Başka şeyin olmadığı topraklarda, kelimeler çok değerlidir!

3 yorum:

Ali Saglam dedi ki...

Teşekkür ederiz.

Ben Rana'ya teşekkür ediyorum, o da Özlem'e teşekkür etmek lazım diyor.

Galiba gelme fırsatı bulamayan Hüseyin'e teşekkür etmeli :)

Harika bir gündü.

Rana dedi ki...

Tekrar tekrar teşekkürler herkese.

Gelene, gelemeyene, sebep olana, hatta haberi dahi olamayanlara :)
Çünkü birikmiş anılarımızda hepimiz varız.

Ama en çok öğretmenime, canım öretmenime teşekkür ediyorum. 24 sene geçse bile, unutulmayacak sevgiler ektiği için kalbimize.

eylemkaftan dedi ki...

siyah önlükler giyen çocukların zamanından kalmayız. kelimelerin değerini hiç küçümsemedik. bugünden genesis anını yorumlaman çok hoş. hatırlamadığın ama belki genlerine nüfuz etmiş o anı sihirli gerçekçi masal gibi anlatmışsın. sende zaten hep vardı. özlem pansiyon mizahı. hem şakacı, hem şiirsel!
your laughter makes my day!