afrika etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
afrika etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

15 Aralık, 2008

fotoğraflarla güney afrika

Bayram, yol demektir benim için (ya da yol, bayram demek). Bu bayram da gelenek bozulmadı, ben yine yollardaydım.

Soğuktan kaçtım, ekvatoru aştım, Mandela’nın sıcak ülkesinde türlü maceralara göçtüm...
Yıllardır izlediğim onlarca film ile kalbimde yer etmiş olan Soweto'da dolaştım...
Lion Park'ta yavru aslanları, zürafaları sevdim. Lesedi'de kabilelerle kaynaştım...
GA'nın Las Sun City'sinde dalgalarla oynaştım...
Edeni'de hayvanlar alemine yaklaştım...
Ümit Burnu’nda, bir kez daha el salladım Antarktika’ya...
Dumanlı Cape Town'da şarap içtim, tembel tembel dolaştım.


Soweto'nun Teneke Evleri ve Kıvırcık Bebeleri...

Gölgelerin gücü adınaaa!... Güç ben de artıkkk!!!... Lesedi'de 4 ayrı kabile bir arada yaşıyor, her kabilenin dili, evleri, kıyafetleri ve dansları birbirinden farklı. Günde 2 kez gruplar içeriye alınıyor; köyler tek tek gezdiriliyor. İsteyenler köyde konaklayabiliyor.

Ülkenin kuzeyindeki Edeni Private Reserve, Kruger Park yakınları...

Big Five'ın peşindeyiz... Safariye günde 2 kez çıkılıyor; sabah 5 ve öğleden sonra 4'te. Her tur 3-4 saat sürüyor. Sabahın 5'inde en az gece kadar kara olan Johanness kapıdan dalıyor ve bağırıyor: "Good morninnng! Wake up calll" Uyandırma servisinin böylesi!... Sıkıysa uyanma:)

Varan 1.... Gergedan!

Varan 2.... Bufalo!... Hayvan biraz ters mi bakıyor ne?

Varan 3... Ormanların Kralı Aslaann!... Günün neredeyse 20 saatini uyuyarak geçiren kral, 50 kere de çiftleşebilirmiş. Bu fotoğraftan 2 dk sonra utanmaz amca zevcesini dürttü; biz ne oluyor hişşt, hoopp demeye kalmadan bitti olay.

Varan 4... Beşlinin en seksisi ! Ağaç dallarında yalnız takılan kedi, leopar !

5'te 5 yapmadan dönmeemmmm!.. Varan 5... Fiiiil !.. Hortumuyla ağaçları kökünden söken heybetli filleri bulmak en zoru oldu desem, bilmem inanır mısınız?

Bunlar da safarinin bonusu: Çita ailesi...

İdeal safari sezonu olmamasına rağmen şans bizimleydi; insanların günlerce izini sürdüğü big five'ı ve daha nice hayvanı (zürafa, zebra, impala, su aygırı, börtü böcek ve kuşlar) doğal ortamında gördük. Bir anda hayatımız National Geographic belgesellerine döndü.

Cape Town- Waterfront ve Masa Dağı

Seyahatin son aşamasında ülkenin kuzeyinden en güneyine, Cape Town'a uçtuk. Kimi insana göre 'dünyanın en güzel şehri' olan Cape Town -beklentimin yüksekliğinden mi, şımarıklığımdan mı bilinmez- biraz hayal kırıklığına uğrattı beni. Acun Firarda'dan kalmış en çok aklımda, sabaha kadar süren Long Street eğlenceleri... Muhtemel hafta içi olmasının etkisi, mekanlar sinek avlıyordu. Alemlere akacağımızdan değil, ününü haklı çıkaracak bir sebep aradığımdan dolandım. Orada da bir şey bulamadım.

Cape Town kürekçileri... Dumanlı Masa Dağı yine kaybolmuş.

Afrikan Rivierası, Ümit Burnu yolunda...

Başka bir kıtanın ucunda...


GA'da turizmcilik yapan Ahmet Bey ve Didem Hanım'a buradan teşekkür etmemek olmaz (Adventures Across Africa & Safarilux). Az zamana bunca şeyi, destekleri olmadan sığdıramazdık.

29 Aralık, 2007

özlem'in fas koşusu

Yine koşarak yaşıyorum. İş kadını Özlem toplantıdan toplantıya koşuyor. Ekmek aslanın ağzında, değirmen kolay dönmüyor, bu ülkede para kolay kazanılmıyor. Bazen akşama kadar hiç tuvalete gitmemiş oluyorum, yemek söyleyecek vaktim olmadığından yemek söyleyebilenlerin ekmeklerinden tırtıklıyorum. Vakit durma vakti değil. Gelecek yaratmaya çalışıyorum. Pansiyon Özlem arkadaşları arasında koşup duruyor. Çok emek harcandı bu ilişkilere. Çok gönül kondu, çok beklenti doğdu. Birilerinin hayatında önemli olmak ve öyle kalabilmek her babayiğidin harcı değil. Ağır işçilik gibi. Koş Özlem, koş. Özlem sevdikleri değersiz hissetmesin diye gücü yettiğinde koşuyor aralarında. Gezgin Özlem var bir de. Bağlasan duramıyor. Bulduğu 2 günden uzun her tatilde o mevsimden bu mevsime, o kıtadan şu kıtaya, o uçaktan bu uçağa koşup duruyor.


Böyle bir trafik içinde zaman yaratıldı, Fas'a koşuldu. 3 gün Marrakesh'te ve bir gün Atlas Okyanusu kıyısındaki güzel sayfiye şehri Essaouira'da tomarla şey yaşandı. Ne komik! Döneli sadece 5 gün oldu. Çektiğim milyon resim orada olduğumun ve bir sürü yeni şey yaşadığımın delili. Neden duygusu yok şimdi?

Koşmaktan yorgun bedenim hastalandı. Ateş 38, öksürüp duruyorum. İki saat sonra yine uyumadan Kars'a yolcuyum. Değer verdiğim insanlar çağırdı, Çıldır Gölü çağırdı, donmuş gölde balık tutma fantazisi çağırdı. Gidiyorum. Ama bu da son olsun! Artık koşmak istemiyorum.

18 Aralık, 2007

as time goes by

you must remember this / a kiss is just a kiss / a sigh is still a sigh

Fas denince tabii ki akla gelen ilk şey Casablanca filmi ve Sam'in tekrar tekrar çaldığı "As Time Goes By" şarkısı. Birazdan Pansiyon Kazablanka'ya uçuyor. Ama asıl seyahat Marakeş'e. Okurun Venezuela seyahatimden hatırlayacağı çılgın arkadaşım Ayşıl ile.

Haluk Bey mesaj atmış, nereye kadar gezeceğimi sormuş. "Yorulana, sıkılana, tüketene, yolları bitirene veya ölene kadar herhalde" dedim yanıtta. Her seyahate kalbim kıpır kıpır çıkıyorum sanmayın. Biraz önce bin ton işi bıraktım şirkette, yol yorgunu bir savaşa döneceğim 5 gün sonra. Ben de biliyorum kalsam, yuvarlansam, tembellik yapsam, kankalarla sabah akşam görüşsem, konuşsam... Özeniyorum bazen dünyası küçük ve elindekiyle mutlu insanlara. Üç kuruş kenara atabileydim, ev bark sahibi olabileydim, az ama öz insanlarla bir ömür geçirebileydim. Ama o zaman ben ben olmazdım. O yüzden yollardayım yine. Sürprizler için. 'Yeni'ler için.

17 Ekim, 2007

yavaş yavaş hasan şaş, mısır

Dünyanın en eski medeniyetlerinden birine, Mısır'a yolcuydum bu kez. Kültür turizmi için değil, yaklaşan kış öncesi kemikleri son kez ısıtma şansını kullanmak için.


Sina Yarımadası'nın en güney şehri, son yıllarda da Türk turistler için Antalya kadar "bizim" hale gelmiş Sharm El Sheikh'te bayram tatili vesilesiyle Kızıl Deniz'in tadını çıkarmak için... Bir de Afrika'ya ayak basmış olmak için tabii (Gerçi Süveyş Kanalı ile suni yollarla da olsa Sina Yarımadası ana kıtadan ayrılmış durumda ama haritalar bölgeyi Afrika içinde gösteriyor. Yani ben hala Afrika'ya ayak basıp basmadığı şüpheli olan zavallı bir gezginim).



"Barış Şehri" Sharm El Sheikh Mısır'ın Antalyası. Vaktiyle Israil'e bağlı olan şehir bu sayede alt yapıyı sağlam kurmuş. Çoğu yüksek yıldızlı yüzlerce otel ile Avrupa'dan Italyan, Ingiliz, Türk ve Rus turistlerin akınına uğruyor.

Her ne kadar Barış Şehri dense de Sharm'da herhangi bir şekilde Mısırlılar ile barış içinde konuşmam mümkün değil. Dünya üzerinde beni bu kadar rahatsız eden başka bir millet insanıyla tanışmadım açıkçası. Değişik dillerde "hey yavrum" tadında bir hitapla başlayan muhabbet, Türklüğümüzün anlaşılması sonucu "yavaş yavaş Hasan Şaş" esprisiyle devam ediyor (bi kıçı kırık esprinin bu kadar millileşmesi, yaygınlaşması ve her karşılaşılan Türk'e prim yapacağı umuduyla milyon kez tekrarlanması akıl alır gibi değil. Aklımı koru Tanrım!) ve sonunda ilan-ı aşk eşliğinde elleme ya da öpme çabalaması.




Şehrin kaosu ve cüretkar erkeklerinden kaçınca yapacak çok şey var ama. Bir yanımız çöl... bir yanımız deniz. Her zaman olduğu gibi huzuru doğada buluyorum.

Pek çok ilki yaşadım Mısır'da... Çölde ATV ile safariye çıktım, Bedevi çadırında takıldım, deveye bindim.

Gelelim asıl meseleye... Tüm acısına, sancısına, tacizcisine, bitmeyen kabus alış veriş pazarlıkları ve pazarlık yorgunluklarına rağmen Sharm'da öyle bir deniz var ki her şeye fazlasıyla değer.


Vaktim ve param olsa her ay 3-4 günlüğüne oraya gider ve karanın bende açtığı yaraları denizde, daha doğrusu deniz altında silerdim. O kadar yani. O kadar güzel. O kadar başka. O kadar şiirsel... Binlerce balık, mercan, deniz bitkisi... Kesinlikle başka bir dünya. Acaba dedim rengarenk balıkların arasında yüzerken, yatay yolculukları bırakıp dikey yolculuklara mı geçmeli?

Dünyanın en meşhur deniz altı ulusal parklarından Ras Muhammed'e tekne turu alıyoruz. Şnorkel ile yüzmek yeterince harika, ama ya dahası da varsa? Böylece 'ilk'ler listeme bir de scuba diving ekleniyor. Dalgıç kıyafetinin içine ittir kaktır sığışmayı başarıyorum. Fermuarı kapatmak için erkek kuvvetine ihtiyaç duymak biraz gurur kırıcı oldu tabii. Fermuar kapalı ama ben de tam bir balina oldum! Doğal olarak resim filan yok:)

Dalmak tuhaf bir deneyimdi. Bir metre ya indim ya inmedim aşağıya, kulağım ağrımaya başladı. Hoca elimden tutmuş dibe çekiyo, ben kulağım ağrımaya başladı diye işaret edip direniyorum. Hoca sanıyor korktum. Hey Allaaammm ya. Kork-mu-yo-rum. Kulağım ağrıyo! Bir şekil 4.5 metreye inebildim. Bir şekilden kastım, hoca elimi bıraktı, sırtıma çıktı. Aşağıya aşağıya bastırıyor. Bu arada kafama tüp düşüp çarpıyor filan:) Yutkun, kulaktan hava üflemeye çalış. Ne balık gördüm ne bişey. Kafamda bir ağrıyla çıktım sudan. Daldım mı daldım:) Ama biraz ilginç oldu bu dalış. Dönünce soruşturdum ki aynen tahmin ettiğim gibi burnumdan ameliyat olduğum için ekstra basınç hissetmiş olmam normalmiş. Bi yol bulunacak, o kulaklar açılacak ve suyun altına doğru düzgün dalınacak.

Mercanlar ciddi koruma altında. Ellemek kesinlikle yasak, çok ciddi cezalar uygulanıyor. Binlerce yılda oluşan mercana dokunmak mercanın sonu demek. Ve evet, itiraf ediyorum ben mercan katili oldum. Bir dalga... Hoppp... Pansiyon mercana oturur.

Bir seyahat daha bitti. "Yavaş yavaş Hasan Şaş" travmasını atlatana ya da Mısırlılar bu milli tekerlemeyi unutana kadar Mısır'a tekrar gitmem söz konusu olamaz:) Bir sonraki sefere Nil boyunca uzanan tarihin izini süreceğim.

10 gün sonra başka bir kısa seyahat için Ürdün'e doğru yola çıkıyorum. Ohh be! Yeniden oksijen alıyorum.

acılı bir tur deneyimi (sharm el sheikh)

Sharm’a turla gitmek isteyenler okusun, diger okurlari bayabilir!!!

Cennet yurdumun deniz sezonu bittiginde 3-4 gunluk bir bayram tatili de denk gelmisse yurt disina acilmaya hevesli her Turk seyahat severin aklina gelen seceneklerden biri ne olur? Tabii ki Misir’in deniz turizmi ile unlu sehirlerinden biri Sharm El Sheikh... Yakin, ucuz, otantik ve evet, aynen soylendigi gibi deniz alti bir harika...

Ben insanlarin kolaylikla gittigi yerlere gitmeyi sevmem. Herkesin yaptigini yapmak siradan hissettirir. Erisilebilir olana erismis olmak yeterince iyi degildir benim icin. Kisiligimin hem takdir edilesi hem de asagilanasi noktalarindandir bu. Ahmaklik biliyorum. Sizden once ben soyleyeyim de buyukluk ben de kalsin:)

Abla Pansiyon ve Dido-Murat cifti yapmis program, ben de hazira kondum, eklendim gruba. Her ani ayri bir olaya gebe turumuz Carsamba gecesi basladi, P.tesi sabah son buldu.

Son ana kadar nerede kalacagiz, ucagimiz kacta kalkar haberim bile yoktu. Yola dusunce anladim ki habersiz olmak en guzeliymis. Zaten her sey belirsiz ve her an degisebilirmis. Adi sani bilinmez olsa da Sheraton Otel’de konaklama ayarlayabildigi ve makul gidis-donus saatleri vaadettigi icin secilen More Travel bu turda acentemizdi. Paralar odenmis ki, once otelin degistigi haberi gelmis. Efendim bu Araplar boyleymis, sozlerine guven olmazmis (Acenta aciklamasi!).

34 kisilik grubu 3 otele bolduler. Onden otel arastirip acentaya baski yapanlar yirtmis, kalanlar Raouf adinda kabus bir otele dusmus (Bizim hangi grupta oldugumuzu soylememe gerek yok sanirim. Herhangi bir tatilde Abla Pansiyon varsa yanimda, ben sadece bavulu alir cikarim evden. O hepimiz icin en iyisini dusunur ve gerekeni yapar:)).

3 kere kalkis saati degisen (20:30, 03:00 ve en son 06:00) ucagimiz bir de rotar yapinca sabah 7'den sonra ancak yola cikabildik. Sonunda Misir’a vardigimizda anlasildi ki, onden ayarlandigi sanilan vizeler megerse ayarlanmamis, kapidan alinacakmis (Misir’a giderken kesinlikle acentanizda kontrol etmeniz gereken bir mesele). Kapidan, gozlerimizin onunde 15 $’a alinan vize (60 Euro'yu biz hangi vize hizmeti icin verdik?) ile siniri gecmeye calistik; kavga kiyamet bin rezillik... o da 2,5 saat surdu. Turumuzun kifayetsiz rehberi ve onune gelenden tokat yiyen lokal acenta gorevlisi (abartmiyorum, oglana gelen bagirdi, giden tukurdu. Oyle sevilen bi insan yani) dunyanin en basarisiz operasyonlarindan birine beraberce imza attilar.

Otele vardigimizda ogleden sonra olmustu bile (Odaya girdigim an yataga kostum, bellboy henuz cikmamisti odadan, zaten cikisini gorecek kadar da uyanik kalamadim). En az gidisimiz kadar cileli bir de donus yasadik. Saat 20:30 once 03:00 oldu. Kalkis 4:30'u buldu.

Neyse ki grubun cogunlugu kadar igrenc (bocekli, pis, suyun akmadigi) bir otelde kalmadik ve aradaki 3 gun boyunca da kendi kendimize takildik.

More Travel’in igrenc operasyonuna dair sayfalarca yazacak kadar malzeme var elde. Tur sonunda More Travel Zedeler Grubu kuruldu. Muhabir bir arkadasin kameraya demecler verdik. Imzalar topladik. Sikayet dosyasi hazirladik. Super orgutlu bir sekilde calismalara basladik. “Kana kan. Intikam intikam”. Yasasin hakli mucademiz:)