02 Nisan, 2006

iznik gölünde bir huzur günü


Toplam 8 kişiyiz. 2 arabaya doluştuk. Benim arabaya uyuzlar, diğer arabaya enteller oturdu. Daha otoparktan bile çıkmamıştık ki;

Yonca: Yavaş sür. Ölmekten değil, sakat kalmaktan korkuyorum.
Özlem: İn aşağı Yonca, çekemem vallahi yol boyu mızırtını.

(Yonç, dünyanın en kötü şoförüdür. Hem çok korkaktır. Körüklü bir otobüsün korna çalarak bizi TEM’de sollaması size bir fikir versin. Hem de gaza sabit bir şekilde basamaz, 5 dk sonra mideniz ağzınıza gelir. 20 saatte aldığımız bir Bodrum yolculuğu var ki Olc, Ali ve ben 3 günde kendimize zor geldik.)

Özlem: Lambaya püf de. Hoh deme püf de. Dı dıd dı dıd dıd (Kurban'a eşlik mahiyetinde)
Yonca: Kısar mısın sesini, başım ağrıdı.

Yakalarsam öperimden başka bir poz çektirmeye azimli, kastım durdum masum bir poz yakalatmak için. Göl kenarında;
Özlem: Dur şöyle kafamı salıncağın zincirine dayanayım. Bi hülyalı hülyalı bakayım.
Şahin: Olacak sanki, eveeet… Şöyle uzaklara bak…
Özlem: Ya iğğreenç, olmamış dedim!

Resmimi görememekten anlayın işte. Kaşım dursa, gözüm oynuyor.

İznik'te müzenin kapısında;
Yonca: Ben gezmiştim bu müzeyi. Bir daha girmeme gerek yok (İlkokul’da gezi düzenlenmiş. Gezdim dediği milattan önce).

Girilen bir çini dükkanında;
Oğuz: Şunu anneme al Yonca (Kaynana yani).
Şahin: Kaplumbağa terbiyecisi aldım.
Özlem: Çini nasıl yapılıyor?
Dükkan sahibi: Bir çini kitabı var desenler için…. (uzun uzun anlatır).
….
Yonca: Nasıl yani, bir saatir içerdesin, bi şey almadın mı?
Özlem: Yok ben, ustayla muhabbetledim. Çini nasıl yapılıyor öğrendim. Çini sanatı yaşasın diye bir şey almak istedim ama ?!?

Ve akşam yemeğinde;
Mutlu: Güncel Türkçede “geldiydin, gittiydin” kalıbı var mıdır, yok mudur arkadaşlar? (Geçmiş bir tartışmamıza son noktayı koymak için… Kendinden emin bir ifadeyle sorar, ki belli ki atışmamızdan sonra internette konu üzerine bir araştırma da yapmıştır)
Grup: Yoktur.
Mutlu: Vardır efendim. Bi kere blog yazılarına dikkat edin; Bora ve Aslı daha geçenlerde kullandı.
Grup: Kullanılıyorsa bile cümleyi yavşatıyor. Formal bir ifade değil.
(Bu konuşma Türkçe dil bilgisindeki tüm zamanları hatırlayarak, sonradan araştırılmak üzere son buldu)

Burak: Örneğin İngilizce’de”3 elmalar aldım” deriz de neden Türkçe’de “3 elma aldım” deriz.
Şahin: Canım Türkçe’de de bunu kullanıyoruz bazen. Bakınız “3 kardeştiler”.
Özlem: Bu isim cümlesi oldu. Aynı alanda bir örnek verebilir misin?
….. araya 10 dk girer. Konu çeşit çeşit açılardan tartışılır. Konu değişir. Yemekler gelir…

Şahin elektriği bulmuş kadar sevinçle bağırır. Neredeyse ayağa kalkacak;
Şahin: “3 Silahşörler“

Grup: 4 cola, 3 diet cola, 1 gazoz.
Garson: 8 cola
Grup: Yok abi, naptın?

Grup: Bu tava mı, ızgara mı?
Garson: Bilmem.
Özlem: Sormak ister misin?

Garson: 8 cola, buyrun.
Grup: Biz 4 cola’yı alalım.

Özlem: Roka salatası rica ediyorum.
Garson: Buyrun mevsim salatanız.
Özlem: Peki:)

Sonra İstanbul dışındaki hizmet anlayışı üzerine uzun bir sohbet daha başlar.

Dönüş yolu, entel arabasının önünde;
Özlem: Ne okuyorsun?
Alkan: GO oyun taktikleri

Dönüş yolu, arabalı vapurdaki son tavla müsabakaları sırasında;
Alkan: Yani pek öyle oynayasım da yok.
Özlem: Benim de öyle. Yani seni yenesim gelmiyor.
Alkan: Aaa.. Dü şeş…
Özlem: Hani dostluk, hani sevgi.
Alkan: Mars canım, bırakalım.
Özlem: Daha neler, ben senin yerinde olsam kesinlikle bırakmazdım.

Oyun 2 mars, 2 düz galibiyetimle biter.
Özlem: Benzemez tabii bu, zencilerle Boston’da oynamaya. Sen git GO oyna.

Dönüş yolu, arabada;
Özlem: Karşıdan araba mı geliyor, gözüm görmüyor.
Yonca: Ya anneee...

Yonca: Ceteris paribus diye bir şey vardı, di mi?
Mutlu: Ben hiç duymadım. Yani fizikle filan ilgili bir şey olsa kesin bilirdim.

Allah, allah.
Yaşarken, doğanın güzelliğinden olsa gerek, huzurlu bir gün gibi gelmişti.
Yazarken yoruldum vallahi...

23 yorum:

Adsız dedi ki...

İyi bir akşam yemeği daveti vermek
istiyorsanız, misafirinizi aç
bırakın önce derler, sonra ne sunsanız yerler zaten (derler arkasından)...

Özlem, yaz da yorum yapalım.

Okuyucular:

Bul karayı, al parayı oyununu bilirmisiniz ?

Önce kazanmanıza izin verirler, sonra malı götürürler ...

Asıl tavlanan benim yani.

(Aman ya rabbi ne dedim ben)

Şahin

Hafiye dedi ki...

Mutlucanhemserim, sen bakma Adanali bloglara. 'Geldiydim' falan aslinda yapisal olarak dogru ama Turkce'de di'li gecmis zamanin hikayesi yoktur, demislerdi bize OYS'ye hazirlanirken. Zannimca sonradan dayattirilan bir kural. Ince a'larin yok edilmesi gibi. Vaali yerine vali oldular ya.
Ben bazen 'gelmistimdi' bile diyorum. Maksat sevimlilik olsun.

Adsız dedi ki...

Bastan soyleyeyim, bayacam biraz. Istemeyen okumasin. Iki sey karisiyor:

1. Turkce dil bilgisine gore -di'li gecmisin de, -mis'li gecmisin de hikayesi -misti'ye kaynar.

Guncel dilbilgisi acisindan bu dogru. 80 oncesi dil bilgisi kitaplarinda -di'li gecmisin hikayesi -diydi, -mis'li gecmisin hikayesi -misti olarak verilmis. Sonra kaynasma olmus ve -diydi kalibi yeni kitaplardan cikarilmis. Egilim bu yonde oldugu icin olabilir, devlet zoruyla olabilir; top pesinde kostugumuz yillar oldugu icin ayrintisini bilemiyoruz. Asli'nin zanni dogru yani, OSS/OYS icin boyle ogretmelerinin sebebi de bu; sonucta sinav lise mufredati sinavi.

2. Turkcede -di'li gecmisin hikayesi yoktur.

Simdi, cok degil 20-25 yil oncesinin dil bilgisi kitaplarinda da olan bir kalip var karsimizda. Bir tek Adanali sevimli
blog yazarlari degil ki bunu kullanan; bir dolu anli sanli yazar "diydim"lamis durmus kitaplarinda. Turkce dedigimiz sey o kitaplardir ve o diydiylar oralarda durdugu surece "Turkce'de di'li gecmisin hikayesi yoktur" demek de sikar biraz. Diyene de Proust'un hikayesini anlatirlar.

Aman neyse, konuyu enine boyuna irdeleyip ornekleyip sitenin hafifmesrep* uslubunu baltalamak delikanliliga sigmaz. Kaldi ki Avrupa Birligi'ne girmeye hazirlandigimiz, ve birlik ve beraberlige her zamankinden fazla ihtiyac duydugumuz bu gunlerde bir de "-di'li gecmis zamanin hikayesi"cileri, "-mis'li gecmis zamanin hikayesi"cileri kutuplasmasi yaratmak istemem. Kutup ismi olarak pek seksi de olmadilar zaten. O yuzden "Turkce'de eski de olsa boyle bir kalip vardir ama guncel yazi dilinde kullanilmaz, konusma dilinde de kime karsi kullanildigina dikkat edilir." diyelim ve uzlasalim, di mi Ozlemcim?

Feyza Hepçilinginler sizilen gurur duyuyor!

- Mutlu

*Hafifmesrep'i de serbest bir cagrisimla kullandim. Yoksa sitenin baska sitelerle dusup kalkmisligini gordugumden degil. Takmayiniz.

Hafiye dedi ki...

Hemserin hemsiren bu yazini pek sevdi. Tam da ona gore bir tartisma zira bu, iyi mi?

Yalniz ben 'diydiy'cilari neden asagiladiklarini anlamadim. Burada da bir iki kisiye soylettim. Kulaklarina 'kıro' gelmis. Ama ben bunu Almanca'nin kaba bir dil oldugunu soyletikleyen hissiyatin uzantisi olarak goruyorum. Onun gibi bisiy yani.

Adanali sevimli blog yazari

OzlemPansiyon dedi ki...

Haliyle bu tartışmalar sonrasında ben de nette bir tarama yaptım; "http://www.zamane-sozluk.com/tr/" da konuyla ilgili bir bölüm var. Başlık: "Gittiydim diye konuşan kızdan soğumak". Gelen yorumlardan ornekler:

(1) Her ne kadar humanist ve adil bir yaklaşım gibi gözükmese de karşı cinsler arası iletişimde tek bir hareket tarafları bitirmeye, imajını sonsuza dek bok edip, bir daha sevgili adayları arasında esamesinin okunmamasına yetebilir. Bunlar arasında burnunu karıştırması, kötü kokması, dişlerinin çürük olması vs sayılabilir. Ama fiziksel bir sorun olmamasına rağmen kültürel bir iletişimsizlik vardır ki olayı bitirebilir. O da gittiydim geldiydim diye konuşma...

(2) Oldukça doğal ve beklenen bir durumdur, zira insan sevdiği birisinde mükemmeliyet arar ve bu imkânsızlığın sevdiğinde akseden tecellisini gördüğünde ister istemez bu eyilimde bulur kendisini. Ona göre sevdiği güzel konuşur, dışkısı kokmaz, geğirmez, "fart" benzeri, gerek ağız, gerekse vücudunun diğer bölgelerinden sesler çıkarmaz, kısacası bütün meziyetleri üzerinde barındırırken tüm kötülüklerden uzak olmalıdır. Bu yüzden "ettiydim", gittiydim benzeri kelimelerin sarfedilmesi yıkıcı olabilmektedir. Hatta bundan da öte, olmaktadır.

Mutlu'yla bu muhabbet aramda ilk geçtiginde ona sormuştum; diydim kalıbını bilerek ve isteyerek mi seçiyor (Çünkü bence bu protest bir tavır olurdu). İşim iletişim; algıları tartar-biçer, saptamaya ve yönetmeye çalışırım. İstedim ki eğlenmek için kullandığı bu ifade, onu anlamsız/haksız/yanlış bir yerlere konumlamasın. Elitist değilim. Sadece sevdiklerimi korumaya çalışırım. Dünyada bir yerlerde yukarıdaki yorumları yazan insanlar var (Bu şekil konuşmanın, yapılan hangi eylemlerle aynı kefeye konduğuna dikkat çekerim).

Benim yıllarım bir şeylere meydan okuyarak, sürekli arızalanarak ve çoğunlukla yanlız kalarak geçti. Biliyorum ki, yine öyle hissetsem, yine çok rahatlıkla protest tavra geri dönebilirim.

Diğer malum konuya cevap: Bu site yaşayan bir kadının sitesi. Blog'umun hafifmeşrep bir üslubu olduğu genellemesine biraz taktım (öyleyse bile bunun pek de onaylanmaz bir şeymiş gibi ince ince ima edilmesini tuhaf buldum. Ben ne yaşıyorsam buraya o yansıyor. Amaç "sadece biraz anlaşılmakken" kategorize edilmek, üzüyor (aynen gittiydim diyen senin kategorize edilme potansiyelin hatırlatıldığında savunmaya geçmen gibi). Yine de yemişim algısını. Aynı anda her tarafı mutlu etmek mümkün değil ve herkes tarafından sevilmek ve onaylanmak ve… ve... Bükmesin belimizi beklentiler. Uzlaşmayalım kurallarla… Böylesi, daha alnı açık bir hal gibi geliyor.

Onur dedi ki...

Turkiye'deyim is ariyorum.
Simdi biz yazistigimizda bu bloglara ugrayan ama isi gucu olan insanlarin ne hissettigini anladim.

Onur dedi ki...

Ben sanirim uyuzlar arabasina binerdim.

Adsız dedi ki...

Esprinin dozu kacmis ve sitesinin uslubu icin hafifmesrep kelimesini kullanmam Ozlem’l hem kizdirmis, hem uzmus. Bir eseklik etmisiz yani, simdi ikinci bir eseklik edip aciklamalara girismenin alemi yok. Kisacasi... Ben sevdigim kimseyi uzmek istemem, hele ki Ozlem’i. O yuzden ozur dilerim. Blogun uslubu sahibi gibi ictendir, durusttur, biraz deli doludur, benim gibi biraz cocuktur ama asla hafifmesrep degildir. Asil benim hafifmesrep.

-Mutlu

Adsız dedi ki...

bence de -di'li geçmiş zamanın öyküsü, gayet doğru ve dilbilgisi kurallarına uygun bir kullanım. lakin yanımda Tahir Nejat Gencan, Ömer Asım Aksoy falan yok -- kaynak veremiciim.

kullanan hakkında "köylü" / "kıro" değil belki ama "anakronik" imajı doğabilir, bilemiyorum. :-)

Bora Yunus

Adsız dedi ki...

Bora senin soyadın nedir kuzum ?

Şahin

Hafiye dedi ki...

Ben de birkac soru sorabilir miyim?

1-Sahin, sen kimsin?

2-Bora: Diydiy edenler cag disi mi dedin? Iyi ki seni bizim kiza yapmadik. Antin kuntin konusuyosun :)

Alinirsan sana da bir tekzip cakariz burdan. Yengecim benim.

Adsız dedi ki...

[hafiye]1-Sahin, sen kimsin?

[şahin]
Özlem blogumu oku dediydi İznik'te, o yüzden yazıyom, yoksa kötü bir niyetim yoktu, korktum ben, gidiyom, hani adım da geçiyor İznik vukuatı aktarımında ama bilemedim tam olarak neyi öğrenmek istedin ? Yanıtını okumaz da cevap vermezsem, kabalık ettiğimi düşünme, artık blog takip etmiyorumdur, ona ver.

Alıngan Şahin

Hafiye dedi ki...

Sahin de mi yengec burcu? Yoksa Sahin'le Bora ayni kisi mi? oyleyse Sahin neden Bora'ya soyadini soruyor? Bir multiple personality durumlari mi var?

Durumu izah edemedim. Neyse canim.

Cozie Ozie dedi ki...

Bu yazi super komik. Klasik Yoncis... Gozlemcim, iyi wallahi cinnet gecirmeden gidip gelmissin Iznik'e. "Muze" isine cooook guldum... Neyse hepinize sevgiler, ciaooo, O.

Adsız dedi ki...

Aslı: "bizim kız" dediğin kim yahu? kimi bana yapıcakmışsınız bakiim? neden yapmaktan vaz geçildi peki -- bağlı bulunduğum dilbilgisi ekolünden dolayo değil herhalde? kah koh.

Şahin: seninle ad / soyad bulma konusunda epey bi sinerji yaratabiliriz sanki. ayrıca Aslı'nın ortaya attığı alterego kuramı da dikkate alınmaya değer. zaten Aslı da bi yerine geçme / yerine yazma teması ilgisi olduğunu sezinleDİYDİM Capote yazısından.

Bora Eaves

Adsız dedi ki...

dolayo = dolayı.

Aslı da = Aslı'da.

Bora Yanlış

Hafiye dedi ki...

Evet, Bora yine yangeclik yapti. Neden, niye, valla mi??
Ben yengecten cok soru soran burc gormedim. Hep de hakli cikariyorlar beni.

Adsız dedi ki...

Hafiye bana bulaşma, baştan söyliyeyim. Zor geri döndürdü Özlem, yalvardı, yakardı da kıyamadım. Zaten adın da Aslı'ymış, Hafiye takma adınmış, bu sitede hiç birşey gizli kalmaz. Sağolsun araştırmacı gazeteci Bora, bulmuş, öğrenmiş ve komuoyu ile paylaşmış. Hodri meydan, bütün gerçekler ortaya çıkacak !!!

Şahin

lorer dedi ki...

Ya, benim dunyam sarsildi. Bu blog beni altust etti. Hafiye, Pansiyoncu, Ozzie, Sahin, Mutlu, uyuzlar filan kimdir, ne yer-ne icerler? Blog yazmaktan, bloglara yorum yetistirmekten, yorumlara cevap siralamaktan, akil karistirmaktan baska mesgaleleri var midir? Baska bir islerle daha istigal ediyorlarsa nasil yetistirirler? Ben ki issiz sayilirim (bu blog'da ona da care oldugunu duydum. ey isverenler: benden iyisini bulamazsiniz), bu tempoya sadece okuyucu olarak bile yetisemiyorum!
Ben bir ozet ve aciklama blog'u yaratma taraftariyim. Ozet'e dahil edilmesini istedigim blogcular: pansiyon ve hafiye. Diger blog'cular da -ki iyice allak bullak olmamak icin oralardan uzak duruyorum- ozete girebilir.

Bir baska konu da, gordugum kadariyla boynuz kulagi gecti. Pansiyonda IK fonksiyonlari filan da basladi, trafik cok yuksek. Millet email yazmak, chat yapmak, telefon acmak yerine buraya comment post ediyormus. Ama hafiyede bunlarin hicbirisi yok. Artik ben de pansiyoncuyum. Hatta hafiyeyi kapatip pansiyona katsak? ikisine birden yetismeye calisan bizlerin isini biraz olsun kolaylastirir...

Hafiye dedi ki...

Levo, bu dediklerini duymamis oliym. Ikimiz farkli birer urun sunuyoruz. Sinerji yaratamiciz.

Cok istiyorsa pansiyon gelsin hafiye'ye. Once ben vardim. Lutfen unutulmasin. Pansiyon'a hala teknik hizmet veren de benim.

OzlemPansiyon dedi ki...

afferin lorer! su ana kadar duydugum en parlak fikirdi bu:)

hafiye'cim, benim kadrolu yazarım olur musun? parasi neyse veririz:)

Adsız dedi ki...

[hafiye] Lutfen unutulmasin. Pansiyon'a hala teknik hizmet veren de benim.

[şahin] Belli, gözümden kaçmadı, tracker konmuş siteye geçenlerde ....

sağlık market,acura dedi ki...

hoş olmş