28 Haziran, 2007

kendi içimde buldum, bütün dünyalarımı

By Varol D.
ayaklarımı ekvatora
belimi kutuplara yasladım
kulaklarım geçti
greenwich meridyeninden
bir kelebeği öptüm
and dağlarında
bakire kızlar puro sararken
santiago'nun bağrında
taklamakan çölünde
serabını gördüm atlas'ın
ve daldım hoyratça içine
bütün mercanların
isfehan'da bıraktım
ruhumun kara şalını
ve tam 1257 metrede kokladım
özgürlüğümün erik tadını
uzadı gölgelerim
kapladı kanyonları
serinledi gölgemde
kutup dişli bir velet
serip ayaklarını
peninsula valdes'te
bulut oldum bembeyaz
indim oradan yağmurla
yıkadım caracas'ı
belimin çevresinde
meridyenler dönerken
ezbere puma geçti
kalbimin ekseninden

bilmiyordum gerçekten
dünyada aradığımı
kendi içimde buldum
bütün dünyalarımı

(Yaaa, çok sevdim dedim!)

Varol'un sipariş üzerine benim için yazdığı bir şiir daha var ki; bundan sonra düşünmeden pilav yeme lüksümü elimden alıyor:)


bir tencere dolusu
yalnız, üzgün pilav
içinde benim
pirinçlerim var
taşlarını kendime
mutluluğunu sana ayırdım
tam 100 derece
öz suyumda kaynattım
kalbimin üstünde
soğumaya bıraktım
tadına bile bakmadın
yüzüme bile bakmadın

bir tencere dolusu
gözü yaşlı pilav
içinde kırık dökük
pirinçlerim var

14 Mayıs, 2007

tales of a turkish princess

by Stephen Hall


Destiny is decided in mysterious ways. It was a chance encounter with a German orthopedic surgeon who had a love story that forged my friendship with a Turkish princess. I met the Princess and the surgeon when we were seated together at a restaurant in Ecuador. While we dined, the surgeon opened his heart to us and shared his painfully long sage of unrequited love… For the last 15 years he has been secretly in love with his cousin (multidimensional issue). They were very good friends but he never found the courage to tell her that he loved her. The Princess and I spent hours encouraging him to relieve his constipated heart. We later found out that he took our advice. It turns out that she also had a secret, she was in love with another man. I see therapy in his not so distant future. The Princess and I bonded over the surgeon´s story. We decided to set out on a mission to Colombia to help others who were lost in love.

Ozlem was the definition of a Turkish Princess. Prior to South America, she had only been on luxury vacations. She traveled with a giant red 30kg suitcase that was full of everything a modern traveler could want, but not carry. On the other hand, she was the same age as me, quit her job, and headed blindly to a place she knew absolutely nothing about. For this I could relate. It became painfully obvious that she needed a servant if she was going to survive this trip. And so began her search for a boy to carry her luggage and light her cigarettes.

I lost count of the number of times I heard her say "Poor Ozlem!” or “I’m going to die!" as we traveled along the most dangerous road in Colombia. Fortunately for us the Colombian government, paramilitary, and guerrillas have agreed that tourism is a good thing. Instead of being kidnapped and an ear being mailed home for random, the worst case scenario was that the bus would be high jacked, robbed, and burned. She made it over this hump but it wouldn’t be the last. Her solution was to fly but whether she liked it or not, even she had a budget. Our next bus got trapped behind a cattle truck on a muddy jungle road. The princess stood in the mud for hours, smoking, and god forbid, lighting her own cigarettes.

Accommodation was not always easy to find, especially with a boy-less princess towing her wardrobe-on-wheels along cobble roads. One time, I left her with the luggage and found a funky old colonial hotel that had baby ducks running free in the court yard. When she saw the room, her shrieks were heard by all, "I can not stay in such a place… I am going to die!" Apparently the baby ducks were not a selling point. That was the last time I was allowed to look for accommodation on my own.

When I first met the Princess, she had a small harem of young topless guesthouse boys willing to fulfill her every command. It didn’t matter if we were staying in a flea bag hotel; she always demanded 5 star service. I pitied the guys who had to carry her immense luggage up the stairs. In Bogotá, she met a man who ran a Turkish program at the University. Suddenly she was doing a series of lectures about her life and being dined and driven home by a chauffeur. The locals loved her, even though she addressed them in English. She could flirt her way through any situation with her smile and electronic Spanish translator. A lot of other travelers had never met a Turkish backpacker (if you could call her that). She kept promising to leave me, but if she had, I would have missed her.

Buses in Colombia generally don’t have AC; it’s cheaper to use refrigeration units. The constant police check points turned out to be a nice break from the cold. One night, we were stopped 3 times within a few hours. Each time the men on the bus were lined up, interrogated, and searched while the women were left alone. This special treatment made Ozlem feel even more like a princess than she already did. She took these searches very seriously. As I was interrogated, she made faces at me to make me laugh.

After a 13 hour, sleepless ride in a glorified refrigerator, we stepped off the bus to encounter our first dose of the Caribbean Coast’s sweltering heat. As we walked in a daze along the beach, we encountered a film crew for a travel show. The lady chose to interview me, but my proud smile disappeared when I was unable to answer any of her questions. I couldn’t even remember the name of the city. It made for a really stimulating interview.

After my third salsa infested country, I wanted to wear a t-shirt that said, Salsa is Dead. I hated salsa music but couldn´t escape it. We went to a gay bar is search of more refined musical taste but sadly found more salsa. It was everywhere. I can still hear the maniacal laughter of the princess as I was spun across the dance floor by a short Colombian guy who she set me up to dance with. Poor Steve.

Ozlem improved as a traveler over time. Eventually she went off on her own to see the rest of South America. It was not always an easy road to travel but it was good to have a friend to depend on and make fun of. Poor Ozlem.

26 Nisan, 2007

kadının adı yok


Endiseliydim yola cikarken. Uzun zaman yalniz seyahat ettikten sonra, sadece tek kisisini tanidigim bir ekiple yola dusuyor, buradan bakinca her an tepesinden bombalar yagacakmis gibi gorunen komsu ulkeye gidiyordum. Humeyni’nin seriatci Iran’ina. Aylarca “ozgur kiz” triplerinde gez, sonra tesetture gir. Enteresan bir deneyim olacagi kesindi.

Bir erkek ve 4 hatun; (hani bizi de sayarsak) toplam 5 kisiyiz. Basir ve haremi. Degisik yaslarda, sekil, tat ve duruslarda 4 isimsiz kadin. Ilerleyen gunlerde halkin seslenecegi sekliyle: Mr Basir & the others. Kadinin adi yok! Iran’dan kimselere adimi ogretemeden dondum.


Yola cikmadan yaptigim tek sey uygun kiyafet denk getirmeye calismak oldu. Catali gostermeyen ender sayida bluzumun kolu kisaymis. Kolu uzun olanin da "disi seni yakar, ici beni". Transparanlik diz boyu yani. Ahlak polisi duruma mudahale etmeli. Kesinlikle sinirlari zorlamis, hayal gucune hic yer birakmamisim. 3-5 seyi ustuste giymeyi akil edip, annemden aldigim sallari da bavula atinca operasyon tamamlandi.

Ucagin tum koltuklari dolup, kalkis ani gelip, var oldugu soylenen ekipteki tek tanidigim olan Mr Basir ortamlarda gorunmeyince dedim kendi kendime; herhalde o sahane espri anlayisiyla bir guzellik yapti, boyumun olcusunu aldirmak uzere beni Iran’a yalniz gonderecek. Ohh oldum. Macera yakin. Kalkisa hazirlanan ucaga Mr Basir son dakika yetisti. Ekibimizin diregi, basimizin taci, erkegimiz! Hareminin kalani da coktan ucaga binmis.

Itis kakis, gulus tanis Tahran’a vardik. Isimsiz hemcinslerim ve ben hemen kaynastik. Gece 3 civarinda vardigimiz Tahran Havalimani’nda ilk ayar: Errrrkek girisi ve kadin girisi ayri! Mr Basir bavullarini bize kakaladi. Yarasin. Kuvvet yapar!

Siraz ucagi sabah 6:50’de. Uykusuz, perperisan, kafamiza doladigimiz ortulerden zor nefes alir bir sekilde (meger boyun denen bolgemiz de havaya ihtiyac duyarmis) havalimaninda birkac saat kadar takilmaliyiz. Ben “heeyyt, yetti be” diyerek ilk saat sonunda doluyorum kafaya salimi. Otantik ozgur kizim yine; Hindistan esintili. Herkes bana bakiyor. Memnun oldum, ben de sizi seviyorum!

Mr Basir para tutusturuyor ellerimize. Huri ve ben, 12 dk’lik masaj koltuklarina kuruluyoruz. “Anlatilmaz, yasamak lazim” tadinda bir deneyim. Koltuk ayaklarimi sikiyor, sirtimi mincikliyor. Egilip bukuluyorum koltukla; canim aciyor ve gidiklaniyorum. Koltuk ve ben namunasip bir yakinlasma icindeyiz. Kikirdiyorum, oflayip pufluyorum. Mucadele bitip de koltuk diklestiginde farkediyorum, tamami biyiklilardan olusan seyirci kitlem olusmus. Halki selamliyorum.

Siraz’a sonunda vardigimizda rehberimiz Ati otele goturuyor bizi. Saftimiz kaymis ama gunler kisitli, program yogun. Hemen sari rengin hakim oldugu sehri kesfe koyuluyoruz. Adlarini ne o zaman, ne bugun asla ogrenemedigim cesitli tarihi mekani gun boyu ziyaret edip aksam 7’yi goremeden nallari dikiyoruz. Mr Basir gecelere akmis haremini uyutup.

Ertesi sabah dunyadaki en kiymetli antik sehirlerden olan Persepolis’a dogru yola koyuluyoruz. Pers Imparatorlugu’nun merkezi olan sehir, Buyuk Iskender’in gazabindan kurtulamamis, yakilip yeniden yapilmis. Iran’in tarihi ile ilgili bilgi almak isterseniz Zafer Bozkaya’nin yazisini okuyun.

Rehberimiz Behram enteresan bir adam. Onsuz kesinlikle Iran eksik kalirdi. Hafiz’in mezarinda bize ezberinden siirler okuyor. Mr Basir ve haremi iliskisi netlik kazandiginda, hepimizi sirasiyla yokluyor:"Pek hosmussun, evli misin?". Sevgili Behram, siir bilen erkeklerin prim yaptigi gunler bizim ulkede coktan tarih oldu. Zaman Calvin Klein don donemi. Pantolon biraz dusuk; egildikce boxer yukardan gorunmeli. Rengi ne kadar koyu, o kadar iyi! Siirin siir, askin ask oldugu zamanlara goturuyor Behram hepimizi. Bir seyleri ozluyorum. Anlamiyorum ama seviyorum okudugu dizeleri.

Oglen yemegi icin gittigimiz restoranda baklalar dokuluyor masaya. Gundemimiz benim uygun sekilde ortunmeyisim (Sacin gorunmemesi gerekiyorsa biz de kafamiza kep takdik, fena mi ettik?). Bir sure direniyorum ekibe; rehberi zor durumda birakabilecegim aciklamasini makul bulup teslim oluyorum. Ne zormus toplumsal baskilara dayanmak! Ertesi gun dahasinin mumkun olmadigi olcude ortunuyorum. Pişmişim, boynumda isilik cikmis, kasinti tutmus, icim sismis, gururum kirilmis, teslim olmusum...ne onemi var? Iranli erkekler, rejim, rehberlerimiz ve grup dinamiklerimiz yeniden guven altinda. Su kirbac olayina giremeden donecegim kesinlesti bu teslim olusla.

Isfehan’da fantazilerimi gerceklestirmem icin cesitli firsatlar daha doguyor. Girdigimiz kafede “kadinlar sigara icemez” yazisini gorunce celalleniyorum, hemen yakiyorum bir sigara. Garsondan da kustah bakislarla ates ve kultablasi istiyorum. Adimi soran yok, ama en azindan sigara icebiliyorum!

23 Nisan’da Ermeni Kilisesi’ne gidince gorduklerim fazlasiyla kiskirtici. Ermeni Cemaati (Isfehan’da 10 bin kadar nufuslari varmis) 24 Nisan’da Turk Hukumeti’nin soykirim iddialarini kabul etmesi icin miting duzenleyecekmis. Ben de miting’e soyunma eylemi ile katilsam; soykirim iddialarina, kuresel isinmaya, adimin olmamasina ve daha pek cok seye karsiyim desem... Iran’da linc edilsem, basima isler gelse, hapislere dussem... Yemedi. San sohret ve kahramanlik sansini teptim. Ermeni miting’i yerine Isfehan’i kesfe koyuldum.


Ne guzel bir sehirsin Isfehan!



Secilmis olaylari bu uslupla yazinca ortaya sevimsiz bir tablo cikiyor belki. Ama oyle degil durumun asli. Tum kizsal gerilimlerime ragmen Isfehan’da cok mutlu, cok huzurluydum ben.

Sehrin en guzel oteli olan Abbasi’nin bahcesinde cicek kokulari arasinda tembel tembel mayisirken...


Aksam cayevinde mecburen kahve esliginde yeni dostlarimin ic dunyalarina yolculuk ederken (liseli kizlar gibi ufak ufak kikirderken sessiz olmamizi buyuran garsonu dovmek istedim, o ayri)...

Isfehan’in meshur kopruleri ustunde gruptan ayrilip hayallere dalmisken...




Ne zaman tuttursem en cok Kolombiya’yi ozleten nargile keyiflerinde...





Benimle resim cektirmek isteyen genclerin arasinda (Evet, evet. Bende star isigi var! Onlarca kisinin albumunde fotografim var artik)...




Carsi pazar dolasirken "yurdumdan insan manzaralari"nin aynilari ile karsilasinca...

Mutluydum, huzurluydum ben.
Ozlemedim evimi.





Son gecemizi Tahran'da Ali Reza ile gecirdik. Harika anilar, yeni dostluklar ve "bizim" olmus yeni bir cografyayi cebimize katarak coplugumuze donduk. Her cesit on yargiyi, korkuyu arkanizda birakin. Dogunun gizemini, derinligini, felsefesini anlamak icin komsuya ziyaret yapin.


Bugun 1 Mayis; Iscinin ve Emekcinin Bayrami!!
On aylik aradan sonra is hayatina donecegim gun. Ne ironik degil mi? Kader utansin:)
Iyi ki yaptim su seyahatleri.
Iyi ki.

sairler sehri şiraz






Rindlerin Olumu

Hafız’ın kabri olan bahçede bir gül varmış;
Yeniden her gün açarmış kanayan rengiyle,
Gece, bülbül ağaran vakte kadar ağlarmış
Eski Şiraz’ı hayal ettiren âhengiyle.

Ölüm âsude bahar ülkesidir bir rinde;
Gönlü her yerde buhurdan gibi yıllarca tüter.
Ve serin serviler altında kalan kabrinde
Her seher bir gül açar, her gece bir bülbül öter.

Yahya Kemal Beyatli







Sormaz ki bilsin,
Sorsa bilirdi.
Bilmez ki sorsun,
Bilse sorardi.

Sadi


Yel eser, umutlar savrulur gider;
Sensiz, bensiz kalır bağlar bahçeler;
Altın gümüş nen varsa harcamaya bak!
Olür gidersin, düşmanın gelir yer.

Omer Hayyam




Biz gamsız sarhoşlarız, aydın karanlıklarız
Hem kadehle solukdaş, hem ayrılıklarız!
Sevgilinin kaşları eğdi kaderimizi
O günden bugüne dek düşmüş yaratıklarız.
Ey gülüm, sen daha dün parçaladın göğsünü
Ama biz ta doğuştan kızıl şakayıklarız!
Lale gibi ortada yalnız kadehi görme
Şu yaramıza da bak, gör nasıl aşıklarız.
Şiirdeki renge, hayale bakma Hafız,
Sadece boş levhayız, dokundukça çınlarız

Hafız-ı Şirazi

iran, dogudaki yeni sevgili


Genellikle ben gectigim topraklara sonradan asik olurum. Simdi hafizamda kalan karelerin coskusuyla Iran’i ogrenmeye calisiyorum. Sanki Iran'a dogru atilacak her adim, kendime dogru atacagim bir adim. Siirini okuyasim, tarihini inceleyesim, asik olasim var.

Iran, dogudaki yeni sevgili.

20 Nisan, 2007

iran yollarinda

Sonunda yeniden yollara dusuyorum. Birazdan Tahran'a kalkan ucaga binecegim. Yine yeni yeniden havaalanindayim:) Tahran, Isfehan ve Siraz'dan olusacak kisa bir seyahat bu. Asli kiligimi gorunce beni iceri almayacaklarina kanaat getirdi. Pansiyon'un gardrobunda mutaasip bir kiyafet yokmus. Ne yapalim yani, gitmeyelim mi?

B Planim hazir. Beni almazlarsa aynen Urdun'e gidiyorum. Beni kimse eve gonderemez su dakika.

Sevinin kucukler
Ovunun buyukler
23 Nisan kutlu olsun

Laylaylom

Yasasin!
Ben yine yollarda:)
...

12 Ocak, 2007

yarı dünya seyahatimin özeti


Hatirlarsiniz, bu blog bir seyahat blogu olarak baslamamisti. Dost meclisinde Pansiyon ismiyle anilan evimin internet subesiydi. Blog ile birlikte hayat da surprizini yapti, 2006’nin yarisi yollarda gecti.
Binlerce kilometre yaptim; Kanada'dan, dunyanin en guneyine, 12 ulkeyi astim. Gittigim yeni sehirlerden daginik daginik yazarken seyahat notlarimi, soruyordunuz hep:

Nereden nereye gitmekteydim ben?

Istanbul-New York-KANADA (Toronto-Montreal-Quebec City-Montreal)-ABD (Atlanta-Miami)-JAMAIKA (Montegobay-Negril-Montegobay)-ABD (Atlanta)-EKVATOR (Quito-Latacunga-Saquisili-Otavalo-Tulcan)-KOLOMBIYA (Popayan-San Agustin-Bogota-Medellin-Cartagena-Santa Marta-Maicao)-VENEZUELA (Maracaibo-Caracas-Morrocoy-Caracas-Ciudad Guyana-Ciudad Bolivar-Canaima Ulusal Parki -Angel Falls- Ciudad Bolivar-Santa Elena- Gran Sabana)-BREZILYA (Boa Vista- Manaus- Amazon- Manaus-Brazil-Salvador-Morro de Sao Paulo- Salvador-Rio de Janeiro-Iquazu-ARJANTIN (Buenos Aires)-SILI (Santiago de Chile-Valparaíso-San Pedro de Atacama)-BOLIVYA (Uyuni-La Paz)-PERU (Puno-Titicaca Golu-Cusco-Machu Picchu-Cusco-Lima)- ARJANTIN (Buenos Aires)-URUGUAY (Colonia de Sacramento-Montevideo-Punto del Este)- ARJANTIN (Buenos Aires-Puerto Madryn-Peninsula Valdes-Rio Gallegos-Ushuaia-Tierro del Fuego Ulusal Parki- El Calafate- Los Glacieres Ulusal Parki ve Moreno Glacier- Buenos Aires)-ABD (Atlanta-New York)-Istanbul.


Sahi niye çıkmıştım bu yolculuğa?


Benim icin bile ani bir karardi yola cikmak, biliyorsunuz.

Her zaman ‘ote tarafta’ neler oluyor, neler yasaniyor merak etmistim ve hep dunyayi gezmeyi hayallemistim. Yine de bu hayali şu yaşlarda gerceklestirmek çok ihtimal dahilinde gorunmuyordu. Ogrenciyken inter-rail ile Avrupa seyahati yapmistim. Calisma hayatina basladiktan sonra da buldugum 3 gunden uzun her tatili, yurtici ve yurtdisi seyahatler ile degerlendirmistim. Dunya kısa tatillerle gezilemeyecek kadar buyuktu. Ogrencilik yillari treni kacmisti. Bir hayat kurulmus, is-guc sahibi olunmustu. ‘Baska bir baharda isler yavaslayinca’, ‘Piyango cikinca’, ‘Hayat garanti altina alininca’, ‘Makul bir yol arkadasi bulununca’ vb onkosullarin gerceklesmesine baglanmisti benim dunya seyahati.

Agresif bir sekilde is hayati icinde kendime yer acmaya calistigim uzun yillardan sonra her seyi bir sure icin dondurmak ve ‘serserilik’ yapmak, hayallerimde varsa bile planlarimda yoktu kisaca.

Bir gun!... Pilim bitti. Beni yakin gecmise kadar mutlu eden seyler mutlu etmemeye, yillardir ugrasarak yarattiklarim degerli gelmemeye ve enerji uretememeye basladim. Tikanmistim. Hayatimin duraklama doneminde, yelkenlimin ruzgarlarini sisirmek ve yollara dusmek icin bu buhrandan faydalandim.

Bildigimden farkli bir mucadele icine girmenin, hem de bir hayali gerceklestirirken, beni tazeleyecegini umdum.

umdum da, umduğumu buldum mu?


Hikaye aradim, hikaye oldum. Enerji aradim, enerji doldum. Huzur aradim, huzuru buldum.

Bilmedigim ulkeler ve cok guzel insanlarla tanistim. Doganin onlarca yuzunu ve muhtesem guzelliklerini gordum. Gun geldi yanardag patladi yan koyde, filmlerde olur sandigim felaketler dustu gundemime. Gun geldi hic tanisigi olmadigim okyanus dalgalariyla karsilastim, olum korkusunu tattim. Daglarda ve collerde issizligi yasadim. Once evrendeki bocek bile degilim dedim, sonra evrenin tum varligini, butunlugunu icimde duyumsadim.

Gecmisimi sorguladim. 2 kere 2’lerin 4 etmeyislerine, kurdugum denklemlerin cokuslerine sahit olmustum. Sindirdim tum bunlari. Uzerine su ictim. Tum kazik atanlari ve kendimi affettim.

Sonra her seyin aslinda insani adim adim bir yere hazirladiginin bilincine vardim. Olan her seyin bir nedeni var gibi gorunuyordu, sasirdim. Telasliydim cok hayatta. Duruldum. Sakinlestim.

2007’ye hayatimin her alaninda belirsizliklerle girdim. En belirsiz yilim benim. O yuzden de cok heyecan verici.

Yine soyluyorum hayatimin donum nokta sarkisini icimden, bagira cagira... Nesem, enerjim, pozitifligim halen dorukta:)

Hadi hazirlan eskileri terketmeye / Hadi hazir yuregim, yenileri farketmeye / Ve kulagim ayak sesinde / Biliyorum / Yola ciktim, coktan, yoktan geliyorum!

“Sen evrene gulersen, evren de sana guler” (mi?)
Bekleyip, ogrenme zamani !

15 Aralık, 2006

burasi kadikoy, buradan cikis yok


Futbol takipciligini, bir takimin taraftari olmaktan keyiflenmeyi, takimin galibiyetiyle mest olup, yenilgisiyle eziklik duymayi birakali cok oldu. 20'li yaslara kadar erkekler arasinda yer bulmak icin kacinilmaz eglencelerden biriydi bu. Az maca gitmedim, az tezahurat etmedim, az dovusmedim, az spor sayfasi okumadim gencken. Son yillarda ise acikcasi ilkel buldugum ve hatta biraz asagiladigim bir durumdu, bu derece tutkuyla taraftar olma, kendini o takimla ozdeslestirme hali.

Yurduma gelir gelmez yapacagim ilk seylerden biri Fenerbahce macina gitmek mi olacakti (Henuz Bogaz'da yurumemis, arkadaslarimin cogunu gormemis iken)? Ben kim, Fenerbahce maci kim? Hem ben Galatasaray'liyim. Sevdiklerimi gorecegim icin ya da futbolun cok onemli oldugu bir kitadan henuz memlekete donmus, orada bol bol futbol muhabbetine sahitlik etmis, Maracana'da mac seyretmis biri olarak, belki de Alex'in dedigi 'compare & contrast' icin gittim. Itiraf ediyorum: Cok eglendim!

Pek heyecanli bir macti. Taraftarlar da bizimkilerden iyi olmasin, gercekten basarili. Kisik olan sesim bir miktar daha kisildi. Bol bol islik caldim. Yuuhh diye bagirdim filan. Iste karsilastirma: Bizim taraftar Brezilyalilari da, Arjantinlileri de kesinlikle dover. Bir gol attik, 3 kisi tepemde. Kafamdan sapka uctu.

Yani manyak olmayalim, dozu abartmayalim, su futbol hic fena bir spor degil seyretmek icin. Hele bayik beyzboldan sonra.

Raki guzel, kebap guzel, futbol guzel.
Hosgeldim memlekete! :)

12 Aralık, 2006

varan 3: pansiyon istanbul'da

Gozumun nuru Istanbul, gozumun nuru Pansiyon, gozumun nuru dostlarim...

Arkadaslarim is-guc dememis gelmis P.tesi alana beni karsilamaya. Hizli tarafindan bir aile ziyareti, sonra Haf. tarafindan toplanip Pansiyon'a transfer. Dostlarin biri gidiyor, biri geliyor. Gece sabaha kadar muhabbet. Oglen Onur dayandi kapiya, ittir kaktir uyandirildim. Omlet yapti, gitti. Gun boyu kabul surdu. Aksam icli kofte, yogurtlu beyti, parmak lahmacun:)

Konusmaktan sesim kisik, tam olarak mutlululuk maymunu oldum. Haftasonu kisa bir tatil yaptim geldim sanki. Yok yok. Hic gitmemis gibiyim. Billahi hatirlamiyorum bi sey! Gelmeyin dedim ustume.

Nasil biraktim gittim?
Su dakika ona inanamiyorum ben!

10 Aralık, 2006

varan 2: pansiyon new york'ta

Feci patladim arkadaslar!:)

Yani hani ustumde su pozitiflik olmasa, coktan salya sumuk olmustum. Washington DC'ye mecburi inis yaptik. Ucak bozuldu ve NY'tan Istanbul'a kalkan ucagi kacirdim. 2.5 saatlik yol, cikti 7.5 saate.

Su dakika kalacak yerim yok (En ucuz otel 190$), karnim ac, gozlugumu kaybettigim icin gormez haldeyim, bavulum kayip. Ustune ustluk Istanbul'a gidemedigim icin haftasonu, herkesi topluca gorme sansini da kacirdim.

Bu bir test, biliyorum. Ondan hala sakinim! Perdenin arkasindan biri beni izliyor, bakalim simdi napcak diye:)

09 Aralık, 2006

varan 1: pansiyon atlanta'da

Gidememeye hazirlanmistim. Diyordum kendi kendime, "En kotusu ne olur? Toplar bavulu aynen donersin otele. Hem Cape Town'dan kanka yaptin. Otelin gorevlisi de asik gibi. Tasitmaz koca bavulu. Sorun var miymis? Yokmus!"

Hikayemin basini bilmeyenler su dakika niye vatana donemedigimi de tam anlayamamistir. Durum ozetle su: Delta Airlines'in calisan yakinlarina sattigi ucuz bir biletle yolculuk etmekteyim. Ucuz etin yahnisi, ucakta ancak yer varsa ucaga binebiliyorsun. Sorun su ki, ucakta yer olup olmadigi, ucagin kalkmasina 10-15 dk kala belli oluyor. Sen bu arada tum kontrolleri, check-in islemlerini, havalimani vergi odemelerini vs yapmis, 3 saat harcamis oluyorsun. Isin hazin bolumu, bunca efordan sonra "Kusura bakmayin, sizi ucaga alamiyoruz demeleri".

Aylardir yollarda olmanin verdigi guven ve son gunlerde kazandigim her seye pembe gozlukle bakma yetenegiyle, Persembe gecesi ucaga binemeyince, aptal aptal gulumsemis ve "Vardir bi hikmet!" demistim.

Cuma aksami (dun yani), yine saatlerce takildik kuyruklarda. Persembe ucaga binemeyen yolculara bir de yeniler eklenmis. Olmusuz 17 kisi. Boyle durumlarda ucaga ilk kimin alinacagini calisanin kidemi belirliyor. O da yasla gelen bisey. Yani benim biletin kidemi muhtemel kotudur.

Durum aciklandi; 17 kisiden sadece 5 kisiyi aldilar, icinde benimde oldugum kalanlara nanik dendi (Persembe garibanlarinin tamami yine patladi). Hemen herkes aglamaya basladi. Amerikan tavirlari devreye girdi: Mudurle gorusmek istendi (Turkiye'de "Sen benim kim oldugumu biliyorsun" davranis kalibi varsa, ABD'de de "manager gorusmesi" var. Cok eglenceli). Tum bu kargasa icinde bende ayni anlamsiz siritma. "Canim daha yasanacaklar var demek" sukuneti:) Bu hali "kiz Buenos Aires'e bayildi, donmek istemiyor" seklinde yorumlamayin sakin. Baska bir hal. Gereksiz bir pozitiflik var uzerimde. Zekami filan kaybetmis gbiyim.

Ben oyle ortamlarda takilip, insanlarla konusurken, inanilmaz bir sey oldu. Ucus hakki cikan 5 kisiden 2'si ortada yok. Herhalde bir vakit umutlarini kaybedip gitmisler. Sirayla kidemlerine gore kalan yolculari anons etmeye basladilar. Ben geyik yaparken, kalanlar da alandan ayrilmis. Koltuk bana kaldi. Hohoyt!:) Kostur kostur bindim ucaga, son kisi olarak. Bir sey hissedemeden koptum kitadan. Sagolsun bir de business ucurdular. Film, yemek, icmek derken Atlanta'ya varmisim bile. Bitli hostelden cikip gelmistim. Hayat iste! Bir gun yerde, obur gun gokte.

Simdi Atlanta'da NY ucagi icin ayni sancili bekleyis surmekte. Icimde bir his, bugun hem NY, hem de Istanbul ucaginda yer bulacagimi soyluyor. Bulamazsam da sorun yok. Starbucks'in oldugu bir ulkedeyim. Niye sorun olsun ki? :)