25 Eylül, 2006

dardayim, yalanim yok

Dardayim yakanim yok / Baskin yedim dun gece.

Her seferinde daha igrenc bir yolculuk yasamamisim, bir daha da yasamak imkansizmis gibi geliyor. Uc gun gecmiyor ki yeni en igrenc otobus yolculuguna kavusuyorum. Bir sekilde hepsinin de tadi baska; ya morg gibi soguk olur, ya 50 kere aranir otobus, ya acayip eski puskudur arac ve her cukuru bogrunde hissedersin, ya yollar cok dagliktir, miden bulanir.

2 gun onceki gece (yani Santa Marta’daki son gecem) hic uyumayarak siniri gecmek uzere sabahin korunde gara gittim. Bufede benim sirami kapmayan calisan cocugun icabina baktim. Bi akilli ol, di mi? Elin Kolombiya’sinda, dil iz bilmezsin. Nerene guvenirsin? Nereme bilmem, ama guveniyorum iste bi yerime. Oglan toz oldu, sira bana kaldi. Kesin o oglanin ahi tuttu. Hep boyle olur bana, hakli bile olsam davamda, birinin sinirini bozduysam benim de canim yanar.

Her zamanki gibi gec kalkan otobuste, tek bos yer, en arka sirada uyumakta olan adamin yani, cam kenari. Durttum adami, uyandi ama kipirdamadi yerinden. Akrobatik hareketlerle uzerinden kaymayi basarip sigistim bana kalan yere.

Adam uyumakta. Sag eli gorunmez durumda, kalcasinin altina koymus sanirim. Haliyle benim kalcanin hemen yani olmali. Bacaklari da acmis, benim koltugun yarisini kapliyor futursuzca.

Adamla kic kica, bacak bacaga gitmekteyiz. Her hucremle nefret ediyorum o dakika adamdan. Ne cesit oflamalar icine girdiysem artik, fazla dayanamadi, toparlandi ve daha efendi bir pozisyonda devam etti uykusuna. Bu seferde klima yuzunden donmaya ve adamdan aldigim isiyi ozlemeye basladim. Bu celiskiler icinde ben de bayilmisim.

Gozumu sinir kasabasi Maicao’da actim. Otobusten indigim gibi bir takim adamlar uzerime atladi; biri taksi diyor, bavulumu kapmaya calisiyor. Oteki cambio diyor. He dedik, bavulu alan adam ucarak uzaklasti. Bir dur be adam, yoldan geldik, belki bi ihtiyacimiz var. Bagir cagir onu da durdurdum, kaptim bavulumu, tuvalete gittim. Yolun kalanindan aldigim ayar da bu adamin ahindan gelmis olmali.

Taksi dedikleri sey, 70’lerden kalma, Turkiye’de tarih boyu ornegi gorulmemis, ince uzun her yeri dokulen bir arac. Guya 2 saatte bizi sinirdan gecirecek ve Venezuela’nin 2. buyuk sehri Maracaibo’ya ulastiracak.

Bu 2 saat her zamanki gibi 5 saat oldu. Gunesin alninda (deniz seviyesine indik ya, simdi de pisiyorum, dogal olarak aracta AC filan yok), dunyanin en sisman taksi soforu ve baska bi adamin ortasinda, her 2 taraftan da nokta bosluk kalmayacak sekilde cepecevre sarilmis durumdayim. Adamlarin ciplak kollari, kollarimi yakiyor. Temasi bir miktar azaltmasini umarak tulbentimi sariyorum.

Kolombiya’da yaptigim uzun yolculuklarda otobusler ortalama 3 kere durdurulmustu. Kolombiya sinirindan ciktik ya, cilgin Venezuela polisi adim basi yol kesiyor. 12 kere polis kontrolu icin, 3 kere taksi degistirmek icin (son taksinin ilk taksi ile ayni olmasini biri bana aciklasin), 2 kere de bakkaldan sofor bira alsin diye (!) duruyoruz.

Sicak inanilmaz boyutlarda. Ve aracta herkes bagira cagira konusuyor. Birbirleriyle dovusuyorlar galiba. Yanimdaki arada bana da rapor vermeye calisiyor, tartistigini dusundugum arkadaki kadini cekistirdigini saniyorum. Sonra bir zaman geciyor, hep birlikte guluyorlar. Anlamadim ben bu isi. O bagirtilar neydi?

Yol hemen bitmezse cildiracagim. Yol hemen bitmiyor ama cildirmiyorum da. Neyseki yasanan her fiziksel aci zamanla unutuluyor. Yoksa benim 20 kere donmem kacinilmazdi.

Muhtemel isitme engelli ve tuhaf sesler cikarirken surekli koluma dokunma ihtiyaci hisseden, kim oldugu kesinlikle belirsiz adama bavulumu emanet edip 4 saat kadar takiliyorum Maracaibo terminalinde (o dakika esyalarim bile umurumda degil, oyle canimdan bezdim), Caracas’a kalkacak yeni otobusumu bekliyorum.

Sansima yanima Ingilizce bilen bir muhendis dustu son otobuste. Kameraya cekiyor biri. Guvenlik cekimiymis bu. Otobuslerde hirsizlik oluyor diye gecen yil baslatmislar bu uygulamayi. Ben de gozlugumu cikarmami isteyen kameramanin, reklam filmine musteri gorusu almaya calistigini sanmistim:) Gecenlerde Arjantin televizyonu ile roportaj yaptik da Cartagena’da, ondan havaya girdim.

Bunlari niye yaziyorum? Cunku bu sekil bir yolculugun kolay olmadigini, bin cesit sefil halle basetmek gerektigini bilin istiyorum (yani ara ara beni ne kadar kiskandigini yazan kisiler, bir daha dusunsun). Ama su igrenc yollarda arada oyle guzel insanlar dusuyor ki, katlanmak gerekiyor cilelere, iskalamamak icin o insanlari.

“Sizde ne degismediyse, siz O’sunuz” seklinde bir saptamasi vardi galiba Ahmet Altan’in. Konfora alismak cok kolay. Yillarca mutlulukla yasadim o konfor icinde. Ama bunlar benim vazgecilmezim degilmis demek ki.

Merak, yeniden baslama gucu ve asabiyet.
Iste bunlar benim degismeyenim:)


Not: Bu 3-4 gun oncenin yazisi. O gun cehennemi yasadim, son 2 gun ise cenneti. Yazacagim elbet:)

6 yorum:

NEW YORK MUHTARI dedi ki...

Hay allah ya, yollar yollar dedik ama sanirim biz hep gidilen yeri dusunduk, gidene kadar yasananlari aklimiza dahi getirmedik. Umarim yolda kafana uygun insanlar ile karsilasirsin (Steve gibi) ve en azindan bu uzun otobus yolculuklarinda bir nebze olsun rahat edersin. Kendine dikkat et oralarda.

Hafiye dedi ki...

Ozlem, ben bloga giremiyorum artık. Tuhaf bir şekilde bloke oldum. Uğraşıcam ama seni takip etmem seyrekleştiyse de bana mail yaz, dedim. Özledim seni. Biliyosun. Başımda tuhaf başka işler de var. Her zamanki gibi...uff neler oldu neler. Bombaysa yakında patlar zaten.

rusen dedi ki...

Bravo Ozlem. Ben olsam coktan vazgecip geri donmustum sicak yatagima.

Funda dedi ki...

Bu kadar macerana ragmen hala kiskaniyorum iste. belki rahatimdan vazgecemeyeceimi bildigimden.

Adsız dedi ki...

valla bravo gerçekten -- kim çeker onca sıkıntıyı bu yaştan sonra? takdir ettim.

kendine iyi bak Özlem!

svg,

BY

OzlemPansiyon dedi ki...

ne varmis yasimda be! bu yastan sonraymis... peh! terbiyesiz BY.