01 Nisan, 2006

istanbul kazan, ben kepçe

Kışın gelmesiyle yarım kalan “sokak sokak İstanbul” turuma kaldığım yerden başladım. Düştüm yine yollara... İstanbul kazan, ben kepçe...

Aşığım bu şehre. Zaman zaman veremedikleri yüzünden aşığına küskün maşuklar gibi, kapatıyorum kendimi, sırt çeviriyorum. Sevdam, ne kadar yorulsam da, dinmiyor.

Kendimden kaçak / Yarim keskin bıçak / Nerde bende o yürek / Yardan cayacak.

Evrimini tamamlayamamış ben, İstanbul’u gezerken, izimi arıyorum. Görmüş geçirmiş bu muhteşem şehrin sokaklarında yaşamın sırlarını çözmeye çalışıyorum. İstanbul’un hikayesini anlatmak şu gariban blog’un haddini fazlasıyla aşar. Sadece umuyorum ki, okuyup coşkulandığım İstanbul kitapları, gezip duygulandığım İstanbul sokakları, kiminize feyz verir.

İnsanlık tarihinin Afrika’da ortalama 7 milyon yıl önce başladığı kabul edilir. İnsanoğlu, evrimi tamamlamaya çalıştığı 5-6 milyon yıl boyunca Afrika’da takılır. Sonra Ortadoğu ve Anadolu üzerinden, Asya ve Avrupa’ya yayılmaya başlar. İnsanın Avrupa’ya 500.000 yıl önce ulaştığı kabul edilir. Bunun en önemli kanıtlarından biri, Küçükçekmece Gölü’nün kuzeyindeki Yarımburgaz mağarası. 400.000 yıllık bir geçmişi olduğu hesaplanıyor. Avrupa ve yakındoğunun bilinen en eski yerleşim merkezlerinden biri (Ziyarete açık mı bilmiyorum; sanırım arkeolojik incelemeler devam ediyor. Yakın gelecekte bir ziyaret planlıyorum).

Kaynaklar buzul çağında Marmara Denizi ve Karadeniz’in göl, boğazların vadi olduğunu yazıyor. MÖ 6000’li yıllarda deniz seviyesinin yükselmesi ile Çanakkale Boğazı ve Boğaziçi ortaya çıkıyor. Tarih öncesi yerleşimler Marmara Denizi’nin altında kalıyor. Hali hazırda bulunan en eski yerleşim bölgeleri MÖ 6000 Pendik ve MÖ 4000 tarihi yarımada.

İstanbul ile ilgili kaynaklar genellikle şehrin hikayesini, MÖ 675 yılında Boğaziçi’nde Kalkedon’da (Kadıköy) ilk Yunan kolonisinin kurulması ile anlatmaya başlıyor. Byzantine ise Halkidon’dan 17 yıl sonra kurulur (Sarayburnu’ndaki akropoliste).

Rivayete göre, Megaralılar yeni bir şehir kurmak ister ve şehrin yerini bir kahine başvururlar. Kahin şehri körler memleketinin karşısına kurmalarını öğütler. Kuzeye doğru dolana dolana giden Megaralılar Sarayburnu’na gelince, uzaktan Kalkedon’u görürler. Bulundukları yerin güzelliğine o kadar hayran olurlar ki, Kalkedonyalıların kör olduğuna karar verirler.

MÖ 658-MS 196: Yunan şehir devleti Byzantion
İstanbul’un ilk adı Byzas’tır (Megara kralı’nın adı). Sonra Bizans şehri anlamına gelen Byzantion (Byzantium) ismiyle anılır.

196-330: Roma’nın Byzantion’u
Romalı Semtimus Severius tarafından bir Roma kentine dönüştürülür.

330-1453: Constantinople, Roma İmparatorluğu başkenti
O yıllarda Roma İmparatorluğu paylaşılmış ve birkaç hükümdar tarafından yönetilmektedir. İktidar savaşlarında Byzantion ve Kalkedon Konstantin’e kapılarını açar. Konstantin’in sahneye çıkışıyla Roma yeniden tek hükümdarlı bir imparatorluğa dönüşür. O tarihten sonra şehre Konstantin’in şehri anlamına gelen Constantinople (Konstantinapolis) ismi verilir. İmparatorluğun başkenti Roma’dan İstanbul’a taşınır (Hatırladığım kadarıyla Konstantin önce Troy’u imparatorluk başkenti yapmayı düşünmüş; çünkü Romalıların soyunun Troy’a dayandığına dair bir inanç varmış).

1453: İstanbul, Osmanlı İmparatorluğu başkenti
Bu tarihten sonrasını da bilin artık:)

(Konuyla ilgili şiddetle önereceğim kitaplar: Saltanat Şehri İstanbul, Korkunç Türk, Anıtsal İstanbul, İstanbul Gezi Rehberi, Dünden Bugüne İstanbul Ansiklopedisi, İstanbul’dan Sayfalar, Strolling Through Istanbul, Ne Demek İstanbul; Bebek Niye Bebek?)

Bu girizgahtan sonra…
Bugünlük yolum üzerindeki mekanlar: Haliç, Tekfur sarayı ve Kariye Müzesi (Ben susuyorum, resimler konuşsun artık).

8 yorum:

Hafiye dedi ki...

Bunları beni havaalanına bırakırken anlatmıştın. Anlatması daha bir keyifliydi. Masalcı ninelik de yapılabilecek işlerden biri olabilir mi? En azından emeklilikte ;)

OzlemPansiyon dedi ki...

Yarın;
- doğa gezici,
- spor yapıcı,
- tavla oyucu
olacağım (İnşallah!).
Elimden her iş geliyor, çok şükür:)
Aç kalmam, di mi?

biz meğer yarın izmit'e değil, iznik gölüne gidiyormuşuz. Şu sıra detaylara hiç takılmıyorum. Kim gel dese, he diyorum.

Adsız dedi ki...

Ozlem, Ben seni bloguma linkliyorum. Sen de beni linkle bak, ona gore! Aysudak

http://www.blogcu.com/aklimagelmisken/

Hafiye dedi ki...

Ozlem, linklemeyi bilmez simdi. Ben bile yokum linkinde, baksana. ozlem, password'un ayni guldugum kelimeyse link atayim hem bana hem Aysudak'a. Ne diyosun? Diyo musun?

Adsız dedi ki...

Tavla oyucu mu ? Hadi ordan sen de ...

Şahin

OzlemPansiyon dedi ki...

ŞAHİN'E;
kadınlara zaaflı boston şampiyonunu oydum ama, di mi?

bu 5-2 manyağı şahin, beni dün 2 kere tokatladı tavladı. ondan bu afra, tafra. ben fantazilerimin kurbanı oldum, kral sanmayın:)

Adsız dedi ki...

atalarımız, Afrika'dan iki kere çıkmış -- biz 100 bin yıl önce (ikinci seferde) çıkan Sapiens'lerin soyundanız. "ortama" girer girmez de zavallı Neandertal'lerin canına okumuşlar -- belki de hominid tarihinin bilinen ilk soykırımı!

evet, hepimiz Afrikalıyız -- "mitokondrial Havva" öyle diyor.

Bora Yağız

sezgihan dedi ki...

yaz-ı güzel.