25 Mayıs, 2006

to do list olayları

İş hayatına ara verip, biraz kafayı dağıtacaktım hani? Yollara vuracaktım kendimi… Yıllardır büyütmek için uğraştığım hayatımı, kendime kendimi ispatladığım noktada, küçültmeye çalışacaktım. Bi terlik, bi don değilmiş olayımız. Sanırsınız milyon dolarlık lansmana hazırlanıyorum. To do listem uzadıkça uzadı, sayfalar doldu taştı.

Aynı anda on kitap okumaya, gideceğim ülkelerde kanka yapmaya, seyyahlardan yol ve hayat üzerine ipuçları yakalamaya, yine de aldığım parayı az biraz haketmeye, kılından tüyüne, aşısından ilacına, check up’ından sigortasına, eşya ve ev operasyonundan zartına zurtuna ne çok düşünecek şey varmış.

Geçen yıl motor ehliyeti almaya çalışırken enselenmiş, dört gözlüler grubuna dahil olmuştum. Grand Canyon semalarında helikopter sefası yaparken yarısını bıraktığım gözlüğüm kriz anlarında işimi de görüyordu. Ne gerek vardı ki gözlüğe? Aptal lensleri takayım derken de gözümü çıkarmaktan kıl payı kurtulup az görürüm demiştim. Takılıp gidiyorduk az gören göz ve ben. Kazın ayağı değişti. Onca yol katedip az biraz mı göreyim şimdi? Barda göz kırpan latinleri (İspanyolların kulakları çınlasın! Yazma biçimleri nasıl da değişiyor kültürden kültüre) ıskalamak olur mu? Dünya erkekleri yazı dizisini kim yazacak sonra?

Yuvarlana yuvarlana yaşıyorduk. Mutluyduk göbek ve ben. Gelsindi kebaplar. Ohh’du. Dünyanın en şişko backpacker’ı mı olayım şimdi? Hem interrail deneyimimden biliyorum. Onlarca saat 80 litrelik çanta ile yürümenin sonu, Naim Süleymanoğlu.

İte kaka yaşıyorduk işte. Yılda 2 kere filan boğazda yürüyorduk. Bu spor var ya, benim tüm sülaleye yeter! Onca sene dinlendik, herhalde yorulmayız di mi yollarda, ayacıklar ve ben.

Canım, anlamıyor olabilirim tablet PC’sinden, IPOD’undan, kamerasından. Kul sıkışmadan hızır yetişmez. Öğreniriz yolda, kılavuzları ne için yapmışlar hem(Kırmaz ya da çaldırmazsak tabii takım taklavatı)?. Haaa, daha almadık mı? Alırız yavaş yavaş… Hızlı gidersen, ruhun arkada kalıyormuş hem.

Vize mi, ne vizesi? Hangi birini alayım. Benim açamayacağım kapı yoktur abii.

Canım İngilizce biraz var işte, İspanyolca hiç yok. Hem Türk’ün Türk’ten başka dostu da yoktur. Benim atalarım Yakutz’dan kalkıp gelmiş. İspanyolca mı biliyorlardı. Haftaya başlarız bi kursa; onu da öğreniriz işte gitmeden, küçük dozda.

Az biraz işim kaldı. Onu da yapiim, tamamdır işim.

(İç ses: Var ya, git ananların yazlığına konuçlan. Gitmişsin gibi de e-mail filan atarsın millete. Paracıklarında cebinde kalır. Zaten döviz almış başını gitmiş. Her gece bira, patates. Mis, mis. Internet çağında ne gezmesiymiş canım. Her şey ekrandan anlaşılıyor hem. Bizim memlekete de her çeşit dünyalı geliyor. Onlarla takıl işte. Hehe…)

3 yorum:

Adsız dedi ki...

"Hızlı gidersen, ruhun arkada kalıyormuş hem."

Hımm, okuldaşın kitabı da (pardon, seyahat günlüğü demeliydim!) okunmuş ... Hazırlıklar süper..

Ama bence gitme

K.A.L

(K, Kızgın oluyor)

Alija Izzetbegovic dedi ki...

Ozi, ne zamandir ilk defa sitene baktim, carsamba gunu balayindan donduk, fethiye'nin faralya koyundeydik. Sana da tavsiye ederim oralari, destegin icin tekrar tesekkur ederim. En kisa zamanda goruselim, ben de gezmek istiyorum.

Hafiye dedi ki...

Ali supersin. 'Balayindan dondum. Ben de gezeyim senle' mi diyosun? Bitti mi yani? Ahhahaha.