10 Ekim, 2006

adios venezuela

Geriden takip ediyor yazilar, mecburen. Medeniyetten uzak yerlerde ya da yollardayim gunlerdir.

Venezuela, beklenmedik sekilde bende pek cok ani birakan guzel ulke. Ozleyecegim onu. Yazmamak, sanki ihanet.

`Sevdigimi demez isem/ Sevmek derdi bogar beni (Y.Emre)´


Venezuela’da 34 ayri yerli etnik grup yasiyor. Her grup tamamen ayri bir dil konusuyor. Canaima golu kiyisindaki kokos sayilabilecek kampta tanisiyorum Antanio ile. Benimle konusurken gozlerimin icine bakip burnunu karistirmasa cok daha fazla sevecegim kendisini:)

Antanio bir Indian. Chavez doneminde okul, mini bir hastane ve elektrik bolgeye geldigi icin onun bir kahraman oldugunu dusunuyor. Toplam buyuklugu Isvicre kadar olan Gran Sabana’da (Canaima Ulusal Parki) 17 bin yerli var. Daginik duzen yasiyorlar, kalabalik koyleri yok. Bir evde ortalama 15 kisi. Hamaklarda uyuyorlar. Balik tutuyor, avlaniyor, belki biraz ekip biciyorlar. Neredeyse para bile kullanmiyorlar. Ilaclarini dogadan kendileri hazirliyor.

Dort gun suren Canaima, Angel Falls gezisi sayesinde, yerlilerin yasamlarindan payimiza duseni aldik. Elektriksiz, yataksiz, banyosuz. Mutluluk icinde hem de.

Antonio’nun 5 kere evlenmis annesinden ve en az o kadar eslenmis babasindan duzinelerce kardesi var (Bildigimiz sekil bir evlilik kurumu yok). Monogami son 20 yilda biraz daha popular olmus, ama aslinda o sekilde yasamiyorlar. Akraba cikmamasi icin esleri baska gruplardan seciyorlar. Bu genislikte bir cografyada, daginik bir yerlesim duzeni icinde yasayan ve bes on cocuk yapmis bir kadinin, nasil bu kadar cok koca eskittigini benim aklim almiyor.

Bolgeye gelen misyonerler sebebiyle Hiristiyan olmuslar, ama kendi inanclarini da yasatiyorlar. Daglarin, gunesin, agaclarin, nehirin vs ruhu olduguna inaniyorlar.Mesela Angel Falls’in dokuldugu tepeye Auyan Tepuy (Devil’s Mountain) deniyor. Ayni sekilde benim bakip da cennet boyle bir yer olsa gerek dedigim Canaima Golu’nun hastalik ve olum getiren kotu bir ruhu oldugunu dusunuyorlar. Dogaya bu yuzden de inanilmaz saygililar. Efsanelesmis reisleri, kabile buyuculeri var. Gozleri gormeyen birinin gozlerini acmak, olum doseginden birini ayaga kaldirmak vb mucizeler sehirlerde bile anlatiliyor. Kaldigim bir otelde her yerde el yapimi kolyeler asiliydi. Otel sahibi, zaman zaman bunlarin nedensiz patladigini (bakiniz bizdeki nazar boncugu), bu kolyelerin kendisini kotuluklerden korudugu anlatti. Ayni otelde 100 yil kadar once yasamis bir yerli liderinin bustu de var. Bustun onunde de bir bardak rom. Javiar, reisin her gece rom ictigine yurekten inaniyor.

Garip bir yer burasi. Anlamak icin belki yillarca kalmak gerekli. Tum bu bilinmezlikler feci sekilde istahimi kabartiyor.

Gabriel ile konusuyorum Canaima kampinda bir gece: “Oksijen, su, yemek, kadin. Insanin baska neye ihtiyaci var ki” diyor. “O nedenle onlar bizden cok daha mutlu”. Gabriel bir nevi Tristen karakteri gozumde. Dogayla butunlesmis Brad Pitt. Yani kal dese, kalirsin. Ormanlarda yasar, 30 cocuk dogurur, pilav filan yaparsin. O model bir guzellik. Istanbul’a gel, seni artist yapayim dicem de, yemez. Cocuk huzuru daglarda bulmus. Otesine ihtiyaci yok.

Ve dunyanin en yuksek selalesi Angel Falls. Adini 1937 yilinda kesif gezisi yaparken ucagi dusen pilot Jimmy Angel´dan aliyor. Neredeyse 1 km yuksekliginde. Gittik mi, gittik. Ahanda, kaniti yanda:)

Gezinin surprizi Kibrisli Umran ve annesi Ayla abla. Bolivar’da vedalasirken cantama yiyecekler koyuyorlar, ac kalmayayim o gece diye. Bu sevkatin bende yarattigi deprem simdi sizlere nasil aciklanir? Her daim kapim, yuregim onlara acik.

Venezuela’daki son duragim Brezilya sinirindaki kasaba, Santa Elena.
Her gezginin ruyasi Roraima dagina gidiyoruz Frank ile. Turist grubunu 6 gun surecek tirmanisin baslangic noktasi olan Indian koyune birakip Gran Sabana’nin derinliklerine daliyoruz. Frank benim Lubnan asilli rehberim. Kim rehber, kim musteri belli degil. Gun boyu off road araci ben kullaniyorum. Frank efendi selalelerde serinliyor, muzik dinleyip, sarkilar soyluyor, dans ediyor. Bunlarda bir genislik var ki, evlere senlik.

Ruzgarin sesi, topragin kokusu, dogadaki binbir renk...
Bunlar mutlulugun resmi degilse nedir simdi?

3 yorum:

NEW YORK MUHTARI dedi ki...

ozlemmmmmm allahim bu ne guzel bir yazi, resimler de superrrrr. her postundan sonra iki haftalik tatilimi tamam suraya gideyim diye degistiriyorum bak haberin olsun. Simdiki rotam venezuella olsun ama dur bakalim daha guzel yerler gorur ve bizlerle paylasirsan, doneklik yapar, venezuellayi bir kalemde satarim haberin olsun..

kader dedi ki...

özlemcim seni kızdıran ne bilmiyorum ama bir an o densizler yüzünden artık senden ve maceralı yolculuğundan mahrum kalacağım diye üzülmüştüm neyse ki döndün seni okadar çok takip eden varki çevremde hepsi de sana hayran yüreğine sağlık çok öptüm

ümit dedi ki...

Harika bir gezi, muhteşem fotoğraflar ve çok güzel bir yazı...
teşekkürler.