11 Mart, 2006

özlem kartepe’den bildiriyor…

“Kendimi doğaya, spora vereyim de huzurlanayım… Daha normal bi insan olayım… Ottan böcekten, karların güzelliğinden, hayatın sırrının basit şeylerde gizli olduğundan bahseden yazılar yazayım dönüşte” diyerek düştüm yollara…

Bu sefer yolculuk İstanbul’a 2 saat uzaklıktaki Kartepe’ye oldu. Kartepe’de Kocaeli’nin Maşukiye Beldesi’ne bağlı yeni açılan bir kayak merkezi bulunuyor (Maşukiye bir Abaza köyü bu arada).

Spor delisi bir kadının kardeşi olarak kayağa başlamam 10 yıl kadar öncesine Romanya’ya dayanıyor. Bir kelime İngilizce konuşamasa da günlük kazancı 4 USD olan zamanın Romen hocaları, benim gibi fakir ve yeteneksiz öğrenciler için bulunmaz Hint kumaşıydı o yıllarda. Üç günlük ilk eğitimimi çeşitli yerlerde morluk, kas ağrıları ve başarma hissi ile tamamlamıştım. Zaten her zaman en mutlu olduğumuz zamanlar bir şeyi ilk öğrendiğimiz zamanlar değil mi?
Ardımda yorgun ama beni sürekli yerden toplayarak en az 2 kat güçlenmiş bir tıfıl Romen bırakarak vatana döndüğümde anlamam gerekirdi acılarımın henüz bitmediğini… Bir şekilde dirayet göstererek kayaktan kopmamaya çalıştım. Kıydım paralarıma, dünyanın en güzel pistlerinde kaydım. Bildiğim tek şey, bu sporu yaparken mutlu olduğum nadir anlar, koy verip kendimi, yer çekimine direnmeden süratle boşluğa aktığım anlar… Bu anlarda bir de etrafta karlı ağaçlar, güzel bir vadi manzarası varsa değmeyin keyfime. Kalan tüm anlar oflamalarımla geçer.

Bugün de yaşadığım deneyim hemen hemen böyleydi. Sabahın köründe 3 saatlik uyku sonrası aynı bildik acıyla yüzyüze gelince, Allah'ın dağında bu soğukta benim ne işim var diye bol bol sordum kendime. Bir de tepede rüzgara yakalanınca ne şapka kaldı, ne skipass. Canımı zor kurtardım.

Beni tanıyan herkesin bildiği gibi ben spor insanı değilim. En gelişen kasım, sürekli konuştuğum için tartışmasız çene kasım. Soğuk insanı hiç değilim. Fiziksel acıya da ruhsal acıya da dayanmamayı tercih ederim. Kayak bildiğim en meşakkatli spor. Yüklen koca kayakları, dünyanın en ağır ayakkabılarıyla-mengeneden hiç farkı yok, yürü babam yürü. Liftlere ulaşmak işin bazen kaçınılmaz olan yokuşa karşı yürümeye çalışmak bölümü ise işin en iğrenç kısmı. Kan, ter ve gözyaşı.

Off, bitse de gitsek!:)

1 yorum:

Cozie Ozie dedi ki...

Klasik Gozlem, su kisma cok guldum: "Bir de tepede rüzgara yakalanınca ne şapka kaldı, ne skipass. Canımı zor kurtardım."

Hayatim tatilin devami nasil gecti? Pazartesi blog update ettigine gore halen yasiyorsun. :) Sana iyi haftalar...