13 Eylül, 2011

kore seyahati (2): seul'de gece hayatı

Yolları sevdiğim kadar, geceleri de severim. İnsanların olduğu kadar, şehirlerin de geceleri ortaya çıkan yüzlerini merak ederim.

Gündüz göremeyeceğiniz insanlar ve insanlık halleri, havanın kararmasıyla dökülür sokaklara. Normalde merhabalaşmayacak kişiler; genci, yaşlısı, kadını, erkeği, eşcinseli, zengini, fakiri, hayatın sillesini yiyeni, çapkını, çömezi, fahişesi, torbacısı, mafyası, gündelik hayattan sıkılanı, yalnızı, bıkmışı, macera ve eğlence arayanı, avcısı, av olmaya can atanı, şair ruhlusu, tutunamayanı, dertlisi, meraklısı, akşamcısı... gecelerde buluşur. Geceler sürprizlere gebedir. Gecenin karanlığında ara renkler, ilginç hikayeler çıkar ortaya. Bir insanı olduğu gibi, bir şehri tanımak için de en ideal zaman, gecelerdir bana göre.

Seul 10 milyonun üzerindeki nüfusuyla 24 saatin dolu dolu yaşandığı, inanılmaz dinamik bir şehir. Muadilleri dünya üzerinde ancak New York, İstanbul, Tokyo gibi metropoller olabilir.

Gece hayatı açısından da Seul'ün kendine münhasır bir şehir olduğunu hemen belirteyim. Başkentte kaldığımız 7 gün boyunca, önümüze çıkan eğlence mekanlarına ara ara daldık. Şehrin kalanı nasıldır emin değilim ama otelimizin olduğu Sincheon bölgesi, zabaha kadar eğlenceenin yaşandığı bir yerdi. Akşamları otelimize yürürken caddenin ortasına düşüp uyuyanını da gördük, sırtta taşınanını da, nara atanını da... Sadece kızların çalıştığı Zen Bar'da (biz dışında kadın müşteri gece boyunca girmedi mekana) 'yan masadan yollanan' biraları da içtik, sadece oğlanların çalıştığı Crazy Wine Bar'da (orada da müşterilerin %90'ı kadındı) Oppaaa diye bağırıp barmenlerin üstüne atlayan kızlarla dans da ettik. Yine de en ilginci sanırım Night Club deneyimiydi.

Sokakta aheste aheste yürürken, kapısında hükümet gibi bi adamın dikildiği bir gece kulübü dikkatimizi çekti. İçerde ne varmış bir bakalım diye kafayı sokmamızla olaylar kontrolden çıktı. Anında 5 garsonun kafa kola almasıyla kendimizi en ön masaya kurulmuş ve zorla 35 bin won'u ödüyor bulduk. Hemen önümüzde bir sahne; çıtır bir kız grubu şarkı söyleyip dans ediyor. Yanımızda bir pist; 20'den 60'a her yaştan insan dans ediyor. Ardımızda 2 kapı; orada ne işler döndüğünü ise Tanrı biliyor:) Atmosfer -bir benzetme yapacaksak- bizdeki düğün salonlarına benziyordu en çok.

35 bin won'umuza karşılık (yaklaşık 35 dolar- ki 60 bin won'dan başlayan set menüler içinde en ucuz seçenek oydu ve ne sipariş ettiğimize dair en ufak bir fikrimiz yoktu) masaya 3 bira, bi patlamış mısır kasesi, 2 dondurma ve bir meyve tabağı geldi. İlginç bir menü !

Masaya oturalı 3 dakika olmamıştı ki, kesinlikle çözemediğimiz, gizemli ve rahatsızlık verici bir iletişim (doğrusu iletişememe) süreci başladı. Önce bir garson geldi, sonra ikincisi. Bizi elimizden kolumuzdan tutup bir yerlere götürmeye çalışıyorlar. Ortamda İngilizce konuşan bir insan olmadığı için dertlerini anlamıyoruz. Masayı mı taşımalıyız? Bir şey mi sipariş etmeliyiz? Derdiniz ne? Sonra 3. garson geldi, ardından 4.sü. Arada 2-3 garson eş zamanlı olarak çekiştiriyor bizi. Çekiştirmek kelimesini kullanıyorsam, emin olunuz ki tam olarak çekiştirildiğimiz içindir! Bu arada pistte dans eden 45-50 yaşlarında 2 teyze bize sürekli el ediyor, haydi siz de piste gelin kızlarr manasında:) Yanımızdan, arada, bir kadını kapalı kapıya doğru sürükleyen bir adam geçiyor, giden dönmüyor.

Ortam feci şekilde garipti. Kapalı kapılar ardında dönenlerle ilgili fantaziler üretmeye başladık. Anladık mekanda bi yanlış var ama o yanlış ne? Huzursuzluk içimizi sardı. Ne oluyoo uleynn?? Azimle kalkmadık ama masadan. 35 bin won para vermişiz; meyve tabağımız filan var hani . Ödediğimizin karşılığını almadan gitmeye ya da masamızı taşıtmaya hiç niyetimiz yok! Mekanın tüm garsonları (tahminen 8-10 kişi) masamıza gelip sıralarını savınca, bu sefer takım elbiseli adamlar bir şeyler anlatmayı denedi. Bizde tavır kesin ve net; hiçbir yere gitmiyoruz! Bu mücadele yarım saat kadar sürdü. Sonunda dedim "Yonç, dayanamıyorum, bakıcam kapının ardında ne var?" Gözü karartıp araladım kapıyı: Karaoke makinaları! Allah sizi bildiği gibi yapsın. Şansımızı fazla zorlamadık, hemen ayrıldık.

Jeju Ada'sındaki rehberimizle konuştuktan sonra o gece bir çeşit pavyona düştüğümüze karar verdik. Kore'de pavyon olayının raconu 'bir erkek davet edince, garsonun kızı o masaya götürmesi' imiş. Kore'de konsomatris muamelesi görmüş olabiliriz:)

Night Club'da çekiştirilmeye müsade etsek varacağımız yer karaoke odası mıydı emin değilim hala ama, sanırım düzgün bir norebang gecesi yaşamak kaderimizde vardı.

Hamamdan dönerken:) tanıştığımız Koreli Hong kardeşlerin karaoke performansları huzurlarınızda!


6 yorum :

tarih84 dedi ki...

koptum yaa hong kardeşler diyince aha the greatest love yazar ve yönetmenleri mi dedim:) ama yine de iyi cesaret sonuçta o karaoke mekanları da kapalı kapılar ardında:) ahh pavyon mu onların erylence kültürü toptan pavyon yok böyle bir olay, tamam koreli çekik eşim olsun isterim ama adam iş toplantısı dicek karaokeye gidecek meze yanında kadın ikram edilecek bizden çok çok uzak bir kültür. off

yonc dedi ki...

Özlem hanım çok eksik yazmışsınız. 2PM konseri, sokak soju barları,restoranlar,yemekler ve metro maceralarını bekliyoruz

Griffith dedi ki...

Ben biliyom o pavyonu. Karaoke mafyası oranın sahibi.

Hogîreki dedi ki...

giriş " cehenneme övgüde "n geliba :)

OzlemPansiyon dedi ki...

@tarih84; korede aile isimleri 2 elin parmakları kadar. bu konuyu yakında açacağım.

@yonç; eksikleri tamamlasana canım, ben yetişemiyorum.

@griffith; sana verecek bi yanıt bulamadım:) ses çıkardığın için teşekkür edeyim en iyisi:)

@hogireki; aklın yolu bir diyelim:)

mydestiny dedi ki...

Merhaba,

Blogu sonra da Kore Seyehati yazı dizisini keşfedince nasıl sevindim(aynı zamanda nasıl kıskandım!) anlatamam:)

Yazıyı okuyunca, (pavyon/karaoke bölümünü) ben olsam feci tırsardım heralde dedim:) Gayet cool davranmışsınız! :)

Hemen diğer yazıya geçiyorum, umarım o yazı daha uzundur :P

Ellerine sağlık^^